Fe-ehleknâ eşedde minhum batşen vemedâ meśelu-l-evvelîn(e)
Biz, onlardan daha çetinlerini de helak ettik. Öncekilerin örneği geçti!
Biz onlardan daha kuvvetli olanları helâk ettik. Kur'an'da öncekilerin örneği de geçmiştir.
Zuhruf Suresi'nin 8. ayeti, geçmiş kavimlerin helak edilişini ve bunun bir ibret vesilesi olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın kudretini ve geçmiş milletlerin akıbetini 'helak etme', 'kuvvet' ve 'misal' gibi anahtar kavramlar üzerinden dile getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Helâk (هلاك), bir şeyin faydasının tamamen ortadan kalkması, yok olmasıdır. Ayetteki 'fe-ehleknâ' (فَأَهْلَكْنَا) ifadesi, Allah'ın kudretiyle geçmiş kavimleri, isyanları sebebiyle tamamen ortadan kaldırdığını, onların varlıklarını ve güçlerini sona erdirdiğini belirtir. Bu, sadece fiziksel bir yok oluş değil, aynı zamanda onların toplumsal ve kültürel varlıklarının da sona ermesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Helâk (هلاك) kelimesi, Kur'an'da genellikle bir kavmin veya kişinin cezalandırılması ve yok edilmesi anlamında kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın, kendilerine karşı gelen ve güçlerine güvenen kavimleri, onların güçlerine rağmen nasıl yok ettiğini, onların sonunu getirdiğini ifade eder. Bu, ilahi adaletin bir tecellisidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Helâk (هلاك) kavramı, Kur'an'da genellikle ilahi gazabın ve cezanın bir sonucu olarak ortaya çıkan nihai yok oluşu ifade eder. Bu ayette, 'fe-ehleknâ' (فَأَهْلَكْنَا) ile Allah'ın, kendilerinden daha güçlü olan kavimleri helak etmesi, O'nun mutlak kudretini ve isyan edenlere karşı uyguladığı cezayı gösterir. Bu, aynı zamanda sonraki nesiller için bir uyarı ve ibret niteliği taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şiddet (شدة), bir şeyin kuvvetli ve sağlam olmasıdır. 'Eşeddu' (أَشَدَّ) ise 'daha şiddetli, daha kuvvetli' anlamına gelir. Ayetteki 'eşeddu minhum' (أَشَدَّ مِنْهُم) ifadesi, helak edilen kavimlerin, muhatap olan Mekke müşriklerinden veya genel olarak insanlardan daha fazla güce, kuvvete ve kudrete sahip olduklarını vurgular. Bu, Allah'ın kudretinin, insan gücünün çok ötesinde olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Şiddet (شدة) kelimesi, bir şeyin sağlamlığı, kuvveti ve zorluğu anlamlarına gelir. 'Eşeddu' (أَشَدَّ) ise bu niteliğin üstünlük derecesidir. Ayetteki kullanımı, helak edilen kavimlerin, kendilerini güçlü ve yenilmez sanan, ancak Allah'ın iradesi karşısında aciz kalan kavimler olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın gücünün her türlü insan gücünü aştığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Batş (بطش), kuvvetle yakalamak, şiddetle tutmak ve zorla almak demektir. Ayetteki 'batşen' (بَطْشًا) kelimesi, helak edilen kavimlerin sahip olduğu fiziksel gücü, zorbalığı ve başkalarına karşı kullandıkları şiddeti ifade eder. Bu, onların kendilerini güçlü ve yenilmez görmelerine rağmen, Allah'ın kudreti karşısında nasıl aciz kaldıklarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Batş (بطش), bir şeyi kuvvetle yakalamak, şiddetle tutmak ve zorla almak anlamına gelir. Ayetteki 'batşen' (بَطْشًا) kelimesi, geçmiş kavimlerin sahip olduğu askeri gücü, zorbalığı ve başkalarına karşı uyguladıkları baskıyı vurgular. Bu, onların güçlerine güvenerek Allah'a isyan etmelerinin sonucunda nasıl helak edildiklerini açıklar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Batş (بطش) kelimesi, Kur'an'da genellikle zorbalık, şiddet kullanma ve güçlü bir şekilde yakalama anlamlarında geçer. Bu ayetteki kullanımı, helak edilen kavimlerin, kendilerini güçlü ve zorba sanan, ancak Allah'ın iradesi karşısında hiçbir gücü olmayan kavimler olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın kudretinin her türlü insan gücünü aştığını ve zorbalığın cezasız kalmayacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mesel (مثل), bir şeyin benzeri, örneği veya ibret alınacak kıssasıdır. Ayetteki 'meselü'l-evvelîn' (مَثَلُ ٱلْأَوَّلِينَ) ifadesi, geçmiş kavimlerin başına gelenlerin, sonraki nesiller için bir ibret ve ders olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın, geçmişte yaşanan olayları, insanlara doğru yolu göstermek ve onları uyarmak için birer örnek olarak sunduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mesel (مثل), bir şeyin benzeri, örneği veya ibret alınacak kıssasıdır. Ayetteki kullanımı, geçmiş kavimlerin helak edilişinin, sonraki nesiller için bir uyarı ve ibret vesilesi olduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın, insanlara doğru yolu göstermek ve onları isyandan sakındırmak için geçmiş olayları birer ders olarak sunduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Mesel (مثل) kavramı, Kur'an'da genellikle bir gerçeği açıklamak, bir ders vermek veya bir uyarıda bulunmak amacıyla kullanılan örnek veya benzetme anlamına gelir. Bu ayetteki 'meselü'l-evvelîn' (مَثَلُ ٱلْأَوَّلِينَ) ifadesi, geçmiş kavimlerin akıbetinin, sonraki nesiller için bir ibret ve uyarı niteliği taşıdığını gösterir. Bu, Kur'an'ın geçmiş olayları sadece birer hikaye olarak değil, aynı zamanda ahlaki ve dini dersler içeren örnekler olarak sunduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Evvel (أول), bir şeyin başlangıcı veya önceliğidir. 'el-Evvelîn' (ٱلْأَوَّلِينَ) ise 'öncekiler, geçmiş kavimler' anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın, kendilerine peygamber gönderdiği ve isyan ettikleri için helak ettiği eski milletleri ifade eder. Bu, Kur'an'ın, geçmiş kavimlerin akıbetini, sonraki nesiller için bir uyarı ve ibret olarak sunduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Evvel (أول), bir şeyin başlangıcı veya önceliğidir. 'el-Evvelîn' (ٱلْأَوَّلِينَ) ise 'öncekiler, geçmiş kavimler' anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, helak edilen kavimlerin, kendilerinden sonra gelen nesiller için birer ders ve ibret kaynağı olduğunu belirtir. Bu, Allah'ın, geçmiş olaylar üzerinden insanlara doğru yolu göstermeyi ve onları isyandan sakındırmayı amaçladığını vurgular.
Zuhruf Sûresi
Âyet-i kerimede Uluhiyet mertebesinden risalet mertebesine hitap vardır.
Hakikat-ı Muhammedi programının daha önceki peygamberlerini, Hakk’tan tafsili Kûr’ân-dan verdiği haberleriinar eden, Ad, Lut, Semud, Nûh, vs. kavimlerin hayal ve vehimleri daha kuvvetliydi. Çünkü nefsi emmare ile verilen mücadele bu seyir ve “helak” edilme neticesi ile orada rububiyet mertebesinin vechi hakim olduğundan ve Muhammediyet mertebesi de en kemalli mertebe olduğundan nefsi emmmarenin hayali ve vehimi kuvvet ve yardımcılarının direnci kırılmış ve zayıflamıştır.
Salikte varlığında bu mücadele ve mücahadeyi verdiğinden daha önce nefsi emmarenin bu halinin farkında ve idrakinde olur-olması gerekir. (Murat Derûni)