İçeriğe atla
Zuhruf 15Cüz 25 · Sayfa 490

Zuhruf Sûresi 15. Âyet

الزخرف

Sohbete sor

Ve ce'alû lehu min ‘ibâdihi cuz-â(en)(c) inne-l-insâne lekefûrun mubîn(un)

Böyle iken ("melekler Allah'ın kızlarıdır" demek suretiyle) kullarından bir kısmını O'nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.

Zuhruf Sûresi

Âyet-i kerime mealde görüldüğü gibi iki kısımdır. İlk bölümde Allah’ın halk ettiği kullardan bir kısmını onun bir cüzü-parçası saydılar. Allah (c.c.) tektir ve bölünme kabul etmez. Beşeri, nefsani, vehimi ve hayali anlayış ile bunun anlaşılması mümkün değildir. “Rabb” “Esmâ” “Rububiyet” mertebesi idrak ve yaşantısının hakikati orada oluşmadıktan sonra o geçmiş veya bugün fark etmez. Nasıl roma tanrıları yarı ilah yarı insan anlayışı vardı. Hristiyanların uydurmaları ile İsâ (a.s) ın Allah’ın oğlu olduğu şeklinde düşünüp düşünüp tasavvur etmeleri hala bugün onların etkisi altındadır. Geçmişte ve günümüzde olan hayali tarikat anlayışı ile Allah’ın kulu olan kişilere gavslık, kutupluk anlayışı içinde haşa Allah’ı vasfı verilmesi buna misaldir. Allah, Allahlığını kimseye vermez. Gavs ve kutuplar hakikatte Allah, Rahman ve Rahiym esmâlarıdır. Kendini, nefsini, rabbini ve Allah (c.c.) tanıyan, idrak eden kullar ise Allah c.c. ehli kimselerdir. Ve o mahalde ibadet – ubudete dönüşür ve Hakk’ın fiili olur. Görüldüğü gibi burada cüz falan yoktur. Aslında âlemde Hakk’tan başka bir şey yoktur. Ama perde kaklmadı mı? Her şey vardır?

insâne lekefûrun mubîn” İnsan apaçık örten gizleyendir. “Örtüp gizlemek” nasıl çiftçi tohumu örtüp gizler. Örtmese kurda kuşa yem olur. Açıkta kaldığı için gelişimini tamamlayamaz, ya çürür, ya da urur. Hayvanlarda yiyecekleri başkalarından korumak için, daha sonra ihtiyaç olur diye örtüp gizler.

İnsanda örtüp gizler? Neyi örtüp gizler? Tabii “hakikati” cevabını duyar gibiyim. Biz ama biraz daha derinlemesine bakmaya çalışalım. “lekefûrun” hecelerek bakarsak “Le” “Ke” “Fûr” hecelerinden oluşuyor. “Le” “için” takısı “kefûr” kelimesinin önünde gelmitir. “Ke” “Senin” ve “Fûr” Arapça sözlükte kürk ve Arapça frc kökünden gelen farūc veya furūca(t) "kaftan, cübbe" sözcüğünden alıntıdır.[22]

Akşehir'in beyleri Hoca'yı yemeğe davet etmişler. Hoca nereden bilsin; davete, günlük kıyafetiyle katılmış. Katılmış ama ne hoş geldin, ne sefa getirdin diyen var. Herkes, allı pullu kıyafetlilere el pençe duruyormuş. Hoca, bir koşu evine giderek, sandıktaki işlemeli kürkünü giyip yemeğe geri dönmüş. Az evvel hoş geldin bile demeyenler, önünde yerlere kadar eğilmişler. Hoca'yı, yere göğe sığdıramayıp başköşeye oturtmuşlar. Kuzunun en hasını önüne koymuşlar. Herkes Hoca'nın yemeğe başlamasını bekliyormuş. Hoca, bir taraftan kürkünün kolunu sofrada sallamaya, bir taraftan da "Ye kürküm ye, ye kürküm ye!" demeye başlamış.

– İlahi Hoca, demişler, kürkün yemek yediğini kim görmüş?

Hoca taşı gediğine koymakta gecikmemiş:

– Kürksüz adamdan sayılmadık… İtibarı o gördü, yemeği de o yesin.

Bu işin latife tarafıydı. Mevlânâ hazretlerinin dediği gibi her latife altında ciddiyet vardır. İz-Efendi Babamın dediği gibi de Her latife altında latiflik vardır. Latif hal-haller vardır.

“Cübbemin altında Allah'tan başkası yoktur” sözü de Bâyezîd'e Bestami hazretlerine atf edilen bir sözdür.

Kişininde bedeni onun perdesidir. Gaflette ve inkarda olan sakladığı Hakikat-i, Hakk’ı bu perde ile örter gizler.

Hakikat ehli ise kendinde bulunan hakkı bu beden perdesi ile ağyardan (gayriyette) gizlerler.

Bir gün iki Arif akşam namazına gitmiş. Hoca birinci ve ikinci rekatta sehven “Kafirun” sûresi okumuş. Namaz çıkışı biri diğerine hoca ne okudu duydun mu? Diye sorunca evet duydum birini sana birini bana okudum demiştir. (Murat Derûni)