İçeriğe atla
Zuhruf 78Cüz 25 · Sayfa 495

Zuhruf Sûresi 78. Âyet

الزخرف

Sohbete sor

Lekad ci/nâkum bilhakki velâkinne ekśerakum lilhakki kârihûn(e)

Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız.

Zuhruf Sûresi

Âyet-i Kerimez zâti âyeti kerimelerdendir.


Efendimiz (s.a.v.) Mirac dönüşünde beni gördü buyurmuştur. Hayal ve vehim içinde yaşayan nefsi emmare müntesipleri bundan hoşlanmamıştı.

Faydalı olur düşüncesi ile (6-Mubarek geceler) kitabından “Görüş ve Müşahade” bölümünü buraya alıyoruz.

Görüş; Çok yönlü ve idraklere göre değişen bir olaydır.

Allah-ı, Zat-ı mutlak itibariyle görmek “muhaldir” imkansızdır.

Zat-ı Mukayyed olarak ve Rububiyet mertebesi itibariyle görmek müm­kündür. Ve bu her mertebede ayrı bir oluşum vardır, “ef’al”, “esma”, “sıfat” ve “zat” mertebeleri itibariyle bilinç ve değer yargıları değişik­lik arz etmektedir.

Gerçek İslam’ın oldukça zor anlaşılan yönleri­dir. Geniş İslam kültürü, sadece sathî genişleme ile değil, onunla birlikte şakulî yükselişle anlaşılabilir.

Arifler, “vuslat marifettir” demislerdir. Yani bu oluşumların kemali, marifet mertebesidir.

Bu mertebeye ulaşmamış kimseler bu halleri ezberleyerek öğrenseler dahi yaşamaları mümkün değildir, “men lem yezuk lem yuğraf” yani “tadan bilir” denmiştir.

Şeriat ve tarikat mertebesinde “tenzih” vardır, ilahi varlık öte­lerdedir, görülmez; bilinir.

Onun için Musa (as) “len terani” hitabına maruz kaldı.

Hakikat mertebesinde “teşbih” (benzeşme) vardır, bu mertebede kulun varlığı yok olur “fena fillah”tır, “Hak­ta fani oluş” “tükeniş”tir, “İsevîyet mertehesi”dir.

Bu mertebede ku­lun varlığı olmadığından yine belirli birimsel bir görüş söz konu­su değildir.

Museviyette Allah ötelerdedir görülmez, İseviyette kul yoktur yine görülmez.

Ancak “Marifet” mertebesi itibariyle görüş ve mü­şahede meydana gelebilmektedir.

Bu görüş ise, ümmet-i Muhammedi’ye has bir görüştür.

Burada kuldan gören Hakk, ve görü­len de Hakk’tır. Çünkü burası “tevhid” ve “vahdet” makamıdır.

Bu sır ancak efendimizin şahsında Mi’rac gecesi vuku bulup insanlığa hediye edildi. İnsanlığın ulaştığı en üst seviyedir. İşle bu beraberliği, tekliği belirtmek için efendimiz Mi’rac’tan döndükten sonra “Men reani fekad reel hak” şaheser izahını yaptı, yani “beni gören Hakk-ı gördü” buyurdu.

İşte bu makam varisi Muhammed-îlerin makamıdır ve Allah-ı her mertebesi itibari ile ancak onlar müşahede ederler.

Bu hal (Ali İmran 3/18)

هُوَ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَعشَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ

“şehidallahü ennehü la ilahe illa hüve” allah şahit/tanık ennehü/kesin o “la ilahe illa hüve”

“Allah şahittir ki kendinden başka ilah yoktur” ifade­siyle Allah’ın kelamında zuhur eder.

(Araf 7/1729)

وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهِمْ

“ve eşhedehüm ala enfüsihim” ve onların/kendilerinin enfüs, nefisleri üzerine/karşı onları/kendilerini şahit/tanık tuttu “Onlar kendi nefisleri üzerine şahid oldular” ifadesiyle de “abdiyyet-i hakiki” mertebesinden, bu yaşam hali ifade edilir.

Gerçek yaşamın her mertebede değişiktir ve o mertebenin idrakine göre müşahede hali vardır.

Bunun dışında görüş beyan edenler, vehmî ve hayalî görüşlerini ortaya koymaktadırlar ki burada başta belirtilen kendi yıldız görüşleridir.

Onların; “gördüm, duydum, konuştum” dedikleri “Rabb-ı Has”larıdır ki bu da hayal mertebesinde oluşan hayali bir görüştür. Ayırd edilmesi oldukça zordur. Kişiyi saran bu hayalden kurtulmak ancak marifet merte­besinde bulunan bir kişiye teslim olmak ve hakiki müşahedeye geçmekle mümkün olur.

(En’am 6/103)

لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ

طَيْفِ الْخَبِيرِعوَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّ

“la tüdrikühül ebsarü ve hüve yüdri­kül ebsare ve hüvel latıyfül habiyrü” buyuruldu.

ebsar/basar, gözler tüdrikühü/idrak etmez/algılamaz onu/kendisini ve “hüve” idrak eder/algılar ebsar/basar, gözleri ve “hüve” latif/göze görünmez habir/haberli/haberdardır “Gözler o’nu göremez, o bütün gözleri görür, o latiftir, haberdardır.” Birimsel benlikle ve “tenzih” bakışıyla bakan gözler onu göremez, ancak o, o gözlerden bakarsa herşeyi görür.

İşte Hakk-ı görüş ve müşahedenin hali Cibril hadisinde ki

- “ihsan” *(13) ifadesiyle perdesi aralandı,

- “ve nefahtü” “ben ona nurumdan üfledim” iradesiyle başladı,

- ve Mi’rac hadisesi ile de kemale erdi.

İslam dininin, son din;

Hz. Muhammedin, son pey­gamber, çok hamdedici ve “Makam-ı Mahmud”un sahibi olması bu sebeptendir.[95]

“ İz- -T-B- ”