Kâle eve lev ci/tukum bi-ehdâ mimmâ vecedtum ‘aleyhi âbâekum(s) kâlû innâ bimâ ursiltum bihi kâfirûn(e)
(Gönderilen uyarıcı,) "Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?" dedi. Onlar, "Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.
Zuhruf Sûresi
Gönderilen uyarıcı; bu efendimizden (s.a.v.) zahiren resül olorak gönderilmeden önce Hazreti Âdemden kendisine gelen uyarıcıları kapsamaktadır.
Alak sûresinde belirtildiği üzere “Rabbinin adı ile Oku”[29] ile Efendimiz (s.a.v.) Rububiyet-Museviyet mertebesi ile daha önce gelen Museviyet ve İseviyet mertebelerini düzetip anlatmaya başlamıştır. O zaman “Hanif” olan İbrahim (a.s.) öğretisi üzere olanlar var denilebilirler. Onlar azınlıktaydılar, Efendimiz tebliğe başladığında hayatta olanları fazla zaman geçmeden imân etmişlerdi. Ve Arap kavminin çoğunluğu müşrik anlayışı üzerindeydiler.
İşte günümüzde ise bu batında hakîkati Mûsevîyye, hakîkati Îsevîyye ve hakîkati Muhammedîyye’dir. Yâni bu mertebelerin hakîkatlerini bize haber veren elçilerdir.
Kim bu mertebelere seyrinde gelmişse bu bilgiler kendilerine haber vermektedirler. Ve İmam, Şeyh, Arif, Arifillah, Kamil İnsan kaynaklı rahman-i, aklı küll kaynaklı bilgiler kendilerine ulaştığında biz bunları bilmeyiz ve tanımayız Aklı cüz kaynaklı hayali bilgilerimize uyarız diye söylemişlerdir.
İlhami ve varidat bilgisi kaynaklı yazılan Mesnevi ve Fusus’ül Hikemi, şerh edicisi merhum Ahmed Avni Konuk beyefendi, Hazreti Mevlana ve Hazreti Muhyiddin Arabi’ye yapılan biz bu bilgileri bilmeyiz, bunları kabul etmeyiz diyip eleştiren kişilere gerekli cevapları ilgili kitaplarda gerekli cevapları vermiştir. (Murat Derûni)