İçeriğe atla
Muhammed 9Cüz 26 · Sayfa 507

Muhammed Sûresi 9. Âyet

محمد

Sohbete sor

Żâlike bi-ennehum kerihû mâ enzela(A)llâhu feahbeta a'mâlehum

Bu, Allah'ın indirdiğini beğenmemeleri, bu sebeple de Allah'ın onların amellerini boşa çıkarmasındandır.

Muhammed Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Bu dalalet hali ve amellerini boşa çıkması Fatiha sûresi 7. Âyette bildirilmiştir.

Sıratalleziyne en'amte aleyhim; Gayril mağdubi aleyhim; Ve laddaaallîn;

O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların ve o sapmışların yoluna değil. (1/7)

O yol öyle bir yol ki en’am da (nimet) bulunduklarının yoludur, gazaba uğramışların ve sapmışların yolu değil. Gadab Cenâb-ı Hakk’ın azametinin vasıfları, gadab’a uğramamış olanlarda Hâdî isminin mazharları yani hidayet ehlidirler. Yeri gelmişken şu küçük ilâveyi de aktaralım.

71/26. “Ve Nûh dedi ki: Yârabbi!. Yeryüzünde kâfirlerden bir şahıs bırakma.” Yâni yeryüzünde ehli mudil-dâllîn’den kimse bırakma. Çünkü o aslında bu duayı kendi mertebesi itibari ile ifade etmişti. Demek ki, dallîn’in hakikati ona sadece zâhiri anlamda belirtilmiş idi. O mertebe itibariyle kesret hakikatleri yaşandığından, kesrette de zıtlar toplanamadığından, yâni o devrede “kesrette vahdet” yaşanmadığından yeryüzünde hiç bir “mudil” isminin zuhur mahallinin kalması istenmemiştir.

Ancak, Hakikat-i Muhammed-î de ise, bütün âleme rahmet olduğundan esmâ-i İlâhiyye’ye de rahmet vardır. Bütün esmâ-i İlâhiyye zuhurda ve faaldir. İşte bu yüzden, Mertebe-i Muhammed-î de, “mudil” (dâllîn) in kaldırılması değil, (veleddâllîn) gazaba oğramış (dâllîn) den eyleme denmiştir. Yâni “dâllîn” den uzaklaşılması istenmiştir.

Nûh (a.s.) ise bunların tamamen kaldırılmasını istemiştir. Çünkü bütün esmâ-i İlâhiyyenin hâmîsi değil idi. Peygamberimiz ise, “rahmeten lilâlemîn” olduğundan, “mudil” ismide bu âlemin cüzlerinden olduğundan, onun kaldırılması değil ona uyulmaması tenbih edilmiştir, aradaki mühim fark budur.

Demek ki, Hakikat-i Muhammed-î seyrinde “mudil”i yok etmek değil ancak ona uymamak vardır.[44] “ İz- -T-B- ”


أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا {محمد/10}

(49/10) “Efelem yesîrû fî-l-ardi feyenzurû keyfe kâne âkibetu-llezîne min kablihim demmera(A)llâhu aleyhim ve lilkâfirîne emsâluhâ”

(49/10) Onlar yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah, onları yerle bir etmiştir. İnkâr edenlere de bu akıbetin benzerleri vardır.