Ve-innehu fî ummi-lkitâbi ledeynâ le'aliyyun hakîm(un)
Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz'da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.
Gerçekten o bizim nezdimizde bulunan ana kitapta mevcut yüce ve hikmet dolu bir kitaptır.
Zuhruf Suresi 4. ayet, Kur'an'ın ilahi kaynağını, yüceliğini ve hikmetini vurgulamaktadır. Ayet, Kur'an'ın 'Ana Kitap'taki konumunu, Allah katındaki değerini ve içeriğinin hikmetli oluşunu dilbilimsel olarak ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ümm' kelimesinin bir şeyin aslı, menşei ve kendisinden dalların çıktığı yer olduğunu belirtir. Ayetteki 'Ümmü'l-Kitâb' ifadesi, Kur'an'ın kendisinden neşet ettiği, bütün ilahi kitapların özü ve kaynağı olan levh-i mahfuzu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ümm' kelimesinin 'asıl' ve 'esas' anlamlarına geldiğini ifade eder. 'Ümmü'l-Kitâb' tabiri, Kur'an'ın temelini oluşturan, diğer tüm kitapların kendisinden türediği ana kaynağı temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ümm' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, bir şeyin 'merkezi', 'kaynağı' veya 'temeli' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Ümmü'l-Kitâb' bağlamında, Kur'an'ın ilahi bilginin ana deposundan geldiğini ve tüm vahiylerin kökenini oluşturduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kitâb' kelimesinin 'yazmak' fiilinden türediğini ve yazılı metin anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-Kitâb' ifadesi, Allah katında yazılı olan, korunmuş ve değiştirilemez olan ilahi metni, yani Levh-i Mahfuz'u ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kitâb' kelimesinin aslen 'bir araya getirmek, toplamak' anlamına geldiğini ve bu nedenle yazılı metinlere 'kitap' denildiğini açıklar. 'Ümmü'l-Kitâb' bağlamında, bu, tüm ilahi bilgilerin toplandığı ve kaydedildiği ana levhayı ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kitâb' kelimesinin Kur'an'da hem belirli bir vahiy metnini (Kur'an'ın kendisi gibi) hem de genel olarak ilahi yazgıyı veya Levh-i Mahfuz'u ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, Kur'an'ın kaynağı olan ilahi yazılı kaydı işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'uluvv' kelimesinin 'yükseklik' ve 'üstünlük' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Alî' kelimesi ise bu niteliğe sahip olanı ifade eder. Ayetteki 'le-alî' ifadesi, Kur'an'ın Allah katındaki şerefini, yüceliğini ve değerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'alî' kelimesinin hem maddi hem de manevi yükseklik ve üstünlük için kullanıldığını açıklar. Kur'an'ın 'alî' olması, onun içeriğinin, mesajının ve ilahi kaynağının üstünlüğünü ve erişilmezliğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'uluvv' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak üstünlüğünü ve yüceliğini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Kur'an'ın 'alî' olarak nitelendirilmesi, onun ilahi bir kelam olarak diğer tüm sözlerden üstün ve yüce olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hikmet' kelimesinin 'bir şeyi en doğru şekilde bilmek ve onu en doğru şekilde yapmak' anlamına geldiğini belirtir. 'Hakîm' ise bu niteliğe sahip olanı ifade eder. Kur'an'ın 'hakîm' olması, onun hükümlerinin, kıssalarının ve öğütlerinin tam isabetli, sağlam ve faydalı olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hakîm' kelimesinin 'sağlamlaştırılmış, kusursuz kılınmış' ve 'hikmetle dolu' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'hakîm' ifadesi, Kur'an'ın içeriğinin sağlamlığını, çelişkiden uzaklığını ve her bir kelimesinin derin bir hikmet taşıdığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'hikmet'in 'eşyanın hakikatini bilmek ve ona göre amel etmek' olduğunu belirtir. Kur'an'ın 'hakîm' olması, onun insanlara doğru yolu gösteren, her türlü batıldan arınmış ve evrensel gerçekleri içeren bir kitap olduğunu ifade eder.
Zuhruf Sûresi
Burada bahsedilen “vel kitabil mübin” (ve açık kitab) bâtından zahire, çıkışa doğru, “Esma – Rûbubiyyet” mertebesi, “ilmi ilâhi”nin tafsile doğru açılmasıdır.
“inna ce’alnahü Kûr’ânen ‘arebiyyen”
“inna” → “muhakkak ki biz”
“cealna” → “kıldık - murad ettik”
“hu” → “o’nu”
“Kûr’ânen arabiyyen”→ “arapça Kûr’ân olarak”
“le’alleküm ta’kılune”, “umulur ki akledersiniz”
“ve innehü fiy ümmil kitabi”, “muhakkak o ümm’ül kitabdır.” → “Akl-ı evvel”
“ledeyna le’aliyyün hakiymün”, “yanımızda olan yüce ve hikmet dolu kitabdır.”[9]
“ İz- -T-B- ” Tekrar 2., 3. ve 4. âyeti bu izahlar ile toparlayıp tefekkür edecek olursak. Esmâ-rububiyet mertebesinden açıklaması yapılan ilmi-tafsili Kûr’ân ın açılımı-açıklamasını muhakkak mutlak zatından, mukayyed olan zâtında açılımı için murad ederek ilahi A!rabça olarak ehli için Akl-ı evvelde yanında olan ilmi ledün ve eşyanın yerli yerince kullanımı için dolu olan kitap olarak düşünülebilir. (Murat Derûni)
Vakıâ sûresi 77. âyette “İnnehu lekur-ânun kerîm(un)”
O elbette değerli bir Kûr'ân'dır. Buyurulmaktadır.
Kur'an lafzı iki türlüdür. Bir elimizdeki musaf ismi de verilen kayıtlı Kûr'ân'dır. Yani yazılı Kur'an'dır. Diğer manası ise Kûr'ân zattır. Furkan sıfattır. Yani Kûr'ân dediğimiz zaman evvela bizim aklımıza kayıtlı Kur'ân-ı Kerim harfleriyle işte yazılarıyla gelmektedir. Ama diğer tasavvufi ma'nâda Kûr'ân demek Allah'ın zatını kastetmektedir.
Furkan demek de onun sıfatlarını kastetmektedir. Eee, Kitab-ül mübin isimlerini kastetmektedir. İmam-ı mübin ise bu efal âlemindeki varlıkları ifade etmektedir.
Rahman allemel Kûr'ân bahsedilen Rahman Kûr'ân'ı talim etti. Yani Allah'ın zatından ne yapacağını öğrendi. Orada Kûr'ân bu zat Kûr'ân'ından bahsedilmektedir.
Kûr'ân lafzı iki türlüdür. Biri elimizdeki mushaf ismi de verilen mushaf sahifeler demek. Bilindiği gibi yazılmış manasındadır. Kayıtlı Kûr'ân yani yazılı Kur'andır. Diğer ma'nâsı ise zati olan Kûr'ândır. Zatın bir ismi olan Kur'andır. Furkan ise onun sıfatıdır.
Senelerce sen, Kûr'ân halık mıdır? Yoksa mahluk mudur? Bakın sorusunun cevabı hem mahluktur, hem halıktır olmasıdır. O kadar çok bunun üzerinde durulmuş ki vaktiyle yüzlerce sene Kûr'ân gerçekten halık mıdır? Mahluk mudur? Diye. Bazıları mahluktur tezini kullanmışlar. Bazıları halıktır tezini kullanmışlar. Halbuki bunun ikisinin birlikte ifade edilmesi lazım gelmektedir. Hiç iki ayrı konu ayrı ayrı isimlendirmeden ikisinin bir olduğunu anlamamız Kûr'ân'ı anlamamıza daha çok vesile olacaktır.
Senelerce süren Kûr'ân halık mıdır? Yoksa mahluk mudur? Sorusunun cevabı hem mahluktur, hem halıktır olmasıdır. Yani iki tarafta ikisinin de sözleri doğrudur. Yalnız eksiktir. Cildi kağıdı mürekkebi yönüyle mahluktur. Yaktığımız zaman yanar. Tabii âyetleri Kûr'ân-ı Kerim'i yakma ma'nâsı değil. Batıların gibi hakaret ma'nâsına değil. Kağıt yanar. Yani üstünde ne yazılırsa yazılsın. Kağıdı, mürekkebi, cildi, kapağı mahluktur. Sonradan halk edilmiştir. Kağıdı mürekkebi yönüyle mahluktur. Ancak ma'nâsı ve lafzı itibariyle halıktır. Allah'ın kendisidir. Kendi kelamıdır. Kelam sıfatıdır. Sıfatı ise zatının ta kendisi aynısıdır. Böyle olunca ma'nâ olarak halık, madde olarak elimizde tuttuğumuz görüntüye gelen tarafı mahluk tarafıdır. Böyle baktığımız zaman Kûr'ân-ı Kerim zat-ı ilahi yönünden insanlık âlemine ikram edilmiş zati bilgiler bütünüdür. O bilgilerde bir kağıda kayıtlı olduğu zaman ancak ortaya çıkmaktadır.
Yoksa Kûr'ân-ı Kerim sadece latif olarak aklımızda bulunmuş olsa unutulur, yanlış olur, yanlış okunur. Ama kayda girildiği, tespit edildiği zaman unutulması da karışması da mümkün olmamaktadır.
Şöylece küçük bir tefekkür yapalım. Acaba bu muazzam zati ikram gerçekten de Kûr'ân-ı Kerim'i Allah'ımızın Bizlere, insanlık âlemine en büyük ikramlarından bir tanesidir. Acaba bu muazzam zati ikram, evveli ve ahırı olmayan bu sonsuz gökyüzü âlemlerinde bir defa sadece bizim neslimize mi gönderildi?
Allah'ın yüce kelamı sadece bizimle konuşmak için mi halk edildi? Bütün bu en küçük aklı olan bir kimse bile buna evet diyemez.
Çünkü diğer gökyüzü âlemlerine haksızlık edilmiş olur. Allah'ımızın mübarek kitabı varsa kendi zatından ise onu gönderecek daha çok ve sonsuz muhataplarının olmaması için hiçbir ma'nâ yoktur. Biraz tefekkür ufkumuzu genişletir. Şartlanmış ön yargılardan kurtulup konuya salt bir akılla yani karıştırılmamış bir akılla, saf bir akılla baktığımızda gördüğümüz âlem manzarası çok başka olacak ve oralara daha yakın olacağımızdır. Yani uzak uzak yerler diye baktığımız âlemlere bu şekilde baktığımızda onlar bize daha yakın olmuş olacaktır ve onlara da muhabbetimiz olmuş olacaktır.
Yine Vakıa suresi 78. Vakıa sûresi bunlar için galiba çok okunuyor.
İçinde bu kadar değerli manalar var.
Kur'an-ı Kerim Türkçe okunuşu (56/78) Fî kitâbin meknûn(in) Diyanet meali korunmuş bir kitaptadır.
Elmalı Hamdi Yazır meali öyle bir kitapta ki mahfuz tutulur.
Zat mertebesi itibariyle ümmül kitapta muhafaza edilmekte. Sıfat mertebesi itibariyle Furkan ismiyle levh-i mahfuzda muhafaza edilmektedir. [10] “ İz- -T-B- ”