Bel metta'tu hâulâ-i ve âbâehum hattâ câehumu-lhakku ve rasûlun mubîn(un)
Doğrusu onları (Mekke müşriklerini) ve atalarını kendilerine hak olan Kur'an ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırırım.
Doğrusu ben bunları da babalarını da kendilerine hak olan kitap ve gerçeği açıklayan bir peygamber gelinceye kadar faydalandırıp geçindirdim.
Zuhruf Suresi 29. ayet, Allah'ın inkarcılara ve atalarına belirli bir süreye kadar nimet verdiğini, ancak hakikat ve açıklayıcı bir elçi geldiğinde durumun değiştiğini ifade etmektedir. Ayet, Allah'ın mühlet vermesi, hakikatin gelişi ve elçinin açıklayıcılık vasfı üzerine odaklanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'metâ'' kelimesinin genellikle faydalanılan, yararlanılan şey anlamına geldiğini belirtir. 'Mettâ'tü' fiili ise, birine bir şeyden faydalanma imkanı sunmak, onu geçindirmek, ona nimet vermek anlamındadır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın inkarcılara ve atalarına dünya nimetlerinden belirli bir süreye kadar faydalanma imkanı tanıdığını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'metâ'' kelimesinin Kur'an'da dünya nimetleri ve geçici faydalar için kullanıldığını belirtir. 'Mettâ'tü' fiili, Allah'ın insanlara dünya hayatında rızık ve geçim sağlaması, onlara mühlet vermesi anlamındadır. Ayette, bu nimetin bir sonu olduğuna işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'metâ'' kavramının Kur'an'da genellikle 'geçici dünya nimeti' veya 'fayda' anlamında kullanıldığını vurgular. Bu bağlamda 'mettâ'tü', Allah'ın insanlara dünya hayatında sunduğu geçici imkanları ve rızıkları ifade eder. Ayet, bu geçici nimetin bir sonu olduğunu ve asıl hakikatin gelişini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'câe' fiilinin 'gelmek, ulaşmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'câe'humu' ifadesi, 'hak' ve 'resul'ün onlara ulaştığını, geldiğini ifade eder. Bu geliş, Allah'ın takdiriyle gerçekleşen ve bir dönüm noktası teşkil eden bir olaydır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'câe' fiilinin geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, ancak bu ayette 'hak' ve 'resul'ün gelişiyle, bir durumun ortaya çıkışını ve bir gerçeğin tecelli etmesini ifade ettiğini belirtir. Bu geliş, önceki nimetlendirme döneminin sona erdiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hak' kelimesinin aslen 'doğruluk, gerçeklik, sabitlik' anlamına geldiğini ve Kur'an'da Allah'ın kendisi, Kur'an, İslam dini ve adalet gibi birçok şeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'el-hak', Allah'tan gelen ilahi mesajı, yani İslam'ı ve onun getirdiği gerçekleri ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hak' kelimesinin zıddının 'bâtıl' olduğunu ve 'hak'kın, varlığı sabit olan, şüphe götürmeyen şey olduğunu açıklar. Ayetteki 'el-hak', Allah'ın gönderdiği dinin ve peygamberin getirdiği mesajın kesin ve değişmez gerçekliğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hak' kavramının Kur'an'da merkezi bir yere sahip olduğunu ve 'gerçeklik, doğruluk, adalet' gibi anlamları içerdiğini belirtir. Bu ayette 'el-hak', Allah'ın mutlak gerçeğini, yani vahyi ve İslam dinini temsil eder. Bu gerçek, elçi aracılığıyla insanlara ulaşmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'resul' kelimesinin 'gönderilen' anlamına geldiğini ve Allah tarafından insanlara vahiy iletmek üzere seçilmiş kişileri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'resul', hakikati insanlara ulaştıran ve açıklayan peygamberi kasteder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'resul'ün, Allah'ın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmekle görevli olduğunu ve bu görevi yerine getirirken ilahi bir destekle hareket ettiğini açıklar. Ayetteki 'resul', hakikatin tebliğcisi ve açıklayıcısı olarak vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beyân' kökünün 'açıklamak, netleştirmek, ortaya koymak' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Mübîn' ise, kendisi açık olan ve başkasını da açıklayan demektir. Ayetteki 'resulün mübîn' olması, onun getirdiği mesajı ve hakikati insanlara açıkça, anlaşılır bir şekilde tebliğ ettiğini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mübîn' kelimesinin Kur'an'da hem 'açık, belli' hem de 'açıklayıcı, beyan edici' anlamlarında kullanıldığını vurgular. Bu ayette 'resulün mübîn' olması, onun sadece hakikati getirmekle kalmayıp, aynı zamanda onu insanlara anlaşılır bir dille izah ettiğini, şüpheleri giderdiğini gösterir.
Zuhruf Sûresi
“Mübîn” açıklayan kelimesi dördüncü defa bu sûre-i şerif içinde geçmektedir. 4 ise İslâm’ın şifre sayısıdır. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet mertebeleridir.
“câehumu-lhakku ve rasûlun mubîn” Kendilerine Hakk’ı açıklayan resül haber… Hakk’el yakîn mertebesine haber gelmesi kişinin yaşantısında gelen Hakk olan haberdir. Burada salik artık ölmeden önce ölmüş ve orada var olan Hakk’tır. (Murat Derûni)