Ve'adekumu(A)llâhu meġânime keśîraten te/ḣużûnehâ fe'accele lekum hâżihi ve keffe eydiye-nnâsi ‘ankum velitekûne âyeten lilmu/minîne ve yehdiyekum sirâtan mustekîmâ(n)
Allah, size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. (Allah, böyle yaptı) ki, bunlar mü'minler için bir delil olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.
Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir ki bu, müminlere bir işaret olsun ve Allah sizi doğru yola iletsin.
Bu ayet, Allah'ın müminlere vaat ettiği zafer ve ganimetleri, bu vaadin hemen gerçekleşmesini ve bunun müminler için bir işaret olmasını dilbilimsel olarak ele almaktadır. Anahtar kavramlar, ilahi vaadin gerçekleşme biçimini ve bunun sonuçlarını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Va'd (وَعْد), hayır veya şer ile ilgili bir haberin verilmesidir. Ancak Kur'an'da genellikle hayır için kullanılır. Bu ayette Allah'ın müminlere zafer ve ganimet vaat etmesi, O'nun sözünün kesinliğini ve gerçekleşeceğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Va'd, bir şeyin gelecekte olacağını bildirmektir. Allah'ın vaadi ise, O'nun kudret ve ilmiyle sabit olup, asla değişmeyecek olan kesin bir hükümdür. Ayetteki 'va'dekum' ifadesi, bu ilahi vaadin müminlere yönelik olduğunu ve gerçekleşeceğinin garantisi olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ganimet (غَنِيمَة), düşmandan savaş yoluyla elde edilen maldır. Bu ayetteki 'meğânime kesîra' (bol ganimetler) ifadesi, müminlerin düşmanlarına karşı elde edecekleri maddi kazançların çokluğunu ve bereketini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ganimet, çaba sarf ederek elde edilen kazançtır. Özellikle savaşta düşmandan ele geçirilen mallar için kullanılır. Ayetteki bağlamda, Hudeybiye Antlaşması sonrası veya gelecekteki fetihlerle elde edilecek maddi ve manevi kazanımları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ganimet kavramı, Kur'an'da sadece maddi kazançları değil, aynı zamanda ilahi lütuf ve bereketi de ifade edebilir. Bu ayette, Allah'ın müminlere vaat ettiği 'bol ganimetler', hem maddi zenginliği hem de ilahi desteğin bir tezahürü olarak anlaşılmalıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Acele (عَجَلَ), bir şeyi hızlandırmak, geciktirmemektir. 'Fe'accel' (فَعَجَّلَ) ifadesi, Allah'ın vaat ettiği ganimetlerden bir kısmını müminlere hemen, yani Hudeybiye Antlaşması'nın hemen ardından veya Hayber Fethi gibi yakın bir zamanda verdiğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ta'cîl (تَعْجِيل), bir şeyi vaktinden önce veya bekletmeden yapmaktır. Ayetteki 'fe'accel' ifadesi, Allah'ın müminlere olan lütfunu ve vaadini hemen yerine getirdiğini, bu durumun ilahi kudretin ve vaadin kesinliğinin bir göstergesi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آيَة), bir şeyin varlığına veya doğruluğuna işaret eden alamet veya delildir. Bu ayetteki 'li-tekûne âyeh' (bir belge olması için) ifadesi, Allah'ın müminlere verdiği bu ganimetlerin ve zaferin, O'nun vaadinin gerçekliğine ve müminlerin haklılığına dair açık bir işaret olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Âyet, Kur'an'da hem mucizevi bir işaret hem de ilahi bir delil anlamında kullanılır. Bu bağlamda, Allah'ın müminlere verdiği bu nimetler, onların imanlarını pekiştiren ve Allah'ın kudretini gösteren somut bir 'ayet'tir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sırât (صِرَاط), geniş ve açık yoldur. Bu ayetteki 'sırâtan müstekîmen' (doğru yol) ifadesi, Allah'ın müminleri maddi ve manevi olarak doğru yola ilettiğini, bu yolun İslam'ın prensiplerine uygun, şaşmaz ve kurtuluşa götüren bir yol olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sırât, geniş ve düz yoldur. Kur'an'da genellikle 'Sırât-ı Müstakîm' olarak geçer ve İslam dinini, hak yolu, Allah'a ulaştıran doğru inanç ve amelleri temsil eder. Ayetteki 'yehdiye-kum sırâtan müstekîmen' ifadesi, Allah'ın müminlere hem dünyevi başarılar hem de ahirette kurtuluş için doğru yolu gösterdiğini vurgular.
Feth Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
48/20.” Allah Teâlâ size birçok ganîmetler vâ'd etmiştir ki, siz onları alacaksınızdır. Bunu da size acele olarak verdi ve sizden insânların ellerini çekti ki, müminler için bir işaret olsun ve sizi bir dosdoğru caddeye çıkarsın.”
” Allah Teâlâ size birçok ganîmetler vâ'd etmiştir ki, siz onları alacaksınızdır. Bunu da size acele olarak verdi.”
Bunlar da kıyamete kadar müslümanların fütühat-ı ve alacakları ganimetlerdir. Şimdilik bunu size peşin verdi. Va’ad olunan bir çok ganimetlerden önce Hayber ganimetlerini acele olarak verdi. Ve sizlerden insânların ellerini çekti. Hayberli’lerin müttefikleri olan, Esed ve Gatahan kabileleri onlar yardım etmek istediler de, korkup kaçtılar.
Diğer yönü ile. Mertebe-i Muhammediyyet yer yüzünde zuhura çıktıktan sonra, diğer mertebelerin bütün bilgileri Mertebe-i Muhammediyyeye ganimet olarak kaldı. Mertebe-i Muhammed-î de, bu ganimetlerin faydalı ve geçerli olabilecek ve tatbik edilebilecek olanlarını kendi bünyesi içerisine alıp gerçek sahibi olan Haki,kat-i Muhammediyye ye iltihak eyledi. İşte bu yüzden kendinden evvelki bütün mertebeler nesih-kaldırıldı. O günden sonra tek Sırat-ı müstakîm ve sıratullah hakikat-i Muhammed-î sistemi içerisinde olan geçerli oldu. Diğer Sırat- yollar kendi devirlerinde geçerli olduğu halde Hakikat-i Muhammed-î geldikten sonra nesih-kaldırıldı. Aslına dönüştürüldü.
“ve sizden insânların ellerini çekti ki,” Hudeybiye sulhü ile Kureyş’in de eli çekildi. Hendek vak’a sında olduğu gibi müslümanlara saldırmak isteyen düşmanların güçleri kırılıp bundan böyle İslâm devleti emniyyet sahasına girdi.
Bâtın’en bu sûlhler nefs-i emmâre ile levvâme’nin beden mülkünde tesirsiz olmasını sağlayan anlaşmalardır. Bu anlaşmalardan sonra onların güçleri iyice kırılır. Daha sonra da itaate mecbur kalırlar. İşte bu ferdin gerçek manâ da Sırat-ı mürtakıym’de yürümesidir.
“müminler için bir işaret olsun.”
Hemde mü’min’lere bir Âyet-işaret, gelecekte va’ad olunan fütühat ve ganimetlerin tahakkukuna bir emare ve alâmet olsun.
Seyr’ü sülûk yolunda, Âdemiyyet’ten başlayarak gelecek mertebelerin de fethinin ve o mertebelerin de nefsinin elinden alınıp kendine ganimet olarak geçmesinin alâmeti olsun.
“ve sizi bir dosdoğru yola- caddeye çıkarsın.” Sırat-ı müstakîm’e hidayet eylesin. Sırat-ı müstakîm, doğru yoldur. Doğru yol ise, Hakikat-i Âdemiyyet’ten başlayıp Hakikat-i İseviyyet-e kadar olan yoldur. Onun ilerisi ise sıratullahtır ki, Mi’râc ile neticelenir. Devamı ise Hakk’tan halka hicret, yâni nüzül dür. Hakk’tan halka dönüş, risâlet’tir. Bu seyr ancak mertebe-i muhammediyyet çalışmaları içinde oluşur. İşte gerçek hidayet-Hâdî isminin kulun üstündeki kemâl zuhuru budur.