Żâlike bi-enna(A)llâhe mevlâ-lleżîne âmenû ve enne-lkâfirîne lâ mevlâ lehum
Bu, Allah'ın inananların yardımcısı olması, inkar edenlerin ise, hiçbir yardımcısı bulunmamasından dolayıdır.
Bu böyledir. Çünkü Allah iman edenlerin yardımcısıdır. İnkâr edenlerin ise yardımcısı yoktur.
Muhammed Suresi 11. ayet, müminler ve kafirler arasındaki temel farkı, Allah'ın müminlerin 'Mevlâ'sı olması ve kafirlerin ise bir 'Mevlâ'sının olmaması üzerinden vurgular. Ayet, Allah'ın inananlara olan desteğini ve kafirlerin bu destekten mahrumiyetini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Allah lafzı, tüm ilahi isimleri kapsayan ve sadece Hak Teâlâ'ya mahsus olan özel bir isimdir. Bu ayette, müminlerin yegane yardımcısı ve koruyucusu olan zatı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Allah ismi, zat-ı vacibü'l-vücuda delalet eden, bütün kemal sıfatları kendinde toplayan ve noksan sıfatlardan münezzeh olan yüce ismidir. Ayette, müminlerin sığındığı ve kafirlerin mahrum kaldığı kudretin kaynağını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mevlâ kelimesi, 'velayet' kökünden gelir ve 'işleri üstlenen, yardım eden, sahip çıkan' anlamlarını taşır. Bu ayette Allah'ın müminlerin işlerini üstlendiğini, onlara yardım ettiğini ve onları koruduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Velayet, bir şeye yakın olmak ve onun işini üstlenmek demektir. Mevlâ ise bu işi üstlenen kişidir. Ayette Allah'ın müminlerin Mevlâ'sı olması, onların işlerini düzenleyen, onlara yardım eden ve onları koruyan yegane güç olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'velî' ve 'mevlâ' kavramları, Allah ile insan arasındaki özel bir ilişkiyi ifade eder. Allah'ın müminlerin Mevlâ'sı olması, O'nun müminlere karşı özel bir koruyucu ve destekleyici rol üstlendiğini, onlara yakın olduğunu ve işlerini idare ettiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İman, kalple tasdik ve dille ikrardır. Ayette 'iman edenler' ifadesi, Allah'ın birliğine, peygamberlerine ve ahiret gününe inanan kişileri ifade eder, bu kişiler Allah'ın velayetine mazhar olurlar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İman, 'emn' (güven) kökünden türemiştir ve kalbin bir şeye güvenerek tasdik etmesi anlamına gelir. Ayette geçen 'iman edenler', Allah'a güvenip O'nun hükümlerini tasdik edenlerdir ve bu güvenleri sebebiyle Allah onların Mevlâ'sı olur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Küfür, 'örtmek' anlamına gelir. Kafir, hakkı örten, Allah'ın varlığını ve birliğini inkar eden kişidir. Ayette kafirlerin bir Mevlâ'sının olmaması, onların Allah'ın korumasından ve yardımından mahrum olduklarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Küfür, imanın zıddıdır ve Allah'ın nimetlerini örtbas etmek, O'na karşı nankörlük etmek demektir. Ayette kafirlerin Mevlâ'sının olmaması, onların Allah'ın velayetinden uzaklaştıklarını ve kendi başlarına kaldıklarını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kafir kelimesi, sadece inançsızlığı değil, aynı zamanda Allah'ın ayetlerini ve nimetlerini bilerek reddetme ve örtbas etme eylemini de içerir. Bu ayette, kafirlerin Allah'ın Mevlâ'sından mahrum kalmaları, onların bu inkar ve nankörlüklerinin bir sonucudur.
Muhammed Sûresi
Sözlükte “birinin yakını, dostu, arkadaşı ve yardımcısı olmak, onun idaresini elinde bulundurmak” anlamındaki velâyet (vilâyet) kökünden masdar ismi ve sıfat olan mevlâ kelimesi “birine sevgiyle bağlanan, dost, arkadaş, yardımcı; sahip ve mâlik” gibi mânalara gelir. Râgıb el-İsfahânî, kavramın “temel” anlamındaki yan yana oluş faktörünü göz önünde bulundurarak velâ kökünün “iki veya daha fazla şeyin aralarında yabancı bulunmamak şartıyla birlikte olması” mânasına dikkat çekmiş ve bu birlikteliğin mekân, nisbet, din, dostluk, yardım ve inançta yakınlık için kullanıldığını söylemiştir (el-Müfredât, “vly” md.). Mevlâ kelimesi Allah’a izâfe edildiğinde maddî unsurlar hariç yakınlığın (kurb) “sevme, koruma, yardım etme, tasarruf ve himayesi altında bulundurma” gibi anlamları öne çıkar. Genel sözlüklerde ve Kur’an-hadis lugatlarında mevlâ kelimesi için başlıca şu mânalar sıralanır: Rab, mâlik, efendi (seyyid), köle, âzat eden, âzat edilen, nimet veren, nimet verilen, yardım eden, seven, komşu, amcaoğlu, hısım, yeminli dost, ortak. Yer yer karşıt konumundaki kişileri de ifade eden mevlâda aslolan mâna sevgi ve mânevî yakınlıktır. Kelimenin hem dinî metinlerde hem de müslüman halk arasında kazandığı bu geniş muhteva İslâm dininin önemli bir özelliğini ortaya koyar (a.g.e., a.y.; İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “vly” md.; Lisânü’l-ʿArab, “vly” md.)[45].
Allah iman edenlerin Mevlâ sıdır… Yani her şeyidir… Ve inkar edenlerin hiçbir şeyi değildir.
Allah sayısal değeri “Elif 1” “Lam 30” “Lam 30” “Elif 1” “He 5” tir. Toplarsak 1+30+30+1+5= 67 dir. Yine kendi içinde toplarsak 6+7 = 13 dür.
Mevlâ sayısal değeri “Mim: 40” “Vav: 6” “Lam: 30” “Elif: 1” dir . Toplarsak 40+6+30+10= 86 Yine kendi içinde toplarsak 8+6= 14 Nûr-u Muhammedi dir. Nur-û Muhammedi de her mertebeyi kapsamaktadır.
Allah – Uluhiyet mertebesi inananların mevlası yani her mertebesini kapsamaktadır.
Hepsi Rabbımdandır der, rabbına olan güveni itibariyle de vekili olması dolayısıyla da o gücü rabba yüklemiş olur. “Ni’mel Mevla ve ni’mel vekil” Allah’ın bir ismi de zaten Vekil’dir, yani O kulunun vekilidir. Öyle olunca biz asili olmaktayız. Bakın Rabbımız “Kulum ben senin vekilinim her şeyine vekilinim sen tasa etme” diyor. Bakın bu ne kadar büyük bir güvencedir. Cenab-ı Hakk bunları idrak ettirecek akıl versin inşallah. T.B.
Ve bilindiği gibi Mevlâna hazretleri tasavvuf büyüklerimizdendir buradaki hakikati Terzi Babamızdan okuyalım-dinleyelim.
Eğer ben Mevlevi olmuş olsaydım dervişlerime yapacağım ilk şey Konya ziyaretini yasaklamak olurdu. Belirli bir süre oraya ziyaretin ne demek olduğunu anlayıncaya kadar en azından. Burada iki yanlışlık var. İrfan ehli olmak isteyenler için yoksa başkaları için bir yanlışlık yok. Gayet güzel bir hadise gidip orayı ziyaret etmek. Oradaki hüküm kişinin üzerinde iki ahkamı iki hali ortaya getirmekte arttırmakta.
Birincisi; İrfan ehlinde azaltılması lazım gelen duygusallığı arttırmakta.
İkincisi ise; Mevlana Muhammed ve Mevlana Allah’a ulaşmaya mani olmaktadır. Mevlana Rumi'yi Mevlana yapan evvela ilk Mevlana olan Allah’u Teâlâ hazretleridir. Ondan sonra Mevlana Muhammed s.a.v.’dır. Ondan sonrada Konyalı Mevlana’dır. Hatta şeyhimizdir üçüncü Mevlana, dördüncüsü Konyalı Mevlana dır. İşte orayı ziyaret etmek suretiyle duygu artışı ve Konyalı Mevlana öne geçtiğinden diğer Mevlana'lara perde olmaktadır. Ama aslında onun gelişi diğer Mevlanaları ortaya çıkartmak içindir.
Ama ön planda Konyalı Mevlana olduğundan diğerleri suret olarak perde olmaktadır. Hatta onun vermek istediğinin tam tersinde kullanılmaktadır orası. Ama bunlar sıradan kimseler için düşünülecek şeyler değildir. Kim isterse istediği kadar gitsin ziyaret etsin. Ama gerçek manada kendini tanımak isteyen resulünü tanımak isteyen Rabbini tanımak isteyen onu 3. 4. Sıraya alması lazımdır. Bu şekilde merasimlere katılmak ve merasimleri tekrar etmek Konyalı Mevlana’yı birinci ve öne çıkartmak o merasimlerle kayıtlanmak demektir. Mevleviler için Hazreti Mevlana için zahir itibariyle bu görüntüler güzeldir. Ama irfan yönüyle belki kendisi hayatta olsaydı bunları yaptırmazdı. Neden? Çünkü zahiri batınına perde olmakta. Duygusallık sarmalına girip ilahi hakikatlere ulaşamamaktır. İşte bu yüzden seremoni mi deniliyor görüntüleri azaltmak gerekiyor. İşte bu sebeple zaten biz hiç zikir gibi öyle görüntülü gibi öyle görüntülerimiz olmadı olmazda olmadı hiç.
İşte bu merasim ve görüntüler kişinin beyninde o sahneleri dolaştırır gezdirir. Ve o dolaşma doldurur orasını doldurduğu zamanda perde olur başka bir şeyde girmez yer kalmaz. Yalnız yanlış anlaşılmasın onları tenkit etmek eksik görme küçük görme babında söylemiyorum. Kişinin oraya bakışını değişik mertebelerden bakışını anlatmaya çalışıyorum. Sorduğu için. Zahiri itibariyle sistem ve görüntü itibariyle şaheser hadiselerdir. Ve dünya da yüz akımız bizim onlar iftihar vesilemiz duygusal âlemde.
Sencer diye bir arkadaşım vardı. Sabahta mevzu oldu galiba. Bir asker arkadaşım. Neyzendi kendisi bu sistemleşmeden evvel şimdi Devletin kontrolünde özel gruplar idare ediyordu orasını 15-17 sene orada neyzen olarak o grubun içersindeydi. Bende o aylarda giderdim o işte 17si ihtifalde. Neden, bizim büyük oğlan İzzet orada okuyordu. Konya Selçuk üniversitesi fen fakültesi fizik bölümünde okuyordu. Senede bir defa garibi ziyarete gidebiliyordum. Vaktim yoktu imkân da yoktu oda ikisini birlikte hem dolaysıyla Mevlana törenini görelim hem de oğlumuzu da bir gece ziyaret edelim diye.
O grubun içerisinde ki arkadaşımın bana bir itirafı vardır. Necdet kardeşim biz tiyatro yapıyoruz. Bundan daha açık ifade edilmezdi zaten. Ama herkes bunun farkında olmadığı için iyi niyetle muhabbetle gidiliyor. Çokta faydası var. O mertebede faydası var. Ama bir yer geliyor ki aynı hadise birine açılım yaptırıyor iken birinin perdesi oluyor. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) adeta kabrine döndürülmüş oluyor. Yani O’nun muhabbeti veriliyor. O’na perde oluyor. İşte Konya ve o saha miraca gitmesine en büyük mani perde olmakta. Bir sebeple bunun aşılması lazım. Onların batınında olan Hakikati Muhammed-iyyeyi Hakikati ilahiyyeyi bulmak lazım. Peki, bu nasıl olacak? Onların merasimi takip ederek değil ilimlerini takip ederek olacak. Onlar başımızın tacı. Kervan önünde giden kervanbaşları ve bizlere yol gösterici kimseler. Ancak biz onların suretlerinde kaldığımız zaman bize perde olmaktalar. Hz. Mevlana’nın mesnevisinden bir cümleyi öğrenmek 20 defa merasimi seyretmekten daha değerlidir. Birisi duyguyu dolayısıyla benliği arttırır diğeri ise hakikatine erdirir. Hangisine öncelik verilmesi kişinin takdirindedir.[46] “ İz- -T-B- ”