İçeriğe atla
Muhammed 6Cüz 26 · Sayfa 507

Muhammed Sûresi 6. Âyet

محمد

Sohbete sor

Ve yudḣiluhumu-lcennete ‘arrafehâ lehum

Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.

Muhammed Sûresi

Onları arifler cennetine dahil edecektir.

Sûre sayısı 47 idi. Âyet ise 6. Âyettir. 6 ciheti-yönü ifade etmektedir. 47+6= 53 tür. 53 ise kısaca bilindiği gibi “Ahmed” ismi şerifinin sayısal değeri ve efendimiz (s.a.v.) in göklerdeki adıdır.

“men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu”

“Kim ki kendi nefsine arif oldu, bu halde gerçekten kendisi Rabbine arifdir”

“Kim ki nefsine arif oldu, ancak o Rabbine arif oldu.” (Murat Derûni)

(55/46)تَانأوَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ

ve limen hafe mekame rabbihî cennetani ve rabbihî/kendisinin rabbinin makamına korkan kimse için iki cennet var “Rabbınızın makamından korkan kimselere iki cennet vardır.

Otuzbirinci ayetten sonra, buraya kadar gelen ayetlerde cehennemden, cehennemin ve suçluların halinden bahsederken, bu ayetten itibaren de cennetten, cennetin ve iman ehlinin halinden bahsetmektedir.

“re’sül hikmeti mehafetullah.

Hikmetin başı Allah korkusudur.” Hadisi bizlere bu ayetin izahında yardımcı olmaktadır.

Daha yukarılarda da bahsedilen “men” yani “kim”likten burada da bahsedilmekte; düşünen varlıklara hitap edilmektedir.

Yine yukarılarda iki deryadan, “abdiyyet” ve “Rububiyyet” deryalarından bahsedilmişti.

İşte bu deryalar aynı zamanda birer makamdır.

“Makam-ı abdiyyet”ten “makam-ı Rububiyyet”e yükselen kimse, bu makamda yaşamını sürdürmeye ve daha geniş manada buraları idrak etmeğe çalışır.

“men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu”

“Kim ki kendi nefsine arif oldu, bu halde gerçekten kendisi Rabbine arifdir”

“Kim ki nefsine arif oldu, ancak o Rabbine arif oldu.” Yani, “nefsini bilen Rabbını bilir,” hadisi de; bu konuyu oldukça açmaktadır.

Nefsinde, yani kendi varlığında Hakk’ın varlığını müşahede ederek yaşamına devam eden kimse, bu makamdan tekrar “abdiyyet”ine, yani bireysel nefsî varlığına düşmekten korkarsa ona iki cennet vaad edilmektedir.

“Rububiyyet” makamına ulaşmak için “Hikmet” gerekmektedir.

“Kime hikmet verilmişse, onu büyük hayır verilmiştir” beyan-ı ilahisi bu mertebeye ışık tutmakta, hikmete ulaşılabilmesi için de “Re’sül hikmeti mehafetullah”

“Hikmetin başı Allah korkusudur” hadisinde belirtilen gerçeği idrak edip yaşamak gerekmektedir.

Yukarıda belirtilen iki korku, Allah’a yani “Zat-ı İlahi”ye giden yolda çok mühim iki mertebedir. Korku iki türlüdür.

Biri nefsine, menfaatlerine, beşeri varlığına zarar gelmesinden korkmak.

Diğeri ise Rabb’ına karşı nezaketsiz olup, ilahi varlığından nefsi benliğine, beşeriyetine düşmekten korkmaktır.

Kim ki “Mertebe-i Rububiyet”te makam tutar, burayı idrak ederek yaşamını sürdürmeye çalışır ve buradan düşmekten korkarsa, Ona dünyada iken huzur cenneti, ahirette de ahiret cenneti verilir.

Bir yönüyle iki cennet budur.

Diğer yönüyle ise;

ahirette o yerin gereği fiziksel, bedensel bir cennet, diğeri ise, Alah’ın Zat’ından kendisine lutfedilen ruhsal zatî idrak, gönül ve irfan cennetidir.

Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor;

[Makam kelimesi, kinaye yoluyla “Rabbinden korkan” manasında da yorumlanabilir. Korkudan kasıt yalnız yürek çarpıntısı değil; küfür ve nankörlükten sakınıp iman ve şükür ile itaat için saygı ve hürmet göstermek demektir. Kısacası Rububiyyet sıfatını taşıyan, “zül celali vel ikram” sahibi Rabbinin celalinden korkan, yahut kıyamet günü O’nun celali karşısına dikileceği makamını sayıp da korkan kimseler için de “iki cennet vardır” ki;

biri cismanî, biri ruhanî cennet, yahut biri “adn”, biri “naim” cenneti veya biri “daru’l islam”, biri “daru’s-selam” gibi manalara gelebilirler. Zikredilen iki cennet için daha başka anlamlar da söylenmiş ise de kıyamet halleri görülmeden bunların tafsilatı bilinemeyeceğinden, daha fazla izaha girmek doğru olmasa gerektir.........][40] “ İz- -T-B- ”