Tudemmiru kulle şey-in bi-emri rabbihâ fe-asbehû lâ yurâ illâ mesâkinuhum(c) keżâlike neczî-lkavme-lmucrimîn(e)
"O, Rabbimin emriyle her şeyi yerle bir eder." Derken evlerinden başka hiçbir şeyleri görünmez hale geldiler. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.
O rüzgâr, Rabbinin emri ile herşeyi yıkar mahveder." dedi. Nihayet helâk oldular ve evlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. İşte biz günahkâr kavmi böyle cezalandırırız.
Rüzgâr Rabbinin emriyle her şeyi yok eder; sadece evlerinin harabeleri kalır. Suçlu kavimler böyle cezalandırılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Tedmîr, tef'îl vezninde olup 'bir şeyi tamamen helâk edip yok etmek' demektir. Mübalağa ifade eder — basit bir zarar değil, kökünden yok etme söz konusudur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Külle şey'in' (her şeyi) kaydı, yıkımın kapsamını gösterir. Ancak 'bi-emri Rabbihâ' ifadesi, bu yıkımın rastgele değil, ilahi emir ve hikmetle gerçekleştiğini bildirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Mesâkin, 'mesken'in çoğulu olup oturulan yerlerdir. Ad kavminden geriye sadece boş evlerinin kalması, o görkemli medeniyetin bir anda yok olduğunu gösteren çarpıcı bir tablodur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): 'Lâ yürâ illâ mesâkinuhum' ifadesindeki 'yürâ' fiilinin mechul gelmesi, artık orada görecek kimse kalmadığını ima eder — ne gören ne görülen, sadece boş duvarlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Cürm, bir meyveyi dalından koparmak demektir. Mecazen, bir insanın fıtratından ve doğru yoldan 'kopması', yani kasıtlı suç işlemesidir. Mücrim, bilinçli ve iradi olarak günah işleyendir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cürm' kavramının Kur'an'da 'zenb' (günah) ve 'ism' (vebal) den farkını vurgular. Cürm, kasıtlı ve sürekli suç işlemeyi ifade eder — tek seferlik bir hata değil, bilinçli bir yaşam biçimidir.
Ahkâf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kur’ân-ı Kerîm’de Hud’dan (a.s.) bahseden Âraf suresi 65-72.âyetleridir. Hud (a.s.) ile ilgili olduğu için o âyetlerin enfüsi manâda neyi ifade ettiğini bilmek için Terzi Baba tarafından yapılan yorumu buraya eklemenin faydalı olacağı kanaatindeyiz.
(7/65)- Âd (kavmin)e de kardeşleri Hûd'u (gönderdik): "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. (O'na karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?" dedi.
Hûd (a.s.) Allah korkusundan çok ağladığı için bu anlama gelen “Hûd” ismi kendisine verilmiştir. Burada da nefs ve rûh arasındaki başka bir münasebet anlatılıyor. Bu mertebede nefsi emmâre baskın olduğu için ondan sakınılması ifâde ediliyor.
(7/66)- “Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni bir çılgınlık içinde görüyoruz ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz."
Bizim varlığımızda esmâ-i ilâhîyyenin zuhurları olarak o kadar çok güçler var ki, bir tarafta bîat edenler var diğer tarafta inkâr eden güçler var. Azîz, Cebbar, Mütekebbir bu kavmin içinde ileri gelen isimlerdir, çünkü bu isimler en çok insanı Mudîll esmâsına saptırır. Rûhumuzda Hûd mertebesinin karşısında olan bu ileri gelen isimlerin nefsânî yönden zuhurları, “biz senin vaazlarını gereksiz görüyoruz, bu içinde bulunduğumuz hayâtı yaşamak bizim için daha güzel” dediler.
(7/67)- “(Hûd), Ey kavmim! Bende çılgınlık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim, dedi.”
Siz aklı cüz’iniz ile bu işleri anlamaya çalışıyorsunuz ama ben Rabbimden aldığım aklı küll idrâki ve ilmiyle size bunları anlatmaya çalışıyorum.
(7/68)- "Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
İşte bu mertebede kişiye ilhâmlar gelir ve o bunları kendi nefsine aktarır. Nefsin ileri gelenleri de buna karşı çıkar ve bu mertebelerde bu savaş devamlı sürer. Hz.İbrâhîm’e (a.s.) kadar kişi kendi bünyesindeki çalışmalarla nefsini temizlemekle meşguldür.
(7/69)- "Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığı ile size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nûh kavminden sonra, onların yerine hâkimler yaptı ve halkedilişte sizi onlardan üstün kıldı. Allah'ın nîmetlerini hatırlayın ki, kurtuluşa eresiniz."
Zikir sadece aynı şeyi tekrarlamak değildir. Zikir kelimesi sözlük anlamı olarak hatırlamak demektir, “ey okuyan kimse sende mevcût olan ilâhî hakîkatleri hatırla ve dışarıya çıkar” anlamındadır. Nefsi emmârenin oluşumlarının idrâk edilerek onların etkisinde kalınmaması isteniyor.
Bunları geçmişteki peygamberlerin hayât hikâyeleri olarak kabullenirsek bu durumda Kûr’ân-ı Kerîm tarih kitâbı gibi kitâp olur fakat Kûr’ân-ı Kerîm Allah’ın kelâmı, zât-î zuhuru olduğundan böyle bir şey ile sınırlandırılması hiçbir şekilde mümkün değildir.
Başkalarının dahi söylemesine gerek kalmadan bazen insan, “ben şu kadar ibâdet ediyorum, bu kadar nafîlelerim var” diye düşünür, işte bu şekilde bir düşünceye kesinlikle sapılmayıp, nefs temize çıkarılmamalıdır. Çünkü nefs kötülüğü emreder yâni oyun yapar ve kişiyi gururlandırır.
Racûl zâhiri olarak erkek kişi olsa da hakîkatte Hak erleri demektir. Onlarda nefsleri üzerine şâhit olup kendi varlıklarında ilâhî varlıktan başka hiçbir şey olmadığını müşâhede edenlerdir.
Hûd mertebesinde kişinin kavmi biraz daha genişleyip büyüyor ve mücâdele biraz daha zorlaşıyor çünkü insanın rûhâniyeti geliştiği gibi nefsânîyeti de gelişiyor. Nefs ruhta olan herşeyden haberdardır, dolayısıyla kişi rûhen nereye yükselirse nefste oranın ilmini idrâk ediyor ve oradan saldırmaya başlıyor. zûlmani perdeler geçilip yükselmeye başlandıkça rahmâni perdeler çıkmaya başlıyor.
(7/70)- “Dediler ki: "Ya, demek sen tek Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi (bize) geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin (o azâbı) bize getir!"
Nefsi emmârenin şirretliği burada ortaya çıkıyor.
(7/71)- (Hûd) dedi ki: "Artık size Rabbinizden bir azâp ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah'ın hiç bir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!”
Bizdeki nefsi güçler ne kadar şirretliğe gitse de kişi rahmâniyyetine tutunursa o nefsin üzerine Allah’ın gazâbı gelir. Sonradan var edilen sadece varlıklara verilen isimlerdir. Âdem (a.s.) daha yeryüzüne inmeden hayvân cinsi dünyada mevcûttu, ne zaman ki Âdem (a.s.) yeryüzüne indi ve çoğalmaya başladılar bu mevcutlara isim vermeye başladılar yâni bütün bu isimler sonradan olmadır. Bu isimlerin bazılarını ilâh gibi görerek tapmaya başladılar yâni kendi verdikleri isimlere taptılar sonuç olarak. Şeytan sürekli yanlış düşünceler verdiğinden ondan gelenlerin tersinin yapılması otomatik olarak doğruları ortaya çıkarmaktadır. Bizlerde seyri sülûk yolunda giderken bazı işler yapıyoruz, nefsimize de diyoruz ki, bak neler olacak sende seyret.
(7/72)- “Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve Âyetlerimizi yalanlayıp da îman etmeyenlerin kökünü kestik.”
Cenâb-ı Hakk kullarıyla o kadar birlikteki hâdiselerin içinde o da mevcûttur, aksi hâlde mülkün sahibi olmaz.