Felemmâ âsefûnâ-ntekamnâ minhum feaġraknâhum ecma'în(e)
Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.
Nihayet bizi gazaplandırdıkları zaman onlardan intikam aldık. Hepsini suda boğduk.
Zuhruf Suresi'nin 55. ayeti, Firavun ve kavminin Allah'ı öfkelendirmesi sonucu uğradıkları ilahi cezayı, intikam ve boğulma eylemleri üzerinden anlatmaktadır. Ayet, ilahi gazabın ve bunun kaçınılmaz sonucunun dilbilimsel olarak güçlü fiillerle ifade edildiği bir örnektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): اسف kelimesi, şiddetli üzüntü ve kederden kaynaklanan öfke halini ifade eder. Allah'a nispet edildiğinde ise, kulların isyanı sebebiyle gazabının ortaya çıkması ve intikam alması anlamındadır. Ayetteki 'âsefûnâ' ifadesi, Firavun ve kavminin işlediği günahların Allah'ın gazabını celbettiğini, O'nu öfkelendirdiğini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Araplar, bir şeyi öfkelendirdiklerinde 'âseftühû' derler. Burada 'âsefûnâ' ifadesi, Allah'ın gazabının onlara yöneldiğini, onların eylemleriyle Allah'ın intikamını hak ettiklerini mecazi bir anlatımla ifade eder. Allah'ın zatına üzüntü veya öfke isnat edilmez, ancak sonuçları itibarıyla bu fiil kullanılır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'esef' kavramı, genellikle ilahi gazap ve ceza ile ilişkilendirilir. İnsanların isyanı ve Allah'ın emirlerine karşı gelmesi durumunda Allah'ın 'esef' etmesi, O'nun adaletinin tecellisi ve günahkarları cezalandırma iradesinin bir göstergesidir. Bu ayette, Firavun'un zulmünün Allah'ın 'esef'ini tetiklediği ve ilahi intikamı beraberinde getirdiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): انتقام, birine yapılan kötülüğün karşılığını vermek, cezalandırmak demektir. Allah'ın intikamı, O'nun adaletinin tecellisi olup, günahkarları hak ettikleri cezaya çarptırmasıdır. Ayetteki 'intakamnâ' ifadesi, Firavun ve kavminin işlediği zulümlerin karşılığında Allah'ın onlara hak ettikleri cezayı verdiğini açıkça belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nakam (نقم) kelimesi, birine karşı duyulan hoşnutsuzluk ve bu hoşnutsuzluğun bir cezalandırma eylemiyle sonuçlanmasıdır. Allah'ın intikamı, O'nun kudretinin ve adaletinin bir göstergesidir. Firavun'un kibir ve zulmüne karşı Allah'ın 'intikamnâ' demesi, ilahi adaletin şaşmazlığını ve zalimlerin cezasız kalmayacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'intikam' kavramı, genellikle Allah'ın zalimlere ve isyancılara karşı uyguladığı cezalandırma eylemini ifade eder. Bu, keyfi bir öç alma değil, ilahi adaletin bir gereğidir. Zuhruf 55'teki 'intakamnâ', Firavun'un zulmünün ve Allah'a karşı gelmesinin doğal bir sonucu olarak ilahi cezanın gerçekleştiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): غرق kelimesi, suyun içine batmak ve boğulmak anlamındadır. 'Ağraknâhum' ise, birini suya batırarak boğmak fiilidir. Bu ayette, Firavun ve ordusunun Kızıldeniz'de boğulması olayına atıfta bulunulur ve bu, Allah'ın intikamının somut bir tezahürü olarak sunulur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Gark (غرق), bir şeyin suya tamamen batmasıdır. 'Ağraknâhum' fiili, Allah'ın kudretiyle Firavun ve kavmini denizde boğduğunu, onların helakini gerçekleştirdiğini ifade eder. Bu, ilahi gazabın ve intikamın en açık ve kesin sonuçlarından biridir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Gark, bir şeyin suyun derinliklerine inmesi ve orada kaybolmasıdır. Kur'an'da Firavun'un 'ağraknâhum' ile boğulması, ilahi cezanın kaçınılmazlığını ve zalimlerin akıbetini gösteren önemli bir semboldür. Bu, aynı zamanda Allah'ın kudretinin ve iradesinin mutlaklığını da vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): جمع kelimesi, bir araya getirmek, toplamak anlamındadır. 'Ecme'în' ise, bir topluluğun tamamını, istisnasız herkesi kapsayan bir pekiştirme edatıdır. Ayetteki kullanımı, Firavun ve ordusundan hiç kimsenin kurtulamadığını, hepsinin boğularak helak olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ecme'în, Arapçada te'kid (pekiştirme) için kullanılan bir kelimedir ve 'küllühüm' (hepsi) anlamındadır. Bu ayette, Allah'ın intikamının ve boğma eyleminin Firavun'un kavminin tamamını kapsadığını, hiçbirinin bu cezadan kaçamadığını kesin bir dille ifade eder.
Zuhruf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفًا وَمَثَلًا لِلْآخِرِينَ {الزخرف/56}