Veli(A)llâhi cunûdu-ssemâvâti vel-ard(i)(c) ve kâna(A)llâhu ‘azîzen hakîmâ(n)
Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Fetih Suresi'nin 7. ayeti, Allah'ın mutlak kudretini ve hikmetini vurgulamaktadır. Ayet, göklerdeki ve yerdeki tüm güçlerin (orduların) O'na ait olduğunu, O'nun her şeye galip ve her işinde hikmet sahibi olduğunu beyan eder. Dilbilimsel olarak, 'cünûd', 'azîz' ve 'hakîm' kelimeleri bu ilahi sıfatları ve evren üzerindeki egemenliği pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cünd (جند) kelimesi, bir araya gelmiş, toplanmış topluluk anlamına gelir. Ayetteki 'cünûdü's-semâvâti ve'l-ard' ifadesi, Allah'ın emri altında olan, O'nun iradesini yerine getiren ve O'nun kudretini gösteren tüm göksel ve yersel varlıkları, melekleri, insanları, cinleri ve diğer yaratılmışları kapsar. Bu, Allah'ın mutlak egemenliğini ve her şeyin O'nun kontrolünde olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'cünûd' kelimesini 'askerler' veya 'yardımcılar' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, göklerdeki ve yerdeki orduların Allah'a ait olması, O'nun dilediği zaman bu güçleri kullanarak dilediğini yapabileceğini, kimsenin O'na karşı gelemeyeceğini ve O'nun yardımına ihtiyaç duymadığını gösterir. Bu, Allah'ın kudretinin ve bağımsızlığının bir mecazıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cünd' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın iradesini gerçekleştiren, O'nun gücünü temsil eden varlıklar için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'cünûdü's-semâvâti ve'l-ard', Allah'ın evren üzerindeki mutlak hükümranlığını ve O'nun emrine amade olan sayısız gücü ifade eder. Bu, Allah'ın kudretinin ve otoritesinin somut bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semâ (سماء) kelimesi, 'yükseklik' ve 'üstte olma' anlamlarına gelir. Kur'an'da genellikle yedi kat gökleri ve evrenin üst katmanlarını ifade eder. Bu ayette 'cünûdü's-semâvât' ifadesiyle birlikte kullanılması, Allah'ın kudretinin sadece yeryüzüyle sınırlı olmadığını, aksine tüm göksel varlıkları ve güçleri de kapsadığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Semâ, her şeyin üstünde olan ve onu kuşatan şeydir. Ayetteki 'semâvât' kelimesi, Allah'ın hükümranlığının ve ordularının sadece yeryüzüyle sınırlı olmadığını, aksine tüm evreni kapsadığını vurgular. Bu, Allah'ın sınırsız gücünü ve evren üzerindeki mutlak kontrolünü ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Arz (أرض) kelimesi, üzerinde yaşadığımız yeryüzü anlamına gelir. Ayette 'cünûdü'l-ard' ifadesiyle birlikte kullanılması, Allah'ın ordularının ve kudretinin sadece göklerde değil, aynı zamanda yeryüzündeki tüm varlıkları, insanları, hayvanları, bitkileri ve doğal güçleri de kapsadığını belirtir. Bu, Allah'ın evrensel egemenliğinin bir parçasıdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'arz' kelimesinin Kur'an'da genellikle yeryüzü ve onun üzerindeki tüm canlı ve cansız varlıkları ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'semâvât' ile birlikte kullanılarak, Allah'ın hükümranlığının ve ordularının tüm evreni, hem gökleri hem de yeri kuşattığını vurgular. Bu, Allah'ın yaratma ve yönetme gücünün sınırsızlığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azîz (عزيز) kelimesi, 'güçlü, üstün, galip, yenilmez' anlamlarına gelir. Ayette Allah'ın 'Azîz' olarak nitelendirilmesi, O'nun göklerdeki ve yerdeki tüm ordulara sahip olmasının bir sonucu olarak, hiçbir gücün O'na karşı gelemeyeceğini, O'nun iradesinin her zaman üstün geleceğini ve O'nun kudretinin sınırsız olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azîz, 'galip gelen, mağlup edilemeyen' demektir. Ayetteki 'kâne'llâhu azîzen' ifadesi, Allah'ın ezelden beri bu sıfata sahip olduğunu ve bu sıfatın O'nun zatından ayrılmaz olduğunu gösterir. Göklerdeki ve yerdeki orduların O'na ait olması, O'nun bu 'Azîz' sıfatının bir tecellisidir; zira bu ordularla O, dilediğini yapar ve kimse O'na engel olamaz.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Azîz' isminin Kur'an'da Allah'ın mutlak gücünü, yenilmezliğini ve üstünlüğünü ifade eden temel isimlerden biri olduğunu belirtir. Bu ayette, göklerdeki ve yerdeki orduların Allah'a ait olduğunun hemen ardından gelmesi, O'nun bu ordular aracılığıyla veya onlara ihtiyaç duymadan da her şeye kadir olduğunu, kimsenin O'na karşı gelemeyeceğini ve O'nun iradesinin mutlak olduğunu pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hakîm (حكيم) kelimesi, 'hikmet sahibi, her şeyi yerli yerine koyan, sağlam ve doğru hüküm veren' anlamlarına gelir. Ayette Allah'ın 'Hakîm' olarak nitelendirilmesi, O'nun göklerdeki ve yerdeki ordulara sahip olmasının ve 'Azîz' olmasının yanı sıra, tüm bu kudretini ve egemenliğini mutlak bir hikmetle kullandığını gösterir. O'nun hiçbir işi boşuna veya anlamsız değildir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hakîm, 'işleri sağlam ve kusursuz yapan, her şeyi yerli yerine koyan' demektir. Ayette 'Azîz' sıfatının ardından 'Hakîm' sıfatının gelmesi, Allah'ın gücünü keyfi olarak değil, tam bir hikmet ve adaletle kullandığını vurgular. O'nun orduları ve kudreti, rastgele değil, belirli bir düzen ve amaç doğrultusunda işler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Hakîm' isminin Allah'ın ilim ve irade sıfatlarıyla yakından ilişkili olduğunu belirtir. Bu ayette, Allah'ın göklerdeki ve yerdeki ordulara sahip olmasının ve 'Azîz' olmasının, O'nun aynı zamanda her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilen ve her işini en güzel şekilde düzenleyen 'Hakîm' olduğunu gösterdiğini ifade eder. Bu, Allah'ın kudretinin ve egemenliğinin mükemmelliğini ortaya koyar.
Feth Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
48/7. “Ve şu göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Ve Allah, bir azîzdir, bir hakîm'dir.” Bu Âyet-i Kerîme daha evvelce aynı olarak 4 üncü Âyetin sonunda ancak, “Azîz” an yerine “Alîm” en olarak geçmişti, burada “Alîm” ile” Azîz” yer değiştirmiştir. İşlerini ilmi ile işleyip, bütün âlemi ilmi ve hikmeti ile kuşattığı gibi burada da, ”Azîz” ve “Hakîm” İzzet-i ve Hikmet-i ile de âlemini kuşattığı görülmekte dir.
(Azîz) in lügat manâsı: İzzetli, sevgili, dost, ermiş. Manevi kudret sahibi. Mağlûb olmayan galip, Allah.
إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
(İnnâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiran ve nezira)