Tenzîlu-lkitâbi mina(A)llâhi-l'azîzi-lhakîm(i)
Kitab'ın indirilişi, mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah tarafındandır.
Bu kitabın indirilişi, çok güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafındandır.
Bu ayet, Kur'an'ın indirilişini (tenzîl) Allah'ın iki temel sıfatı olan 'Azîz' (güç sahibi) ve 'Hakîm' (hikmet sahibi) ile ilişkilendirir. Kitabın kaynağının ilahi otorite ve hikmet olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Tenzîl, tef'îl vezninden masdar olup, bir şeyi yukarıdan aşağıya kademeli olarak indirmeyi ifade eder. Kur'an bağlamında, vahyin Levh-i Mahfuz'dan dünya semasına ve oradan da Cebrail vasıtasıyla Peygamber'e kademeli intikal sürecini anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tenzîl ile inzâl arasındaki fark şudur: inzâl toptan indirmeyi, tenzîl ise parça parça, peyderpey indirmeyi ifade eder. Kur'an'ın 23 yılda ayet ayet indirilmesi tenzîldir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): 'Azîz, bir şeyin ender ve güç bulunur olmasıdır. Allah'ın sıfatı olarak, hiçbir gücün O'nu mağlup edemeyeceğini, O'nun mutlak galip olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): 'İzzet' üç mertebedir: mülk izzeti (saltanat), imtina izzeti (yenilmezlik) ve galebe izzeti (mutlak üstünlük). Allah'ın Azîz ismi bu üçünü de kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Hikmet, bir şeyi yerli yerine koymaktır. Hakîm, fiillerinde ve sözlerinde hikmetten ayrılmayan demektir. Kur'an'ın 'Hakîm' olan Allah'tan gelmesi, ondaki her hükmün ve ifadenin mutlak isabetli olduğu anlamına gelir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hakîm isminin Azîz ile birlikte gelmesi, Kur'an'ın hem yenilmez bir güçten hem de mutlak bir hikmetten kaynaklandığını gösterir. Güç hikmetle dengelenir.
Ahkâf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Hâ mîm, huruf-u mukattaâ harflerindendir. Kur'ân-ı Kerîm'de yedi defa ve peşpeşe olarak geçmektedir. Ahkāf Sûresi “Hâ mîm”lerin yer aldığı yedinci sûredir. Huruf-u mukattaâ harfleriyle ilgili daha önceki sûrelerde bilgi verildiği için ve tekrara düşmemek adına üzerinde fazla durmadan kısaca şu bilgileri vermek yeterli olacaktır. “Hâ mîm” harfleri ile ilgili olarak bizim bir yorumda bulunmamızdan ziyade Terzi Baba’nın söylediği şu hakikati buraya almak daha yerinde olacaktır. Terzi Baba'ya göre "Hâ-Mîm”, Hakikat-i Muhammedî demektir. Yani Hakk olan Muhammed anlamına gelmektedir."
Hâ mîm aynı zamanda Hazreti Muhammed (s.a.v) Efendimizdir. Hâ mîm’lerin peşinden gelen âyetlerin hepsinde kitaptan yani Kur’ân'dan bahsedilmektedir. Bu da bize “insan ve Kur'ân bir batında doğan ikiz kardeştir.” hadisini de hatırlatmaktadır.
İşte bu Kur'ân Azîz ve Hakîm olan Allah tarafından hakikat-i Muhammedî mertebesinden zuhur-u Muhammedî’ye inzal edilmiştir. (T.B. Altı Peygamber, Hz. Muhammed (s.a.v.), s. 261) Yani Peygamberimizin hakikati olan hakikat-i Muhammedî mertebesinden vakti zamanı geldiğinde Hz. Muhammed (s.a.v.) ismiyle yeryüzü şehadet âleminde zuhura çıkan Hz.Muhammed’e (s.a.v.) inzal olunmuştur.
Bu âyette geçen Azîz ve Hakîm esmaları hakkında da kısa bilgi vermek faydalı olacaktır.
Azîz, mutlak güç ve kudret sahibi anlamına gelen isimdir. Kur'ân-ı Kerîm'de çokça geçen isimlerden biridir. Bu isim Allah için kullanıldığı gibi Allah'ın yücelttiği bazı insanlar için de kullanılmaktadır. Bu mevzuya Nusret Baba da şu şekilde değinmiştir: "İzzet ve galebe sahibi demektir, şayân-ı hürmet demektir. Bu izzet sıfâtından bir miktar verdiği seçmeler (seçilenler), diğerlerinin hürmetle andıkları baştacı kimselerdir.” (Nusret Tura, O’nun güzel İsimleri)
Hakîm esmâsı da kısaca “Her şeyin hakikatini bilen, hüküm ve hikmet sahibi” anlamına gelmektedir.
Terzi Baba da bütün esmâ-i ilâhiyelere değinerek yazdığı bir şiirinde Azîz ve Hakîm esmâları hakkında şu bilgileri vermektedir:
“Azîz'dir azameti ile mevcud,
İzzet'i ile buldu vücud,
Her şey O’na mutlak eyledi sücûd,
Dilediğince hükmeden Azîz'dir ancak.”
(Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler Necdet Divanı, s.18.)
“Hakîm'dir her şeyi hikmetle işler,
İdrak ettiğinde göğsün genişler,
Kalmasın gönlünde şu bu teşvişler,
Hikmetle iş gören Hakîm'dir ancak.”
(Necdet Ardıç, Gönülden Esintiler Necdet Divanı, s.21.)