İçeriğe atla
Zuhruf 77Cüz 25 · Sayfa 495

Zuhruf Sûresi 77. Âyet

الزخرف

Sohbete sor

Ve nâdev yâ mâliku liyakdi ‘aleynâ rabbuk(e)(s) kâle innekum mâkiśûn(e)

(Görevli meleğe şöyle seslenirler:) "Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin." O da, "Siz hep böyle kalacaksınız" der.

Zuhruf Sûresi

Sözlükte, meal ve tefsirlerde “Malik” cehennemi idare eden meleklerin isimlerinden biri olarak belirtilmiştir. Ey Mâlik; mâlik, cehennem muhafızının ismidir.

Mâlik (Arapça: مَالِكُ), Arapça bir kelime olup "Mülk" kökünden türemiştir ve "bir mülke sahip olan" anlamını taşır. İslam inancında Mâlik cehennemin yöneticisi olan meleğin ismidir.

“Malik”, Kurân-ı kerimde 2 âyette geçmektedir. Bir diğer âyeti kerime Fatiha sûresi 4. Âyettedir.

(1/4) “Maliki Yevmid Dîn;”

(1/4) O, din gününün maliki Allah'ın.

Malik’el Mülk, Allah c.c. 99 esmâ’ül hüsnasından biridir. Cehenmende bulunanlar varlıkları kaynağı bu esmâdan kaynaklandığı için bu esmânın zuhur mahalline seslenerek, Rabbin olan Rabb’ül erbabdan bizi öldürmesini iste demektedirler.

Mâlik (مَالِكُ) sayısal değeri “Mim: 40” “Elif: “1” “Lam: 30” “Kef: 20” dir. Toplarsak (40+1+30+20= 91) 9+1= 10 dur.

Sayısal değeri görüldüğü gibi 10 dur. Ve Fenafillah mertebesidir.

Hayali ve vehimi varlıklarından ifna olarak Hakk’ta fani olacakları yer dünya hayatı olduğu için hayali olarak ölmüşler ve bir daha onlara ölüm yoktur. (Murat Derûni) Temenni edilecek tek ölüm Efendimiz (s.a.v)’in “ölmeden önce ölünüz” diye buyurduğu ölümdür. Bu ölüm ise şuur ve idrâk olarak eski anlayışımızın kalkmasıdır.

(Sahih-i buhari tercümesi cilt 11 s. 133) şöyle bir Hadîs-i şerif vardır.

Rasûlullâh salla’lâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:

Ebû Saîd-i Hudrî radiya’llâhu anh’den rivâyete göre.

Kıyâmet günü (ehli Cennet, Cennet’e, Cehennemlikler de Cehennem’e ayrıldıktan sonra) “ölüm” aklı karalı alaca bir “koyun” sûretinde getirilecek. Bir dellâl: Ey Cennet halkı, diye bağıracak! Cennet’tekiler hemen boyunlarını uzatıp başlarını kaldıracaklar ve (bulundukları yerden çıkarak) bakacaklar. Şimdi dellâl: Bunu bilirmisiniz? Diye sorar. Ehl-i Cennet’in hepsi onu görerek: Evet biliriz, bu ölümdür, derler. Sonra dellâl: Ey Cehennem halkı, diye yüksek sesle seslenir! Onlar da boyunlarını uzatıp başlarını kaldırırlar. Ve (bulundukları berzahtan çıkıp korku içinde) bakarlar. Dellâl: Bunu biliyormusunuz, diye sorar. Onlarda hepsi, onu görerek: Evet biliriz bu ölümdür derler. Bundan sonra koyun sûretindeki ölüm (Cennet’le Cehennem arasında) boğazlanır. Bundan sonra dellâl: “Ey Cennet halkı! Cennet’te ebedî yaşayacaksınız, artık ölüm, yoktur. (Cehennem halkına da) Ey cehennem’likler sizde karargâhınızda ebedîsiniz, size de ölüm yoktur!” diyecek. Bundan sonra münâdî (Bu gaflettekiler ehl-i dünyadır.) Âyetini okur. (19/39)


Görüldüğü gibi Hadîs-i şerif bu hususa çok büyük bir açıklık getirmekte’dir. Yukarıda bahsedilen hallerin hakikatini bizlere bildirmektedir. Peygamberimiz (ölüm aklı karalı alaca bir “koyun” sûretinde) getirilecek. Diye buyuyarak, ölümü hayvânlık mertebesinden “nefs-i levvâme” sûretinde tasvir etmiştir. O halde ölüm denen mahlûk “nefs-i emmâre ve levvâme” üzerinde geçerlidir. Gerçek insân üzerinde geçerli değildir. Fiziki olan ölüm bir yok oluş değil bir (zâika-tadıştır,) tadış, ise aynı hayattır. “Ölen (hayvân) imiş âşıklar ölmez” diyen Yunus emre ne kadar güzel söylemiş. O halde kişi daha şimdiden kendinde bulunan ölümlü hâl ve taraflarının farkına varıp daha bu dünyada iken onları eğiterek yavaş yavaş yok eder, öldürürse daha sonra kendisinde ölüm diye bir tereddüt ve korku kalmaz. Bu ihtiyari ölümle öldükten sonra kişinin yeni bir yapı ile ve gerçek varlığı ile ikinci doğuşunu gerçekleştirmesini ve yeni oluşan bu “veled-i kâlb-gönül evlâdını” bir İnsân-ı Kâmilin nezaretinde en iyi şekilde yetiştirmesi gerekecektir. İşte böylece ikinci sefer olan “uruc” aslına yükselme başlamış, daha bu günden ebedi hayat namzeti olmuş olacaktır.[93]

“ İz- -T-B- ”