İnnâ erselnâke şâhiden ve mubeşşiran ve neżîrâ(n)
(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
Şüphesiz biz seni, şâhit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Fetih Suresi 8. ayet, Hz. Muhammed'in peygamberlik görevini üç temel vasıfla özetlemektedir: şahitlik, müjdecilik ve uyarıcılık. Bu kavramlar, peygamberin risaletinin mahiyetini ve insanlığa yönelik işlevini dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'irsâl' (göndermek) kelimesinin, bir şeyi bir yere veya bir kimseye yönlendirmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'erselnâke' ifadesi, Allah'ın Hz. Peygamber'i insanlara bir elçi olarak, belirli bir mesaj ve görevle göndermesini vurgular. Bu, sadece fiziksel bir gönderme değil, aynı zamanda ilahi bir yetkilendirme ve görevlendirmedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'irsâl' kelimesinin mecazi anlamda 'görevlendirme' ve 'elçi tayin etme' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in Allah tarafından insanlara bir elçi olarak tayin edildiğini ve bu görevin ilahi bir iradeyle gerçekleştiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şâhid' kelimesinin hem 'gören' hem de 'tanıklık eden' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'şâhiden' ifadesi, Hz. Peygamber'in ümmetinin amellerine şahit olması, onların lehine veya aleyhine tanıklık etmesi ve aynı zamanda Allah'ın birliğini ve dinin hakikatini insanlara tebliğ ederek bu hakikate tanıklık etmesi anlamlarını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şâhid' kelimesinin burada 'ümmetine karşı şahit' anlamında kullanıldığını açıklar. Peygamber, ümmetinin yaptıklarını görmüş ve onlara tebliğde bulunmuştur; dolayısıyla kıyamet günü onların imanları veya inkarları hakkında şahitlik edecektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'şehâde' kavramının Kur'an'da hem 'görgü tanıklığı' hem de 'hakikate tanıklık' anlamlarını içerdiğini belirtir. Hz. Peygamber'in 'şâhid' olması, onun hem ümmetinin amellerine tanıklık etmesi hem de Allah'ın birliğine ve dinin hakikatine dair kesin bilgiye sahip olup bunu insanlara aktarmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'beşâret' kelimesinin, bir haberin yüzdeki sevinç veya üzüntü belirtilerini ortaya çıkarması anlamına geldiğini belirtir. 'Mübeşşir', genellikle sevindirici haber veren kişidir. Ayetteki 'mübeşşiran' ifadesi, Hz. Peygamber'in iman edenlere Allah'ın rahmetini, mağfiretini ve cenneti müjdelemesini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'mübeşşir'in, 'hayır ve sevapla müjdeleyen' olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, Hz. Peygamber'in Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere, salih amel işleyenlere vaat edilen güzellikleri ve mükafatları haber vermesi kastedilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inzâr' kelimesinin, korkutucu bir şeyin sonucunu önceden haber vermek olduğunu belirtir. 'Nezîr' ise bu uyarıyı yapan kişidir. Ayetteki 'nezîran' ifadesi, Hz. Peygamber'in inkarcıları ve günahkarları Allah'ın azabıyla, cehennemle ve kötü akıbetle uyarmasını, onları bu kötü sonuçlardan sakındırmasını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'inzâr'ın, 'korkutmak ve sakındırmak' anlamına geldiğini açıklar. Peygamberin 'nezîr' olması, insanları Allah'ın emirlerine uymaya ve yasaklarından kaçınmaya davet ederek, aksi takdirde karşılaşacakları kötü sonuçlar hakkında onları uyarmasıdır.
Feth Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(1) Bir zamanlar Tekirdağında (yahova şahitleri) diye bir gurup ders yeri açmışlar ve bizi de davete gelmişlerdi. Kendileriyle bizim yerimizde uzun görüşmeler yapmıştık, hattâ o konuşmalardan (8) adet (90) lık kaset kayda almıştım, halen daha arşivimde dururlar. O konuşmaların birinde; güya İsâ (a.s.) mın üstünlüğünü ispatlamaya çalışıyorlarken, bütün insânların, Peygamberler dahil, günahlı olduklarını sadece İsâ (a.s.) mın günahsız olduğunu ve insânların günahları karşılığında, Allah (c.c.) lühü biricik oğlu olan İsâ’yı kurb’an ettiğini, böyle bir saçmalığı gerçekten gerçekmiş diye hararetle savunuyorlardı, her kim ki İsâ’ya imân ederse onun günahları affolur, diyorlardı. Ayrıca; Hattâ, onlara göre muhammed, dahi günahlı idi. Çünkü yukarıda belirtilen (bende günde 70 veya 100 defa istiğfar ederim) sözünü bu anlamda anlayıp senet olarak gösteriyorlardı.
Bende onlara bu işlerin hiç te sizin anladığınız gibi olmadığını, esas Hakk şahitlerinin bizler olduğumuzu, çünkü bizim ilk şartımızın (Eşhedü.....) ol-duğunu, kendi konumlarının hiç bir dayanağı olmadığını ne yazık ki, ne Hz. Musâ’yı, ne de Hz. İsâ’yı ve ne de kendilerini hiç tanımadıklarını onlara anlatmaya çalıştım. Böylece uzun konuşmalardan sonra ( ne sizin ne de bizim fikirlerimizden dönmiyeceğimiz anlaşıldı o halde daha çok vaktinizi almayalım) deyip ayrılıp gittiler ve bir daha da gelmediler.
(2) Özetle= Bir gün Hz. Mevlânâ’nın oğlu Sûltan Velet, gençliğinde halvete girmek için babasından izin ister.