Vemâ ye/tîhim min nebiyyin illâ kânû bihi yestehzi-ûn(e)
(Onlar da) kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
Onlar kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
Zuhruf Suresi'nin 7. ayeti, peygamberlere karşı gösterilen inkarcı tutumu ve alaycılığı dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'gelmek', 'peygamber' ve 'alay etmek' gibi temel kavramlar üzerinden, geçmiş ümmetlerin ortak bir davranış kalıbını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أتى' fiilinin bir yere veya bir şeye ulaşmak, gelmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'يَأْتِيهِم' ifadesi, peygamberlerin Allah'ın mesajını insanlara ulaştırmak üzere gelmesini, yani tebliğ vazifesini yerine getirmek için onlara yönelmesini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أتى' fiilinin mecazi olarak bir şeyin vuku bulması, gerçekleşmesi anlamında da kullanılabileceğini ifade eder. Bu ayette ise peygamberlerin bizzat gelerek, fiziki bir varlık olarak muhataplarına ulaşmasını, yani tebliğin doğrudan gerçekleşmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'نبي' kelimesinin 'nebe'' kökünden geldiğini ve 'haber vermek, bildirmek' anlamına geldiğini belirtir. Peygamber, Allah'tan haber getiren, O'nun vahyini insanlara bildiren kişidir. Ayetteki 'مِّن نَّبِىٍّ' ifadesi, gönderilen her peygamberin bu tebliğ görevini üstlendiğini ve buna rağmen alaya alındığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nebî' kavramının Kur'an'daki merkeziyetini ve Allah ile insanlık arasındaki iletişimin anahtar figürü olduğunu vurgular. Peygamber, ilahi mesajın taşıyıcısıdır ve bu ayetteki kullanımı, peygamberlik kurumunun evrensel bir reddedişle karşılaştığını ortaya koyar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'نبي' kelimesinin 'yüksek yer' anlamına gelen 'nebve' kökünden de türeyebileceğini ve peygamberin manevi mertebesinin yüksekliğini ifade ettiğini belirtir. Ayette, bu yüce makama sahip kişilerin bile alaya alınmasının, inkarcılığın derinliğini gösterdiğini ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'استهزاء' fiilinin birini küçümseyerek, hafife alarak onunla alay etmek anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'يَسْتَهْزِءُونَ' ifadesi, peygamberlerin getirdiği mesajı ciddiye almamayı, onları aşağılamayı ve onlarla eğlenmeyi içeren bir tavrı betimler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'هزأ' kökünün 'alay etmek, eğlenmek' anlamında kullanıldığını ve genellikle bir şeyi küçümseme ve hafife alma ile birlikte anıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanım, inkarcıların peygamberlere karşı takındığı aşağılayıcı ve küçümseyici tavrı net bir şekilde ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istihza' kavramının Kur'an'da genellikle inkarcıların peygamberlere ve ilahi mesajlara karşı gösterdiği olumsuz tepkilerden biri olarak geçtiğini belirtir. Bu, sadece sözlü bir alay değil, aynı zamanda mesajı reddetmenin ve değersizleştirmenin bir biçimidir.
Zuhruf Sûresi
“Ersalna” ifadesi henüz gönderdiğimiz elçilerimiz ve göndermediğimiz pogramda olan elçilerimizdir. Bir kişi Hz. Âdem döneminde yaşasada Hz. Âdem’i ve getirdiği suhufları yalanlamış olsa ve onu inkar etmiş olsada veya diğer gelen peygamlerden birini, birkaçını getirdikleri kitabı kabul edip diğerlerini kabul etmeseler, Hakikat-ı Muhammedi programını (risalet mertebesini) ve Kûrân-ı Kerimin mertebeleri olan İmam’ül Mübin (önde olan imam), Kitâb’ül Mübin (önde olan kitap) , Fûrkân (sıfat) ve Zât mertebesinin hepsini yalanlamış ve alay etmiş olmaktadırlar.
Bu toplulukların hayali ve vehimi bilgileri ile Hakikat-ı Muhammedi programını değerlendirip. Böyle şey olur mu? Hadi oradan diye elçileri alaya almaktaydılar.
Sadece âyetleri tarihi bir olay ve geçmiş kavimleri anlatan bir hikaye olarak düşünülürse göğsünden gönlüne intikal etmesi olmayaca iştir. Bu anlatılanların kendi varlığında olduğu ve bir seyir süreci neticesinde bu kavimler ve nebilerin yaşantılarının kendi varlığında idrak edebler. Efendimiz (s.a.v.) olan bu hitabı kendi varlıklarında işitir. Ve Kendi varlığında Muhammediyet mertebesinden bu âyeti işitir. Ve nebiler ile alay edildiğini anlar. Yaşanılan topluma bakıldığında Muhammedi davet-i ümmet ya da daveti icabet te olsa zahiri yaşantılar içinde kendi varlığında hangi anlayış içinde ise âyetlerde geçen hitaplara batında mazhar olunmaktadır. Ve anlayışın nebisi olan peygamberin getirisini inkar etmekte ve alay etmektedir. (Murat Derûni)