İçeriğe atla
Muhammed 12Cüz 26 · Sayfa 508

Muhammed Sûresi 12. Âyet

محمد

Sohbete sor

İnna(A)llâhe yudḣilu-lleżîne âmenû ve 'amilû-ssâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâr(u)(s) velleżîne keferû yetemette'ûne veye/kulûne kemâ te/kulu-l-en'âmu ve-nnâru meśven lehum

Şüphesiz Allah, inanıp salih ameller işleyenleri, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkar edenler ise (dünya zevklerinden) yararlanırlar ve hayvanların yediği gibi yerler. Onların kalacakları yer ateştir.

Muhammed Sûresi

Bu âyettede salih amel, programı hakk’tan tatbikatı kuldan olana amelden bahsedilmektedir ve konacakları yer altlarından mertebesine göre ırmaklar akan cennetlerdir. Mevlânâ hazretlerinin bahsettiği gibi irfan ehli bugünden cennet-i acilde gönüllerinde bu cennet yaşamı içindedir. Hakkı örtüp izleyenler nefsi emmare ve levvame mertebesinde ve bu hayvani ahlak üzere olduğundan yedikleride iç âlemlerinde bu ahlakları ve nefsin ateşine dönüşmektedir. İşte bu ateşte kalacaklardır.

Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim;

3068. "Eğer Hudanın sıfatlarım temâşâsız ekmek yersem, benim, boğazımda kalır!"

“Eğer bu âlem-i sûrette Hakk’ın sıfatlannı temâşâ etmeksizin gıdâ alırsam, o gafletle yediğim lokmalar boğazımda kalır!”

3069. "O' nun dîdârı olmaksızın, O'nun gül ve gülzârını temâşâsız lokma nasıl hazm olur?" Zîrâ eşyâ Hakk’ın mezâhir-i esmâsıdır. Ve isim sıfatın; ve sıfat zâtın zâhiridir. Binâenaleyh ârifler her lokmada Hakk’ın ismini ve isminden sıfatını ve sıfâtından zâtını müşâhede ederler.

3070. Hudâ ümidinin gayri ile bu yemeden ve içmeden ne vakit bir lahza yer, ancak oküz ve eşek otur.

Bir ârif, Hakk’ın fikir ve ümîdinden başka bir ümîd ve fikir ile bu yeme ve içmeden ne vakit bir lahza intifâ’ eder? Ârif yerse, Hakk’a kulluk fikir ve ümîdi ile yer ve içer. Meğer ki, öküzler ve eşekler gibi tecelliyât-ı Hak’tan gafil ve bî-haber ola. Böyle bir gafil yer ve içerse, cismini takviye etmek ve bu cism-i kavîsi vâsıtasıyla huzûzât-ı hayvâniyyesini icrâ etmek için yer ve içer. Nitekim âyet-i kerîmede, (Muhammed, 47/12) ya’ni, “Hayvânât-ı ehliyyenin yediği gibi yerler. Halbuki onların yerleri ateştir!” buyurulur.[47]

3589. "Kulluk etmemiş ve yüzü yıkanmamış olan lokma isteyici, cehen-nemin lokması olmuşdur."

“Hâlık’ının rezzaklıgını unutmuş ve nzkını sebebden bilmiş olan o münâfik haris, sabah namazını bile kılmamış ve abdest alıp yüzünü de yıkamamışdır. Lokma arkasında koşan bu münâfik, bu i’tikâd ve hâli ile cehennemin lokması olmuşdur.”

3590. Hutâmdan otlayıcı olan o kuzu gibi, avamın canı yiyici ve yenilmiş geldi.

“Hutâm”, esbâb ve sermâye ve mâl-ı dünyevî ve ot kırıntıları demekdir. Burada “ot kırıntıları” ma’nâsınadır. “Avâmın cânı ot parçalannı yiyen bir kuzuya benzer. Kuzu yer ve sonra da onu kesip yerler.”

3591. O kuzu otlar; ve kasap, "O bizim için murâd yaprağını otlar" diye şaddır.

“Berg”, yaprak ma’nâsına geldiği gibi, diğer birçok ma’nâlan daha vardır. Burada “revnak” ma’nâsı münâsibdir. Ya’ni, “Kuzu otlar; ve onu kesecek olan kasap dahi, “O bizim için otlayıp semizleniyor ve bizim murâdımızın revnakını te’min ediyor” diye sevinir.

3592. Yemeklikde cehennemin işini işliyorsun. Kendini onun için semiz yapıyorsun.

Ya’ni, ehl-i gaflet cehennemin gıdâsıdır, cehennem onlara doymaz. Nitekim Kâf sûresinde: (Kâf, 50/30) ya’ni, "Biz yevm-i kıyâmetde cehenneme, “Doldun mu?” diye hitâb ederiz. O “Daha var mı?” der!” buyurulur. Ve dâimâ boğazıyla meşgül olanlann yeri cehennem olacağı (Muhammed, (47/12) ya’ni, “Hayvânât-ı ehliyyenin yediği gibi yerler; ve onlann makamı nârdır” âyet-i kerîmesinde beyân buyurulur. Ya’ni, “Ey gâfıl yemek ve içmekle meşguliyet husûsunda meşrebin ve tabîatm, cehennemin meşreb ve tabiatıdır. Cins cinse meyletmek bir kaide olduğundan sen de kendini meşrebine muvâfik olan ce-hennem için besliyorsun.”

593. Kendi işini yap, gıdâ-yı hikmeti Tâ ki kerr ü ferli kalb semiz olsun!

Cehenneme gıdâ olmak işini bırak da kendine lâzım olan işi işle; ve kendine lâzım olan iş, rûhun gıdâsı ve nzkı olan ilim ve hikmet tahsilidir. Bu ilim ve hikmet gıdâsmdan kerli ferli olan kalbin semiz olur, ya’ni, kalbin nûr-i yakîn ile dolar.

3594. Tenin yemesi bu yemeğe mâni'dir. Can tâcir gibi ve cisim yol vurucu gibidir.

Gıdâ-yı sûrî ile iştigâl bu gıdâ-yı rûhânîyi yemeye mâni’dir. Can bir tâcir gibi ilim ve ma’rifet metâ’ını toplamaya bakar. Cisim dahi yol vuran hırsızlar gibi onu soymak ister.

3595. Tâcirin ışığı o vakit yanmışdır ki, yol vurucu odun gibi yanmış ola.

Tâcirin ticâretinin revâcı yol vuran hırsızlann faaliyeti münkesir olduğu vakit parlar. Bunun gibi cismin kuvveti ve faâliyeti azalırsa, rûhun nûru ve kuvveti tezâhür eder.

3596. Zîrâ sen o akılsın ve bâkî akıl örtücüdür. Kendini zâyi' etme, boş yere çalışma!

Zîrâ sen bu cism-i unsurîden ibâret değilsin. Ancak o cisme taalluk etmiş olan akılsın. Bu cism-i sûrî o akıl denilen ma’nâyı örtücüdür. Binâenaleyh, rehzen olan cisme hizmet edip kendini zâyi’ etme ve cisme hizmet sûretiyle boş yere çalışma! [48]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)