Ve nâdev yâ mâliku liyakdi ‘aleynâ rabbuk(e)(s) kâle innekum mâkiśûn(e)
(Görevli meleğe şöyle seslenirler:) "Ey Malik! Rabbin bizim işimizi bitirsin." O da, "Siz hep böyle kalacaksınız" der.
Onlar cehennem bekçisine: "Ey Mâlik! Rabbin artık bizi öldürsün." diye seslenirler. Mâlik de: "Siz böylece kalacaksınız." der.
Zuhruf Suresi 77. ayet, cehennem ehlinin azaptan kurtulma arayışını ve bu taleplerine verilen kesin cevabı dilbilimsel olarak ele almaktadır. Ayet, 'nida' (seslenme), 'malik' (nöbetçi/sahip), 'yakdı' (hükmetmek/bitirmek) ve 'makisûn' (kalıcılar) gibi kavramlar üzerinden cehennemdeki çaresizliği ve azabın sürekliliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nida (نداء), uzak birine seslenmek veya yüksek sesle çağırmak anlamına gelir. Ayetteki 'nâdev' (نادوا) ifadesi, cehennem ehlinin çaresizlik içinde, uzakta gördükleri veya ulaşmaya çalıştıkları Mâlik'e yüksek sesle yalvarmalarını ifade eder. Bu, onların azabın şiddetinden dolayı duydukları acıyı ve kurtuluş arayışlarını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nida, bir şeyi çağırmak veya birine seslenmektir. Burada cehennem ehlinin Mâlik'e seslenmesi, onların içinde bulundukları durumdan kurtulma ümidiyle bir talepte bulunmalarıdır. Bu, mecazi olarak onların çaresizliğini ve son bir umutla bir otoriteye başvurmalarını anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mâlik, cehennemin hazinedarı ve bekçisidir. Ayetteki 'Yâ Mâlik' (يا مالك) hitabı, cehennem ehlinin azabın şiddetinden dolayı doğrudan bu bekçiye yönelerek, onun yetkisi dahilinde bir çözüm arayışını gösterir. Bu, Mâlik'in cehennemdeki konumunun ve yetkisinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mülk (ملك) ve mâlik (مالك) kelimeleri, bir şeye sahip olmak, üzerinde yetki sahibi olmak anlamlarına gelir. Ayetteki 'Mâlik', cehennemin idaresinden sorumlu olan meleğin özel ismidir. Cehennem ehlinin ona seslenmesi, onun cehennemdeki işleyiş üzerinde bir tür 'mülkiyeti' veya 'yetkisi' olduğunu düşündüklerini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kadâ (قضاء) kelimesi, bir şeyi bitirmek, hükmetmek veya tamamlamak anlamlarına gelir. Ayetteki 'liyakdı aleynâ Rabbuke' (ليقض علينا ربك) ifadesi, cehennem ehlinin Rablerinden kendileri hakkında ölümle hükmetmesini, yani canlarını alarak azaplarına son vermesini talep etmeleridir. Bu, onların azabın dayanılmazlığı karşısında ölümü bir kurtuluş olarak görmelerini yansıtır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kadâ, bir işi bitirmek, tamamlamak ve hüküm vermek anlamlarını içerir. Burada cehennem ehlinin talebi, Rablerinin kendileri hakkında 'ölümle hükmetmesi'dir. Bu, onların azaptan kurtulmak için son çare olarak ölümü istemeleri ve bu isteğin Allah'ın hükmüne bağlı olduğunu bilmeleridir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kadâ kavramı, Kur'an'da ilahi iradenin kesinleşmiş hükmünü ve bir şeyin nihai sonucunu ifade eder. Ayetteki 'liyakdı' talebi, cehennem ehlinin kendi kaderleri hakkında ilahi bir 'bitirme' veya 'sonlandırma' hükmü istemeleridir. Bu, onların azabın sonsuzluğundan duydukları umutsuzluğu ve ilahi müdahaleye olan son çağrılarını gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Müks (مكث), bir yerde uzun süre kalmak, ikamet etmek anlamına gelir. Ayetteki 'innakum mâkisûn' (إنكم ماكثون) ifadesi, Mâlik'in cehennem ehline verdiği kesin cevaptır; yani onlar cehennemde sürekli ve sonsuza dek kalacaklardır. Bu, onların ölüm taleplerinin reddedildiğini ve azabın kesintisiz devam edeceğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Müks, bir yerde durmak, beklemek ve ikamet etmek demektir. 'Mâkisûn' kelimesi, bu fiilin ism-i failidir ve 'kalıcılar, ikamet edenler' anlamını taşır. Ayetteki kullanımı, cehennem ehlinin azabın içinde ebediyen kalacaklarını, oradan çıkışlarının veya ölümlerinin söz konusu olmadığını kesin bir dille ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Müks kökü, bir yerde sabit kalma, ayrılmama ve devamlılık anlamlarını içerir. 'Mâkisûn' kelimesi, cehennem ehlinin azap içindeki durumlarının geçici olmadığını, aksine ebedi bir ikamet olduğunu belirtir. Bu, onların umutsuzluklarını pekiştiren ve azabın sonsuzluğunu vurgulayan bir cevaptır.
Zuhruf Sûresi
Sözlükte, meal ve tefsirlerde “Malik” cehennemi idare eden meleklerin isimlerinden biri olarak belirtilmiştir. Ey Mâlik; mâlik, cehennem muhafızının ismidir.
Mâlik (Arapça: مَالِكُ), Arapça bir kelime olup "Mülk" kökünden türemiştir ve "bir mülke sahip olan" anlamını taşır. İslam inancında Mâlik cehennemin yöneticisi olan meleğin ismidir.
“Malik”, Kurân-ı kerimde 2 âyette geçmektedir. Bir diğer âyeti kerime Fatiha sûresi 4. Âyettedir.
(1/4) “Maliki Yevmid Dîn;”
(1/4) O, din gününün maliki Allah'ın.
Malik’el Mülk, Allah c.c. 99 esmâ’ül hüsnasından biridir. Cehenmende bulunanlar varlıkları kaynağı bu esmâdan kaynaklandığı için bu esmânın zuhur mahalline seslenerek, Rabbin olan Rabb’ül erbabdan bizi öldürmesini iste demektedirler.
Mâlik (مَالِكُ) sayısal değeri “Mim: 40” “Elif: “1” “Lam: 30” “Kef: 20” dir. Toplarsak (40+1+30+20= 91) 9+1= 10 dur.
Sayısal değeri görüldüğü gibi 10 dur. Ve Fenafillah mertebesidir.
Hayali ve vehimi varlıklarından ifna olarak Hakk’ta fani olacakları yer dünya hayatı olduğu için hayali olarak ölmüşler ve bir daha onlara ölüm yoktur. (Murat Derûni) Temenni edilecek tek ölüm Efendimiz (s.a.v)’in “ölmeden önce ölünüz” diye buyurduğu ölümdür. Bu ölüm ise şuur ve idrâk olarak eski anlayışımızın kalkmasıdır.
(Sahih-i buhari tercümesi cilt 11 s. 133) şöyle bir Hadîs-i şerif vardır.
Rasûlullâh salla’lâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
Ebû Saîd-i Hudrî radiya’llâhu anh’den rivâyete göre.
Kıyâmet günü (ehli Cennet, Cennet’e, Cehennemlikler de Cehennem’e ayrıldıktan sonra) “ölüm” aklı karalı alaca bir “koyun” sûretinde getirilecek. Bir dellâl: Ey Cennet halkı, diye bağıracak! Cennet’tekiler hemen boyunlarını uzatıp başlarını kaldıracaklar ve (bulundukları yerden çıkarak) bakacaklar. Şimdi dellâl: Bunu bilirmisiniz? Diye sorar. Ehl-i Cennet’in hepsi onu görerek: Evet biliriz, bu ölümdür, derler. Sonra dellâl: Ey Cehennem halkı, diye yüksek sesle seslenir! Onlar da boyunlarını uzatıp başlarını kaldırırlar. Ve (bulundukları berzahtan çıkıp korku içinde) bakarlar. Dellâl: Bunu biliyormusunuz, diye sorar. Onlarda hepsi, onu görerek: Evet biliriz bu ölümdür derler. Bundan sonra koyun sûretindeki ölüm (Cennet’le Cehennem arasında) boğazlanır. Bundan sonra dellâl: “Ey Cennet halkı! Cennet’te ebedî yaşayacaksınız, artık ölüm, yoktur. (Cehennem halkına da) Ey cehennem’likler sizde karargâhınızda ebedîsiniz, size de ölüm yoktur!” diyecek. Bundan sonra münâdî (Bu gaflettekiler ehl-i dünyadır.) Âyetini okur. (19/39)
Görüldüğü gibi Hadîs-i şerif bu hususa çok büyük bir açıklık getirmekte’dir. Yukarıda bahsedilen hallerin hakikatini bizlere bildirmektedir. Peygamberimiz (ölüm aklı karalı alaca bir “koyun” sûretinde) getirilecek. Diye buyuyarak, ölümü hayvânlık mertebesinden “nefs-i levvâme” sûretinde tasvir etmiştir. O halde ölüm denen mahlûk “nefs-i emmâre ve levvâme” üzerinde geçerlidir. Gerçek insân üzerinde geçerli değildir. Fiziki olan ölüm bir yok oluş değil bir (zâika-tadıştır,) tadış, ise aynı hayattır. “Ölen (hayvân) imiş âşıklar ölmez” diyen Yunus emre ne kadar güzel söylemiş. O halde kişi daha şimdiden kendinde bulunan ölümlü hâl ve taraflarının farkına varıp daha bu dünyada iken onları eğiterek yavaş yavaş yok eder, öldürürse daha sonra kendisinde ölüm diye bir tereddüt ve korku kalmaz. Bu ihtiyari ölümle öldükten sonra kişinin yeni bir yapı ile ve gerçek varlığı ile ikinci doğuşunu gerçekleştirmesini ve yeni oluşan bu “veled-i kâlb-gönül evlâdını” bir İnsân-ı Kâmilin nezaretinde en iyi şekilde yetiştirmesi gerekecektir. İşte böylece ikinci sefer olan “uruc” aslına yükselme başlamış, daha bu günden ebedi hayat namzeti olmuş olacaktır.[93]
“ İz- -T-B- ”