İçeriğe atla
Câsiye 34Cüz 25 · Sayfa 502

Câsiye Sûresi 34. Âyet

الجاثية

Sohbete sor

Ve kîle-lyevme nensâkum kemâ nesîtum likâe yevmikum hâżâ veme/vâkumu-nnâru vemâ lekum min nâsirîn(e)

Onlara şöyle denir: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz. Barınağınız ateştir. Yardımcılarınız da yoktur."

Duhân Sûresi

Kim ki böyle diyorsa ister 1400 sene önce yaşasın, ister bugün yaşasın bunca âyet-i ve Kûr’ânı kerimi inkar etmektedirler.

Ölüm ile kişi iniktayı nefse uğrar ve nefsin faaliyet aleti olan beden bineğin ise vazifesi bitmiş olur aslı olan toprak, ateş, hava, su unsurlarına döner. Ölüm denilen hadisenin iki şekli vardır. Birincisi bir irfan ehlinin eğitiminden ve venefahtüsünün gönlüne seyran etmesi ile ölmeden önce ölmesidir.

Ve hakikatte nefsi varlığından ölüp Hakk ile dirilende ebedi hayy ve diridir. Hakk’ın sıfâtı ile dirilene de bir daha ölüm ve dirim yoktur. Şems hazretleri bu hakikati “ben ruhumu çoktan Hakk’a uçurdum üstümde bu gömlekten (beden gömleği) başka bir şey kalmadı” diyerek dile getirmektedir.

Diğeri ise zaruri olan bedeni yaşantının vakit ve saatinin dolması ile oluşan ölümdür.

İlkinde kişi nefsinden ölmüş ve Hakk o mahalde faaliyetini sürdürmeye başladıüı için hakikatte kendi yoktur. Ve nefsi ölü hükmündedir. Ve hakikati ile hay ve diridir.

İkincisi ise zaten hakikate ölü idi. Ve hayalde yaşıyodu. Hayalen ölmüş oldu. Hayalen ölü olanında da zaten dirilmesinin imkanı yoktur. Kendisini diri ve varlık sahibi zan ediyordu. Böylelikle kendinin-kendilerinin ölü ve hakikatte ölü olduklarını ikrar etmektedirler.

Ölüm yok oluş değil “zâik[26] tadıştır. (M.D.) Akıl bilici nefs tadıcıdır. Bu yüzden “ölümü nefs tadacaktır” “Küllü nefsin zaikat’ül mevt” (29/57) denmiştir. “ İz- -T-B- ”


فَأْتُوا بِآبَائِنَا إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ {الدخان/36}

(44/36) “Fe/tû bi-âbâ-inâ in kuntum sâdikîn(e)”

(44/36) Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarımızı bize getirin."