Fentekamnâ minhum(s) fenzur keyfe kâne ‘âkibetu-lmukeżżibîn(e)
Biz de onlardan intikam aldık. Yalanlayanların sonu, bak nasıl oldu!
Biz de onlardan intikam aldık. Bak peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl oldu!
Bu ayet, Allah'ın inkarcılardan intikam almasını ve onların akıbetini gözler önüne sermesini konu edinmektedir. Anahtar kavramlar, ilahi ceza, inkarcılık ve bu inkarcılığın kaçınılmaz sonucunu dilbilimsel ve semantik derinliğiyle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): N-q-m kökü, bir kişiye yaptığı kötülükten dolayı ceza vermek, intikam almak anlamına gelir. Ayetteki 'fentekamnâ' ifadesi, Allah'ın inkarcıların küfür ve isyanlarına karşılık olarak onlara hak ettikleri cezayı verdiğini, bu cezanın adil ve ilahi bir karşılık olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): N-q-m fiili, bir kimseye yaptığı kötülükten dolayı karşılık vermek, cezalandırmak anlamında kullanılır. Burada Allah'ın inkarcılardan intikam alması, onların işledikleri günahların ve yalanlamaların bir sonucu olarak ilahi adaletin tecelli etmesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'intikam' kavramı, genellikle Allah'ın adaletinin bir tezahürü olarak karşımıza çıkar. İnsanların işledikleri kötülüklere karşılık olarak Allah'ın onlara ceza vermesi, bir tür ilahi adalet mekanizmasıdır. Bu ayetteki kullanım, inkarcıların yalanlamalarına karşı Allah'ın kesin ve adil bir karşılık verdiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): A-q-b kökü, bir şeyin ardından gelmek, sonu olmak anlamındadır. 'Akıbet', bir işin veya durumun nihai sonucunu ifade eder. Ayetteki 'âkıbetü'l-mükezzibîn' ifadesi, inkarcıların yalanlamalarının ve isyanlarının kaçınılmaz kötü sonunu, yani ilahi cezayı ve helakı belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Akıbet, bir şeyin sonu ve neticesidir. Burada inkarcıların akıbeti, onların yalanlamaları sebebiyle başlarına gelen felaket ve helaktır. Ayet, bu sonun ibret alınması gereken bir durum olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Akıbet kelimesi, Kur'an'da genellikle olumsuz bir bağlamda, kötü bir sonu ifade etmek için kullanılır. Özellikle inkarcıların ve zalimlerin sonu için tercih edilen bir kelimedir. Bu ayette de inkarcıların yalanlamalarının doğal ve ilahi bir sonucu olarak yaşadıkları kötü sonu anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-z-b kökü, yalan söylemek, bir şeyi yalanlamak anlamına gelir. 'Mükezzibîn' ise, Allah'ın ayetlerini, peygamberlerini ve hakikatleri yalanlayan, inkâr eden kimselerdir. Ayetteki kullanım, Allah'ın mesajını reddeden ve yalanlayanların akıbetini göstermektedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mükezzibîn, Allah'ın peygamberlerine ve indirdiği kitaplara inanmayan, onları yalanlayan topluluklardır. Bu ayette, geçmiş ümmetlerden olup peygamberlerini yalanlayanların başına gelen felaketlere işaret edilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'tekzîb' (yalanlama), sadece sözlü bir yalanı değil, aynı zamanda Allah'ın ayetlerini ve hakikatini reddetmeyi, onlara karşı çıkmayı da ifade eder. 'Mükezzibîn', bu reddedişi eylemleriyle de gösteren, dolayısıyla ilahi cezayı hak eden kimselerdir. Ayet, bu tür bir inkarcılığın kaçınılmaz sonucunu vurgular.
Zuhruf Sûresi
Bu Âyet-i kerimede zât merbesi kaynaklı âyetlerdendir.
“Fentekamnâ” “Na” biz yani zâtımız ile kaynaklı bu intikamı aldık. Faaliyet sahasında, ef’ali kuvvetlerimiz ile nefsani benliklerinin vehimi hayali ile rahman-i alı bilgileri yok sayanlardan intikam aldık… Hakkın ef’ali kuvvetleri, sel tufanı, tusunami, deprem, rüzgar v.s dır. Bunu görenler müsebbi olarak doğa olayı demektedir.
Ve devamında “fenzur keyfe” bunun keyfiyeti nasıl gördün mü? Efendimiz (s.a.v.) Uluhiyet mertebesinden risalet mertebesine bu hitap bunu okuyan ümmetinide ilgilendirmektedir. Gördün mü? Diye soru soruduğu zaman, oradaysan ve kör değilsen bu olayın keyfiyeti nedir? Nasıl olmuştur görmüşsündür-görüyorsundur. İşte derler ya her şeyide Allah (c.c.) karıştırmama lazımdır. “Biz” onlardan Kudret sıfâtımız ile onlardan intikam aldık diyor. Doğa olayı falan demiyor. Demek ki zuhur mahalinde ef’ali ilahi ilâyyiye celal esmâlarının zuhurları ile hüküm sürüyor gördün mü? Diyor. Göz var görür. Göz var, yağ tabakası önünü görmez?
Hakikati yalanlayanların esmâları mudill kaynaklı Aziz, Cabbar ve Mütekebbir olduğundan, bu esmâların hakikati onları çevlemiş-çevrelemekte ve celali halleri kendi intikam sebebi olmaktadır. (Murat Derûni) Mesnevi-i şeriften “Taksîmde edebsizlik ettin diye, arslanın kurdu te’dîb etmesi bölümün” iki beyitini faydalı olur düşüncesi ile yolumuza devam edelim.
O ser-firâz, iki reîs ve imtiyâz kalmamak için, kurdun başını kopardı.
“Ser-firâz” “ser" ile “efrâhten” masdarının emr-i hâzırı olan “fırâz” dan mürekkeb olarak vasf-ı terkibidir; başını yukarı kaldırıcı ma’nâsınadır. Rif at-i câh ve izzet ve i’tibâr ve devlet ma’nâlarmdan kinâyedir; ve mütekebbir ma’nâsına da gelir. Burada “âlî-kadr” ma’nâsı münâsibdir. Ya’nî o âlî-kadr olan arslan makâm-ı riyâsette iki vücûd ve imtiyâz ve gayriyyet olmamak için kurdun başını kopardı. Ya’nî mürşid-i kâmil, huzûrunda da’vâ-yı enâniyyette bulunan kimsenin sermâye-i enâniyyetini izâle etti.
Ey koca kurt, mademki emîrin huzurunda ölmüş olmadın; "fe'ntekamnâ minhüm" dür.
Kur’ân-ı Kerîm’de (A’râf, 7/136) ya’nî “Biz onlardan intikam aldık” âyet-i kerîmesi müteaddiddir. Ezcümle sûre-i Zuhruf da (Zuhruf, 43/25) “Biz onlardan intikâm aldık; şimdi bak ki, mükezzib olanların âkıbeti nasıl oldu?” âyet-i kerîmesi vâki’dir. Bu beyt-i şerîfde bu âyetlere işâret buyrulur. Ya’nî halîfe-i Hak huzûrunda ey mütekebbir, kendi enâniyyetini ve tedbîrim terk edip, bir ölmüş gibi olman lâzım idi. İşte ey kurt sîretinde olan mütekebbir, benim sana bu yaptığım cezâ, “fe’ntekamnâ minhüm” âyet-i kerimesinin ma’nâsıdır.[30]