Efenadribu ‘ankumu-żżikra safhan en kuntum kavmen musrifîn(e)
Haddi aşan bir topluluk oldunuz, diye vazgeçip Zikir'le (Kur'an'la) sizi uyarmaktan geri mi duralım?
Siz haddi aşan bir kavim oldunuz diye Kur'an'ı size göndermekten vaz mı geçelim?
Zuhruf Suresi'nin 5. ayeti, Allah'ın insanlara olan uyarısının sürekliliğini ve aşırılıklarına rağmen onlardan yüz çevrilmeyeceğini vurgular. Ayet, 'zikr'in (Kur'an'ın) 'safhan' (yüz çevirme) ile terk edilip edilmeyeceği sorusu üzerinden, ilahi rahmet ve hidayet çağrısının evrenselliğini dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'darabe anhu' ifadesinin 'ondan yüz çevirdi, onu terk etti' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'efenadribu ankumu' ifadesi de bu mecazi kullanıma işaret ederek, Kur'an'ı tebliğden vazgeçme, onu bırakma manasını taşır. (Mecâzü'l-Kur'ân, II, 203)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'darb' kelimesinin çok çeşitli anlamlara geldiğini, ancak 'darabe anhu' şeklinde kullanıldığında 'ondan yüz çevirmek, uzaklaşmak' manasına geldiğini ifade eder. Bu bağlamda ayet, Allah'ın, inkarcıların aşırılıklarına rağmen onlara Kur'an ile uyarıyı kesmeyeceğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki fiillerin bağlama göre kazandığı nüanslara dikkat çeker. 'Darabe' fiilinin burada 'terk etmek, ihmal etmek' anlamında kullanılması, ilahi mesajın insanlara ulaştırılmasındaki sürekliliği ve vazgeçilmezliği gösterir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 185)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zikr' kelimesinin Kur'an'da birçok yerde 'Kur'an'ın kendisi' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette de 'ed-zikr' ile kastedilenin, insanları doğru yola ileten ilahi kitap, yani Kur'an olduğu açıktır. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 396)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zikr'in hem hatırlama hem de hatırlatılan şey, yani öğüt ve Kur'an anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insanlara gönderdiği ilahi uyarının, yani Kur'an'ın terk edilip edilmeyeceği sorusunu içerir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zikr' kelimesinin Kur'an'da 'vahiy, ilahi kitap, öğüt' gibi temel anlamlarda kullanıldığını vurgular. Bu ayetteki 'ez-zikr', Allah'ın insanlara gönderdiği son ve kapsamlı uyarı olan Kur'an'ı ifade eder ve onun değerini ve önemini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'safhan' kelimesinin 'yüz çevirme, vazgeçme' manasına geldiğini ve 'darabe safhan' ifadesinin 'tamamen yüz çevirdi, terk etti' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'nadribu ankumu' ile birlikte kullanılması, Kur'an'la uyarmaktan tamamen vazgeçme eylemini pekiştirir. (Mecâzü'l-Kur'ân, II, 203)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'safh' kelimesinin 'bir şeyin yüzü, yanı' anlamına geldiğini ve 'safaha anhu' fiilinin 'ondan yüz çevirdi, onu affetti' manasına geldiğini açıklar. Ayetteki 'safhan' ise, 'zikr'den tamamen yüz çevirme, onu ihmal etme halini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'safh'ın 'bir şeyin yan tarafı' anlamından hareketle, birinden yüz çevirip başka tarafa dönme eylemini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın, aşırı gidenlere Kur'an ile uyarıyı bırakıp onlardan yüz çevirmesi anlamına gelir ki bu, ayetin reddettiği bir durumdur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'israf' kelimesinin 'haddi aşmak, ölçüyü kaçırmak' anlamına geldiğini ve bu durumun hem maddi hem de manevi konularda olabileceğini belirtir. Ayetteki 'müsrifîn', inkarcıların Allah'ın emirlerine karşı gelerek ve hadlerini aşarak işledikleri günahları ve sapkınlıkları ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'israf'ın 'orta yolu terk edip aşırıya gitmek' olduğunu açıklar. 'Müsrifîn' ise, bu aşırılığı alışkanlık haline getirmiş, Allah'ın sınırlarını çiğneyen kimselerdir. Ayet, bu tür aşırı gidenlere dahi ilahi uyarının kesilmeyeceğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'israf' kavramının Kur'an'da genellikle ahlaki ve dini sınırı aşma, ölçüsüzlük ve haddi aşma anlamında kullanıldığını belirtir. 'Müsrifîn' terimi, Allah'ın koyduğu ilahi sınırlara riayet etmeyen, bu sınırları aşan ve bu nedenle ilahi uyarıya daha çok muhtaç olan kişileri ifade eder. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 201)
Zuhruf Sûresi
Âyet-i Kerime Kûr’ân-ı Kerîm’de geçen zikir Âyetlerindendir.[11] “ İz- -T-B- ”
Haddi aşan topluluk-kavim; Cenâb-ı Hakk’ın kendilerine vermiş olduğu dünyevi yaşam sahasında onun zikrine (öğüt, hatırlatması olan Kûr’an) kulaklarını hakikate tıkayıp, gözlerini hakikatten perdeleyerek nefsi emarelerinin hayal ve vehmi ile nefsilerini ilâh edinip Hakk’a ortak koşan topluluktur. Ayrıca kim kendi varlığında bu sistem içinde ise onun varlığında bulunan kavmi-topluğuda bireysel olarak bu durumdadır.
Musrif; Müsrif kelimesi haddi aşmak olarak değerlendirilmiştir.
Ebü Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Müflis kimdir, biliyor musunuz?" diye sordu. Ashab:
- Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir, dediler. Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekat sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir" buyurdular. (Müslim, Birr 59. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyamet 2) Cenâb-ı Hakk henüz ümmeti davette olsa, Uluhiyet mertebesinin risalet mertebesi ile bu hatırlatmalarının “müsrif” olanı yani varlığında bulunan hakikati zayi edip kaybedeni ölümü-kıyameti gelene kadar uyarmaktan vazgeçmeyeceğini bildirmektedir. (Murat Derûni)