Evemen yuneşşeu fî-lhilyeti ve huve fî-lḣisâmi ġayru mubîn(in)
Süs içerisinde (narin bir biçimde) yetiştirilen ve tartışmada (delilini erkekler gibi) açıklayamayanı mı Allah'a isnad ediyorlar?
Yoksa onlar, süs ve zinet içerisinde yetiştirilip de mücadelede erkek gibi kendisini savunmaya açık olmayan kızları mı O'na isnad ediyorlar?
Bu ayet, süs içinde büyütülen ve tartışmada yetersiz kalan varlıkların ilahlık iddialarını reddederken, 'yetiştirilme', 'süs' ve 'çekişme' gibi kavramlar üzerinden bir karşılaştırma sunmaktadır. Ayet, kadınların ilahlaştırılmasına yönelik bir eleştiri olarak da yorumlanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Neş'et (نشأة), bir şeyin başlangıcı ve ortaya çıkışı anlamına gelir. 'Yüneşşeü' fiili, bir şeyin tedricen büyütülmesi, geliştirilmesi ve terbiye edilmesi anlamında kullanılır. Ayetteki bağlamda, süs içinde büyütülen, nazlı ve narin bir şekilde yetiştirilen varlıkları ifade eder, bu da onların ilahlık vasfına uygun olmadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Neş'e (نشأة), bir şeyin varlığa gelmesi, ortaya çıkması ve gelişmesidir. 'Yüneşşeü' fiili, özellikle bir çocuğun veya canlının büyütülmesi, eğitilmesi ve belirli bir ortamda şekillendirilmesi manasını taşır. Ayette, süs ve ziynet içinde büyütülen varlıkların, bu yetiştirilme tarzı nedeniyle tartışma ve mücadelede zayıf kalacaklarına işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Neş'e kökü, bir şeyin başlangıcından itibaren gelişimini ve büyümesini ifade eder. 'Yüneşşeü' fiili, pasif formda kullanılarak, yetiştirilme sürecinin dışarıdan bir etkiyle gerçekleştiğini gösterir. Ayette, süs ve ziynetle iç içe büyütülen varlıkların, bu durumun getirdiği zayıflık ve acziyet nedeniyle ilahlık vasfına sahip olamayacakları vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hilye (حلية), kadınların süslenmek için kullandıkları ziynet eşyalarıdır. Ayette, 'süs içinde yetiştirilen' ifadesiyle, kadınların doğuştan gelen veya yetiştirilme tarzlarından kaynaklanan narinliklerine ve ziynete olan düşkünlüklerine işaret edilir. Bu durum, onların ilahlık vasfına sahip olamayacaklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hilye (حلية), süs ve ziynet anlamına gelir. Genellikle kadınların güzelliklerini artırmak için kullandıkları takıları ifade eder. Ayetteki kullanımı, süs ve ziynetle büyütülen, bu nedenle de tartışma ve mücadele gibi zorlu durumlara alışkın olmayan varlıkları tanımlar. Bu, onların ilahi güç ve kudretten yoksun olduklarını ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hilye kavramı, Kur'an'da genellikle dünyevi süs ve ziynet anlamında kullanılır. Bu ayette, 'hilye içinde yetiştirilme', kadınların toplumsal rolü ve estetikle olan ilişkisi üzerinden bir eleştiri sunar. İlahi kudretin ve tartışma yeteneğinin bu tür bir yetiştirilme tarzıyla bağdaşmadığına dikkat çeker.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hısâm (خصام), bir konuda karşılıklı olarak çekişmek, tartışmak ve düşmanlık göstermektir. Ayette, 'çekişmeyi beceremeyen' ifadesi, süs içinde büyütülen varlıkların, haklarını savunma veya bir konuda iddialarını ortaya koyma konusunda yetersiz kalacaklarını belirtir. Bu, ilahlık vasfının gerektirdiği güç ve kudretle çelişir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hısâm (خصام), bir mesele üzerinde karşılıklı olarak iddialaşmak, münakaşa etmek ve düşmanlık göstermektir. Ayetteki bağlamda, süs içinde büyütülenlerin, tartışma ve mücadele ortamlarında kendilerini ifade etme veya haklarını savunma konusunda zayıf kalacakları vurgulanır. Bu durum, onların ilahlık vasfına sahip olamayacaklarının bir kanıtı olarak sunulur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hısâm (خصام), bir konuda karşı taraf ile çekişmek, münakaşa etmek ve düşmanlık göstermektir. Ayette, 'gayru mübîn' (açıkça ifade edemeyen) ile birlikte kullanılarak, süs içinde yetiştirilenlerin tartışma ve mücadele anında kendilerini net bir şekilde ifade edemeyecekleri, dolayısıyla zayıf kalacakları belirtilir. Bu, onların ilahi kudretten uzak olduklarını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mübîn (مبين), bir şeyi açıklığa kavuşturan, netleştiren ve belirgin kılan demektir. Ayetteki 'gayru mübîn' (açıkça ifade edemeyen) ifadesi, süs içinde büyütülenlerin tartışma ve çekişme anında düşüncelerini veya haklılıklarını net bir şekilde ortaya koymaktan aciz kalacaklarını vurgular. Bu, onların ilahi bir varlık olamayacaklarının bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beyân (بيان), bir şeyi açıkça ortaya koymak, açıklamak ve netleştirmektir. Mübîn (مبين) ise bu eylemi gerçekleştiren demektir. Ayetteki 'gayru mübîn' ifadesi, süs içinde yetiştirilenlerin, tartışma ve mücadele anında kendilerini veya iddialarını açıkça ifade etme yeteneğinden yoksun olduklarını belirtir. Bu durum, onların ilahi bir otoriteye sahip olamayacaklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Beyân kökü, bir şeyin gizliliğini ortadan kaldırıp onu anlaşılır kılma anlamını taşır. Mübîn kelimesi, bu açıklama ve netleştirme eylemini gerçekleştiren faili ifade eder. Ayetteki 'gayru mübîn' kullanımı, süs içinde büyütülen varlıkların, çekişme ve tartışma durumlarında kendilerini açıkça ifade etme ve haklılıklarını ortaya koyma yeteneğinden yoksun olduklarını vurgular. Bu, onların ilahlık vasfına aykırı bir durumdur.
Zuhruf Sûresi
Erilik ve dişilik izafi kavramlar ve insanın bu dünya hayatında perdeleridir. “Mevlanâ hazretlerinin nice insanlar gördüm üstünde elbise yok. Nice elbiseler gördüm içinde insan yok” demesi bu beden elbisesine işarettir. Kişinin dış beden elbisesinin içinde Recüllük mü? Nisalık mı? Var hakikatte bu önemlidir. Rahmani bilgiler aslında kendilerine perdeli, hayali ve dalgalı vehimi bir şekilde nakl olunduğundan cins olarak melekleri kız olarak nitelendirdiler. Melekler insanın, âlemin ve hakk’ın emrinde görevli varlıklardır. (Murat Derûni)