Żâlike bi-ennehum kerihû mâ enzela(A)llâhu feahbeta a'mâlehum
Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de Allah'ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır.
Bu onların, Allah'ın indirdiklerini beğenmediklerinden dolayıdır. Allah da bunun için onların amellerini boşa çıkarmıştır.
Muhammed Suresi 9. ayet, Allah'ın indirdiğine karşı olumsuz tutum sergileyenlerin amellerinin akıbetini dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koymaktadır. Ayet, 'kerih görme' fiili ile 'amellerin boşa çıkarılması' arasındaki doğrudan ilişkiyi vurgulayarak, ilahi iradeye karşı gelmenin sonuçlarını semantik olarak derinleştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kerh' kelimesini, bir şeyden nefret etmek, onu hoş görmemek ve ondan uzak durmak istemek olarak tanımlar. Ayetteki 'kerihû' ifadesi, Allah'ın indirdiği şeye karşı kalpte oluşan bir hoşnutsuzluğu, hatta nefreti ifade eder ki bu, imanın zıddı bir tutumdur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kerihû' fiilinin mecazi olarak 'reddetmek' ve 'karşı çıkmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayette, Allah'ın indirdiği hükümlere ve vahye karşı gösterilen bu olumsuz tavır, sadece bir beğenmeme değil, aynı zamanda bir isyan ve inkâr halini yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kerh' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın hoşnut olmadığı, çirkin gördüğü ve yasakladığı şeyleri ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, insanların Allah'ın indirdiğini 'kerih görmesi', onların ilahi iradeye karşı ahlaki ve dini bir direniş içinde olduklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'enzela' fiilinin Kur'an'da genellikle Allah'ın gökten indirdiği vahyi, kitapları ve peygamberlere gönderdiği hükümleri ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'mâ enzela' ifadesi, genel olarak Kur'an'ı ve onun içerdiği tüm ilahi buyrukları kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inzal' kelimesinin, bir şeyi yüksekten aşağıya indirmek anlamına geldiğini ve Kur'an bağlamında Allah'ın ilahi kelamını peygamberine vahy yoluyla ulaştırmasını ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'Allah'ın indirdiği', ilahi menşeli ve bağlayıcı olan her şeyi ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'inzal' fiilinin Kur'an'da sadece fiziksel bir indirme değil, aynı zamanda ilahi bir lütuf ve rehberlik olarak vahyin gönderilmesini de ifade ettiğini vurgular. Ayetteki 'mâ enzela', insanların reddettiği bu ilahi rehberliği ve onun getirdiği hakikatleri işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ihbât' kelimesinin, bir şeyin faydasını ortadan kaldırmak, onu değersiz kılmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fe-ahbeta a'mâlehum' ifadesi, Allah'ın indirdiğini beğenmeyenlerin yaptıkları iyi işlerin dahi ahirette bir karşılık bulamayacağını, boşa gideceğini anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'habata' fiilinin, bir hayvanın çok yiyip karnının şişmesi ve sonra ölmesi gibi, bir şeyin dıştan iyi görünse de içten çürümesi ve faydasız hale gelmesi anlamında kullanıldığını açıklar. Bu ayette, Allah'ın indirdiğine karşı çıkanların amelleri, dıştan iyi görünse de ilahi katında bir değer taşımayacak şekilde 'ihbât' edilmiştir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ihbât'ın, bir amelin sevabını yok etmek, onu geçersiz kılmak olduğunu ifade eder. Ayetteki bu kullanım, Allah'ın indirdiğine karşı gelmenin, kişinin tüm iyi amellerini dahi hükümsüz kılarak ahiretteki karşılığını ortadan kaldıracağını net bir şekilde ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'amel' kelimesini, iradeye dayalı olarak yapılan her türlü iş ve fiil olarak tanımlar. Ayetteki 'a'mâlehum' ifadesi, Allah'ın indirdiğini beğenmeyenlerin dünyada yaptıkları tüm iyi veya kötü işleri kapsar, ancak bağlam gereği burada özellikle sevap getirmesi beklenen iyi ameller kastedilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'amel'in, bir kasıt ve irade ile yapılan iş olduğunu belirtir. Bu ayette, Allah'ın indirdiğine karşı çıkanların 'amelleri', yani yaptıkları tüm fiiller, bu karşı çıkışları nedeniyle ilahi katında bir değer ifade etmeyecek ve boşa çıkacaktır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'amel' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel eylemleri değil, aynı zamanda niyetleri ve kalpteki tutumları da kapsadığını belirtir. Ayetteki 'a'mâlehum'un boşa çıkarılması, onların Allah'ın indirdiğine karşı besledikleri olumsuz niyet ve tutumun, tüm eylemlerinin değerini ortadan kaldırdığını gösterir.
Muhammed Sûresi
Bu dalalet hali ve amellerini boşa çıkması Fatiha sûresi 7. Âyette bildirilmiştir.
Sıratalleziyne en'amte aleyhim; Gayril mağdubi aleyhim; Ve laddaaallîn;
O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil. (1/7)
O yol öyle bir yol ki en’am da (nimet) bulunduklarının yoludur, gazaba uğramışların ve sapmışların yolu değil. Gadab Cenâb-ı Hakk’ın azametinin vasıfları, gadab’a uğramamış olanlarda Hâdî isminin mazharları yani hidayet ehlidirler. Yeri gelmişken şu küçük ilâveyi de aktaralım.
71/26. “Ve Nûh dedi ki: Yârabbi!. Yeryüzünde kâfirlerden bir şahıs bırakma.” Yâni yeryüzünde ehli mudil-dâllîn’den kimse bırakma. Çünkü o aslında bu duayı kendi mertebesi itibari ile ifade etmişti. Demek ki, dallîn’in hakikati ona sadece zâhiri anlamda belirtilmiş idi. O mertebe itibariyle kesret hakikatleri yaşandığından, kesrette de zıtlar toplanamadığından, yâni o devrede “kesrette vahdet” yaşanmadığından yeryüzünde hiç bir “mudil” isminin zuhur mahallinin kalması istenmemiştir.
Ancak, Hakikat-i Muhammed-î de ise, bütün âleme rahmet olduğundan esmâ-i İlâhiyye’ye de rahmet vardır. Bütün esmâ-i İlâhiyye zuhurda ve faaldir. İşte bu yüzden, Mertebe-i Muhammed-î de, “mudil” (dâllîn) in kaldırılması değil, (veleddâllîn) gazaba oğramış (dâllîn) den eyleme denmiştir. Yâni “dâllîn” den uzaklaşılması istenmiştir.
Nûh (a.s.) ise bunların tamamen kaldırılmasını istemiştir. Çünkü bütün esmâ-i İlâhiyyenin hâmîsi değil idi. Peygamberimiz ise, “rahmeten lilâlemîn” olduğundan, “mudil” ismide bu âlemin cüzlerinden olduğundan, onun kaldırılması değil ona uyulmaması tenbih edilmiştir, aradaki mühim fark budur.
Demek ki, Hakikat-i Muhammed-î seyrinde “mudil”i yok etmek değil ancak ona uymamak vardır.[44] “ İz- -T-B- ”
أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا {محمد/10}
(49/10) “Efelem yesîrû fî-l-ardi feyenzurû keyfe kâne âkibetu-llezîne min kablihim demmera(A)llâhu aleyhim ve lilkâfirîne emsâluhâ”
(49/10) Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkâr edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır.