İn huve illâ ‘abdun en'amnâ ‘aleyhi ve ce'alnâhu meśelen libenî isrâ-îl(e)
İsa, sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları'na örnek kıldığımız bir kuldur.
İsâ, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
Zuhruf Suresi'nin 59. ayeti, Hz. İsa'nın ilahlığını reddederek onun sadece Allah'ın nimet verdiği ve İsrailoğulları için bir örnek kıldığı bir kul olduğunu vurgular. Ayet, 'abd', 'en'amna' ve 'meselen' gibi temel kavramlar üzerinden bu teolojik mesajı dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abd' kelimesini 'kulluk eden, itaat eden' anlamında açıklar. Ayetteki 'abd' kelimesi, Hz. İsa'nın Allah'ın yaratılmışı olduğunu ve O'na kulluk ettiğini, ilahlık vasfı taşımadığını vurgular. Bu, Hristiyan inancındaki ilahlaştırma eğilimine karşı bir reddiyedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'abd' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini ve 'Allah'ın kulu' olmanın tevhid inancındaki önemini belirtir. Ayetteki kullanımı, Hz. İsa'nın da diğer peygamberler gibi Allah'ın iradesine tabi bir kul olduğunu, dolayısıyla ilahi bir statüye sahip olmadığını net bir şekilde ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'abd' kelimesinin hem hürriyetin zıddı olan kölelik hem de Allah'a karşı mutlak itaat ve kulluk anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, Hz. İsa'nın Allah'a karşı mutlak bir itaat ve kulluk içinde olduğu, O'nun yaratılmış bir varlığı olduğu vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nimet' kelimesini 'Allah'ın kullarına bahşettiği lütuf ve ihsanlar' olarak açıklar. Ayetteki 'en'amna aleyhi' ifadesi, Hz. İsa'ya peygamberlik, mucizeler ve ruhani yücelik gibi özel nimetlerin verildiğini, ancak bunun onu ilah yapmadığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nimet'in 'hoş ve güzel olan şey' anlamına geldiğini ve Allah'tan gelen her türlü iyiliği kapsadığını ifade eder. Ayetteki 'en'amna' fiili, Allah'ın Hz. İsa'ya bahşettiği özel lütufları, örneğin ruhu'l-kudüs ile desteklenmesini ve mucizeler göstermesini vurgular, ancak bu nimetlerin onu ilahlaştırmadığını ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nimet' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarına yönelik ihsanlarını ve lütuflarını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'en'amna' fiili, Hz. İsa'ya verilen nimetlerin, onun Allah katındaki özel konumunu gösterdiğini, ancak bu konumun onu 'kul' olmaktan çıkarmadığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mesel' kelimesinin 'ibret, örnek, misal' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ce'alnâhu meselen li-benî İsrâîl' ifadesi, Hz. İsa'nın doğumunun, hayatının ve mucizelerinin İsrailoğulları için bir ibret ve Allah'ın kudretinin bir göstergesi olduğunu anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mesel'in 'benzerlik, örnek, ibret' gibi anlamlara geldiğini ve bir şeyin diğerine benzemesini veya bir olayın başka bir olaya örnek teşkil etmesini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Hz. İsa'nın İsrailoğulları için hem bir uyarı hem de Allah'ın kudretinin bir delili olarak sunulduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mesel' kelimesinin 'durum, hal, ibret alınacak şey' anlamlarını taşıdığını açıklar. Ayetteki 'meselen' ifadesi, Hz. İsa'nın babasız doğumu ve mucizeleri gibi sıra dışı durumlarının, İsrailoğulları için Allah'ın kudretini ve peygamberliğin hakikatini gösteren bir ibret ve örnek olduğunu vurgular.
Zuhruf Sûresi
Âyet-i Kerime İseviyet mertebesi âyetlerindendir.
İsâ a.s., Hakikat-i Muhammediyenin “İseviyet” mertebesi bilgilerini meydana getiren bir peygamberdir. Hristiyanların Allah’ın (c.c) oğlu nitelendirmelerinden uzak O’nun kuldur.
Varlığında İseviyet mertebesini idrak eden bu mertebeyi yaşamaya çalışan kişinin ibadeti-ubudete dönüşür. Orada fiili işleyen Hakk’tır. Buna kurb-u nevafil denilmektedir. Ve sünnetler ile Hakk’a yaklaşma ile oluşur. Sünneti yaşam bâtında efendimizin idra ve haline uymaktır. (Murat Derûni) Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Allah Teâla Hazretleri şöyle buyurdu:"
"Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse, ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mümin kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim: O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem." (Buhârî, Rikak 38.) İsâ a.s. israiloğullarına kudret örmeği kılnması ise;
Onlar İsa’nın (a.s.) yapısını bilmediklerinden O’nu kendileri gibi mutlak cesed zannediyorlardı. İşte onun için ayet-i Kerime’de “Onu öldüremediler, asamadılar“ diyor. Ama onlar dediler ki “biz astık” diye. Asamadılar çünkü O ruh-u musavver yani tasvir olunmuş bir ruhtur. Ruhullah’ı asabilirler mi? İşte o yönüyle ölmedi, baki olması ama Meryem’den olan tarafı ile de ölmüş oluyor. (T.B.)