Ve bedâ lehum seyyi-âtu mâ ‘amilû ve hâka bihim mâ kânû bihi yestehzi-ûn(e)
Yaptıklarının kötülükleri karşılarına dikilmiş ve alay edip durdukları şey, kendilerini kuşatıvermiştir.
Derken yaptıkları amellerin kötülüğü gözlerinin önüne serildi, alay edip durdukları şey onları kuşatıverdi.
Câsiye Suresi 33. ayet, kıyamet gününde inkârcıların işledikleri kötü amellerin ortaya çıkışını ve dünyada alaya aldıkları azabın kendilerini kuşatmasını tasvir etmektedir. Ayet, 'bedâ', 'seyyiât', 'amilû' ve 'yestehziûn' gibi kavramlarla ilahi adaletin tecellisini ve alaycıların akıbetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bedâ (بَدَا), bir şeyin gizli halden açığa çıkması, görünür olması demektir. Ayetteki 'bedâ lehum seyyiâtü mâ amilû' ifadesi, kıyamet gününde inkârcıların işledikleri kötülüklerin, daha önce gizli kalmış veya önemsenmemiş gibi görünen yönlerinin apaçık bir şekilde kendilerine gösterilmesi ve ortaya konulması anlamını taşır. Bu, sadece bilmek değil, aynı zamanda idrak etmek ve yüzleşmek demektir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Bedâ (بَدَا) kelimesi, bir şeyin aniden veya beklenmedik bir şekilde ortaya çıkması, belirginleşmesi manasına gelir. Ayetteki kullanımı, inkârcıların amellerinin kötü sonuçlarının, dünyada umursamadıkları veya hafife aldıkları bir şekilde, ahirette somut ve kaçınılmaz bir gerçek olarak karşılarına çıkacağını ifade eder. Bu, sadece bir görünme değil, aynı zamanda bir tecelli ve yüzleşme halidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Seyyiât (سَيِّـَٔاتُ), 'seyyie' kelimesinin çoğuludur ve kötü, çirkin, zararlı olan her şeyi ifade eder. Ayetteki 'seyyiâtü mâ amilû' ifadesi, inkârcıların dünyada işledikleri günahları, isyanları ve Allah'ın emirlerine karşı gelmelerini kapsar. Bu kötülükler, ahirette kendilerine azap olarak dönecek olan fiillerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Seyyiât (سَيِّـَٔاتُ), insanı üzen, kederlendiren, kötü sonuçlar doğuran her türlü fiil ve durumu ifade eder. Kur'an'da genellikle günahlar, hatalar ve bunların ahiretteki kötü karşılıkları için kullanılır. Câsiye 33'teki bağlamda, inkârcıların Allah'a ve peygamberlere karşı işledikleri küfür, şirk ve isyan gibi büyük günahların, kıyamet gününde somut bir şekilde ortaya çıkacak olan kötü neticelerini anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Seyyie (سَيِّـَٔة), Kur'an'da 'hasene'nin (iyilik) zıttı olarak yer alır ve ahlaki açıdan kötü, günahkar eylemleri ifade eder. Bu kavram, sadece eylemin kendisini değil, aynı zamanda bu eylemin doğuracağı kötü sonuçları ve cezayı da içerir. Ayetteki 'seyyiâtü mâ amilû', inkârcıların dünyadaki kötü amellerinin, ahiretteki kaçınılmaz ve acı verici sonuçlarını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Amilû (عَمِلُوا۟), 'amel' kökünden gelir ve bir işi, bir fiili gerçekleştirmek anlamına gelir. Kur'an'da genellikle insanın iradesiyle yaptığı, sorumluluk taşıdığı eylemleri ifade eder. Ayetteki 'mâ amilû' ifadesi, inkârcıların dünyada bilinçli olarak yaptıkları, küfür, şirk ve isyan gibi kötü fiillerini kapsar. Bu fiillerin sonuçları, kıyamet gününde kendilerine dönecektir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Amel (عَمَل), kasıtlı ve iradeli bir şekilde yapılan her türlü fiil ve eylemdir. Ayetteki 'mâ amilû' ifadesi, inkârcıların dünyada işledikleri, Allah'ın rızasına aykırı olan tüm söz ve davranışlarını ifade eder. Bu, sadece fiziksel eylemleri değil, aynı zamanda kalpteki niyetleri ve düşünceleri de kapsayan geniş bir anlam taşır. Bu amellerin karşılığı ahirette görülecektir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hâka (حَاقَ), bir şeyin bir kişiyi veya bir şeyi tamamen kuşatması, sarması ve ondan kaçışın olmaması anlamına gelir. Ayetteki 'vehâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn' ifadesi, inkârcıların dünyada alaya aldıkları azabın, kıyamet gününde onları çepeçevre saracağını, ondan kurtulma imkanlarının kalmayacağını ve bu azabın kaçınılmaz bir gerçek haline geleceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hâka (حَاقَ), bir şeyin bir kimseye isabet etmesi, onu kuşatması ve ondan kurtulmanın mümkün olmaması demektir. Bu kelime, genellikle kötü bir akıbetin veya cezanın bir kişiyi tamamen sarması ve onu etkisi altına alması durumunda kullanılır. Ayetteki kullanımı, inkârcıların alay ettikleri azabın, ahirette onları tamamen kuşatıp mahvedeceğini, bu durumdan kaçışlarının olmadığını kesin bir dille ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstehza (اِسْتِهْزَاء), birini veya bir şeyi küçümseyerek, alay ederek hafife almak, onunla eğlenmek demektir. Ayetteki 'mâ kânû bihî yestehziûn' ifadesi, inkârcıların dünyada peygamberlerin uyarılarını, ahiret azabını ve ilahi tehditleri ciddiye almayıp, onlarla alay ettiklerini belirtir. Bu alaycı tutumun karşılığı olarak, alay ettikleri azabın kendilerini kuşatacağı vurgulanır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İstehza (اِسْتِهْزَاء), Kur'an'da genellikle Allah'ın ayetleri, peygamberler ve ahiret inancı gibi kutsal değerlerle alay etme bağlamında kullanılır. Bu, sadece sözlü bir alay değil, aynı zamanda küçümseyici bir tavır ve inkarcı bir zihniyeti de ifade eder. Câsiye 33'teki kullanım, inkârcıların dünyadaki bu alaycı tutumlarının, ahirette kendilerine dönecek olan azabın bir sebebi olduğunu ve bu azabın, alay ettikleri şeyin ta kendisi olduğunu gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.