Veuḣrâ lem takdirû ‘aleyhâ kad ehâta(A)llâhu bihâ(c) ve kâna(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîrâ(n)
Henüz elde edemediğiniz, fakat Allah'ın, ilmiyle kuşattığı başka (kazançlar) da vardır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Bundan başka sizin güç yetiremediğiniz, ama Allah'ın sizin için kuşattığı ganimetler de vardır. Allah herşeye kâdirdir.
Bu ayet, müminlere vaat edilen ancak henüz elde edemedikleri ganimetlere ve Allah'ın kudretine vurgu yapmaktadır. Anahtar kavramlar, 'kudret', 'ihata' ve 'kadir' kelimeleri üzerinden Allah'ın sınırsız gücünü ve takdirini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kadr (قدر) kelimesi, bir şeyin miktarını, ölçüsünü bilmek ve ona güç yetirmek anlamlarına gelir. Ayetteki 'lem takdirû' ifadesi, müminlerin henüz bu ganimetlere kendi güçleriyle ulaşamadıklarını, ancak Allah'ın takdiriyle bunun mümkün olacağını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kadr (قدر) fiili, bir şeye muktedir olmak, ona güç yetirmek demektir. Burada 'lem takdirû' ile kastedilen, henüz o ganimetlere ulaşma imkanına sahip olmamalarıdır; bu, onların acziyetini değil, Allah'ın takdirini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İhâta (إحاطة), bir şeyi çepeçevre kuşatmak, onu tamamen kontrol altına almak demektir. Ayetteki 'kad ehâtallâhu bihâ' ifadesi, Allah'ın bu ganimetleri bilgisi, kudreti ve takdiriyle kuşattığını, onların akıbetinin Allah'ın elinde olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ihâta' kavramı, genellikle Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini ve kudretini ifade etmek için kullanılır. Bu ayette, Allah'ın henüz elde edilmemiş ganimetleri dahi tam bir kontrol altında tuttuğunu, onların geleceğini belirlediğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İhâta, bir şeyi çepeçevre kuşatmak ve onu korumak anlamına gelir. Allah'ın bu ganimetleri kuşatması, onları müminler için sakladığına ve zamanı geldiğinde onlara nasip edeceğine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kadîr (قدير), Allah'ın sıfatlarından olup, her şeye gücü yeten, dilediğini yapabilen demektir. Ayetteki 'kâne'llâhu alâ külli şey'in kadîrâ' ifadesi, Allah'ın sadece bu ganimetler üzerinde değil, her şey üzerinde mutlak bir kudrete sahip olduğunu pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kadîr, Allah'ın zâtî sıfatlarından olup, kudretinin sınırsızlığını ve her şeyi kapsayıcılığını ifade eder. Bu ayette, müminlerin gücünün yetmediği şeyleri dahi Allah'ın kolaylıkla gerçekleştirebileceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kadîr ismi, Allah'ın iradesini gerçekleştirmede hiçbir engelle karşılaşmadığını, her şeye muktedir olduğunu gösterir. Ayette, henüz elde edilemeyen ganimetlerin Allah'ın kudreti dahilinde olduğunu ve O'nun dilediği zaman bunları müminlere nasip edeceğini belirtir.
Feth Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
48/21. “Ve bir başkası -da vâ'd buyurulmuştur ki- onların üzerine sizin gücünüz henüz yetmemiştir. Allah Teâlâ onları muhakkak ki, kuşatmıştır ve Allah Teâlâ her şey üzerine hakkiyle kaadir bulunmuştur.” Daha henüz bütün nefs mertebeleri fetih edilmediğinden kişinin bireysel gücü yetememektedir. Zikir ve yaptığı mücahede ve çalışmalarla gücünü
arttırma yolundadır. Allah (c.c.) lühû ise onları içten ve dıştan kuşatmıştır. Ancak bu kuşatmanın hakikatini kişi daha henüz hakkıyla bilemediği için farkında olamamaktadır. Bunun farkında olmak ise kişinin kendinin Hakk tarafından fetih edilmesidir. Zâten Hakk her şeyi daha baştan o mahalde zuhurda olduğundan bulunduğu her zuhur mahallini fetih etmiş olmaktadır.
İşte kişi kendi hakikatini idrâk ettiği zaman, kendinde bulunanın Hakk’tan başka bir varlık olmadığını anladığında o zaman da kul kendinde ki Hakk’ı fetih etmiş olur. Böylece Hakk kul ismiyle o mahalde kulunu kulluk mertebesi itibariyle içten ve dıştan da kuşatmış fetih etmiş olur.
Böylece bir itibarla, Hakk’ kulunu bulunduğu mertebesi yönüyle kuşatmış-fetih etmiş olur.
Diğer itibara göre ise, kul kendinde bulunanın Hakk’tan başka bir varlık olmadığını müşahede ederek anladığında yine o mertebesi itibariyle beden mülkünde Hakk’ı kuşatmış ve bu sırrı idrâk ettiğinden dolayı kul da Hakk’ı fetih etmiş olmaktadır. Bu tevhid hakikatlerinden bir hakikattir ki anlaşılması oldukça zordur.
Böylece Cenâb-ı Hakk her yerde her zaman ve her şeye kâdir ismiyle muktedir dir. Dilediği yerde dilediği şekilde zuhur eder.