Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ yesḣar kavmun min kavmin ‘asâ en yekûnû ḣayran minhum velâ nisâun min nisâ-in ‘asâ en yekunne ḣayran minhun(ne)(s) velâ telmizû enfusekum velâ tenâbezû bil-elkâb(i)(s) bi/se-l-ismu-lfusûku ba'de-l-îmân(i)(c) vemen lem yetub feulâ-ike humu-zzâlimûn(e)
Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir.
Hucurât Suresi 11. ayet, müminler arası sosyal ilişkileri düzenleyen temel ahlaki prensipleri ortaya koymaktadır. Ayet, alay etme, ayıplama ve kötü lakap takma gibi olumsuz davranışları yasaklarken, bu fiillerin imanla bağdaşmadığını ve tevbe edilmediği takdirde zulüm olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sehr' (سخر) kelimesinin asıl anlamının, bir şeyi kolayca elde etmek veya bir işi kolaylaştırmak olduğunu belirtir. Ancak 'sahir' (ساخر) ve 'meshûr' (مسخور) kelimeleri, birini küçümseyerek alaya almak, onunla eğlenmek ve onu hafife almak anlamında kullanılır. Ayetteki 'lâ yeshar' ifadesi, müminlerin birbirlerini küçümseyerek alay etmelerini kesin bir dille yasaklamaktadır, zira bu, alay edilenin Allah katında daha değerli olabileceği ihtimalini göz ardı etmektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yeshar' kelimesini 'yestehzi' (يستهزئ) yani alay etmek, eğlenmek ve küçümsemek olarak açıklar. Ayetteki kullanım, bir topluluğun diğerine karşı üstünlük taslayarak onu aşağılaması ve bu yolla kendi nefsini yüceltmeye çalışması eylemini ifade eder. Bu, Kur'an'ın sosyal adaleti ve eşitliği vurgulayan temel prensiplerine aykırıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'lemz' (لمز) kelimesini 'ayb' (عيب) yani kusur bulmak, ayıplamak olarak açıklar. Ayetteki 'velâ telmizû enfusekum' ifadesi, müminlerin birbirlerini ayıplamalarını yasaklar. Kendi nefsini ayıplamak, aslında diğer müminleri ayıplamakla eşdeğer görülmüştür, zira müminler tek bir beden gibidir. Bu, toplumsal uyumu bozan ve kardeşlik bağlarını zayıflatan bir davranıştır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'lemz' kelimesinin, bir kişiye gizlice veya açıkça kusur isnat etmek, onu kınamak ve ayıplamak olduğunu belirtir. Ayetteki 'enfusekum' (kendinizi) ifadesi, müminlerin birbirlerinin aynası olduğu ve bir mümini ayıplamanın aslında kendi nefsini ayıplamak gibi olduğu inceliğini taşır. Bu, müminler arasında karşılıklı saygı ve hoşgörünün önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nebez' (نبز) kelimesinin, bir kişiye kötü bir lakapla hitap etmek olduğunu ifade eder. 'Tenâbezû' ise karşılıklı olarak birbirine kötü lakaplar takmak demektir. Ayetteki yasak, müminlerin birbirlerinin onurunu zedeleyecek, onları incitecek ve aralarında düşmanlığa yol açacak lakaplar kullanmalarını engellemeyi hedefler. Bu, İslam'ın bireylerin şahsiyet haklarına verdiği önemi gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ebu'l-Bekâ, 'tenâbuz'u, bir kişiyi hoşlanmadığı bir isimle çağırmak veya ona kötü bir lakap takmak olarak tanımlar. Ayetteki 'bil-elkâb' (lakaplarla) ifadesi, özellikle kişilerin hoşlanmadığı, onları aşağılayan veya geçmişteki kötü bir olayı hatırlatan lakapların kullanımını yasaklar. Bu, müminler arasındaki sevgi ve saygı bağlarını korumak için konulmuş önemli bir ahlaki ilkedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fısk' (فِسْق) kavramını, Kur'an'da 'doğru yoldan sapma', 'Allah'ın sınırlarını aşma' ve 'itaatsizlik' olarak analiz eder. Ona göre fısk, iman dairesinden çıkma veya imanın gerektirdiği ahlaki davranışlardan uzaklaşma durumunu ifade eder. Ayetteki 'bi'se'l-ismu'l-fûsûku ba'de'l-îmân' ifadesi, iman ettikten sonra alay etme, ayıplama ve kötü lakap takma gibi davranışlara devam etmenin, kişinin fısk haline düşmesi ve imanının zedelenmesi anlamına geldiğini vurgular. Bu, imanın sadece bir inanç değil, aynı zamanda ahlaki bir yaşam biçimi olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'fısk' kelimesinin sözlük anlamının 'hurmanın kabuğundan çıkması' gibi bir şeyin sınırından dışarı çıkması olduğunu belirtir. Kur'an terminolojisinde ise bu, Allah'ın koyduğu sınırları aşmak, O'nun emirlerine itaatsizlik etmek ve doğru yoldan sapmak demektir. Ayetteki bağlamda, müminlerin birbirlerine karşı sergiledikleri olumsuz davranışların, iman ettikten sonra fıska düşmek gibi kötü bir durum olduğunu ifade eder. Bu, müminlerin sosyal davranışlarının imanlarının bir göstergesi olduğunu ve bu davranışların Allah katındaki değerlerini etkilediğini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulm' (ظلم) kelimesinin asıl anlamının, bir şeyi ait olmadığı yere koymak veya haddi aşmak olduğunu belirtir. 'Zâlim' ise bu fiili işleyendir. Ayetteki 'fâulâike humu'z-zâlimûn' ifadesi, alay etme, ayıplama ve kötü lakap takma gibi yasaklanan fiilleri işleyip tevbe etmeyenlerin, hem kendilerine hem de başkalarına haksızlık ettiklerini ve Allah'ın koyduğu adalet sınırlarını çiğnediklerini vurgular. Bu, bu tür davranışların sadece sosyal bir kusur değil, aynı zamanda dini bir zulüm olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'zulm' kavramının, bir şeyi olması gereken yerin dışına çıkarmak veya bir hakkı sahibine vermemek olduğunu açıklar. Ayetteki 'zâlimûn' ifadesi, müminlerin birbirlerine karşı sergiledikleri bu olumsuz davranışlarla, kardeşlik hukukunu çiğnediklerini, başkalarının onur ve şahsiyet haklarına tecavüz ettiklerini ve bu yolla Allah'ın adalet prensiplerine aykırı davrandıklarını belirtir. Tevbe etmemek, bu zulüm halini sürdürmek anlamına gelir.
Hucurât Sûresi
Yolumuzda lakap/mahlas bâtıni isim koyma iyi yönde saliki taltif etme yönünde vardır. Bu konuda İz-Efendi Babamın (131) 53. Âyetler ve Terzi Baba adlı çalışmaya koymamı istediği bölümü yararlı olur düşüncesi ile buraya alıyoruz.
“TERZİ OĞLU MURAT DERÛNİ” VE RABB-i HAS “NÛR” İSMİ ŞERİFİ
Bundan sonra anlatılacak olanların daha iyi anlaşılabilmesi için bu bölüme alınanlar, Efendi Babam ve Fakîr arasında olan yazışmalardır. Burada anlatılan fakîre Efendi Babam tarafından konulan "mahlâs/batıni takma ad" ve verilen 13. Esmâ hakkında istişarelerdir. Bu konunun önemi şudur. Allah (c.c.) esmâsı Efendimizin Rabbi Hassıdır. Derslerin bitiminde sâlik’e Cenâb-ı hakk tarafında hususi, özel bir esmâ verilir. Bunu Mürşid bilemez. Burada anlatılan bu işin tatbikatının nasıl yapıldığı hakkında bu işin ilmi bakımından bu sahanın nasıl işlediğinin müşahade edilip, anlaşılacağına inanıyorum.
Terzi Oğlu Murat Derûni Hayırlı Akşamlar Efendi Babacığım, Hoş gelmişsiniz. Cenâb-ı Hakk dünya ahret işlerinizi kolaylaştırsın. İnşeallah...
İltifat ve dualarınız için tekrar teşekkür ederiz.
Dediğiniz gibi zuhuratta görülen 3. kişi için istişare ederiz.
Size gönderdiğim dosya (Kopya) dosya imiş. Hatalı gönderilen dosya yerine, diğer asılı olan KÛR’ÂN-I KERİM’DE YOLCULUK 53. Âyetler ve TERZİ BABA dosyasını gönderiyoruz. Daha önce gönderdiğimi siler, bunu kayda alırsınız. İnşeallah..
Hörmet ve Muhabbetle Nüket Anne ve Necdet Babamızın ellerinden öperiz.
Necdet Ardıç Hayırlı günler Muratçığım. Hamdolsun şu an Tekirdağındayız çok şükür şimdilik sağlığımızda yerinde sayılır. İnşeallah sizlerde iyisinizdir. Serpil kızımızın da vertigosu iyileşmiştir inşeallah tekrar geçmiş olsun.
Bilgisayarın başında gelen mailleri cevaplamaya ve zuhurat gönderenlerin zuhuratlarını özetle cevaplamaya çalışıyorum. Allah hepimize kolaylıklar versin.
Önce gönderdiğin dosyayı sildim, yeni gönderdiğini indirdim. Bahsettiğin kişinin belki geleceği ile ilgili bir husus olabilir çünkü hatırımda kaldığına göre merdivenleri çıkıyor diyordun. Şimdilik samimi gözüküyor ama zamanla ne olacağı bilinmez.
Diğer yönü ile hiç bilemediğimiz bir "Er" de olabilir bunu zaman gösterir haktan hayırlısı.
Senin mailini cevaplarken öğle namazını kılmak için bilgisayarı açık bırakıp yan odaya gitmiştim seccadeyi yayıp namaza durdum Fatihayı şerifi okuyorken bir taraftan da gönlümde "Derûnî, derûnî" diye bir kelime canlanmaya başladı. Hayırdır inşeallah deyip namazımı bitirdim daha sonra ne olabileceğini tefekkür etmeye başladım senin gönderdiğin kitabın ve mailin önümde bilgisayarda açık vaziyette idi. Bu hususun seninle ilgili olabileceğini düşündüm.
Epey zamandan beri sana da, bir "mahlâs/batıni takma ad" vermeyi düşünüyordum nasıl olsa daha zamanı var diye herhangi bir şey henüz düşünmemiştim. İşte bu hususun seninle ilgisi olabileceğini düşünerek aklımda senin hakkında şöyle bir düşünce cümlesi oluştu. O da şudur.
"Terzi oğlu Murat Derûnî"[33]
Diğer İsmi hasın yönünden "Kadir" isminin bazı tecellileri olduğunu ve bu ismin ismi has'ın olabileceğinden bahsetmiştin. Bende bunu düşünüyordum ancak bu ismin beşeri ve ilâhi iki hali vardır. Beşeri olanı "kadir" sıradan bir isim, ilâh-i olanı ise "Kâdir" dir beşeri olan olan zaten sıradandır, özel isim olması bir şey değiştirmez. İlâh-i Olan "Kâdir" ise mutlak bir kudret gerektirdiğinden bizler için iddialı bir isim olacağından kaldırmamız ve icabını yerine getirmemiz mümkün olamaz. Bu ismi taşıyan bilindiği gibi "gavsul a'zam Abdül Kâdir Geylâni" Hz. vardırki gerçekten kudret tecellilerini göstermiştir.
Bizim de 1990 haccımızda hava alanında iki aile dört kişi olarak elimizde hiç bir şeyimizin kalmadığı "pasaport hüviyet kâğıdı bir adres riyal ve diğerleri" kendimizi tanıtıcı hiç bir şeyimizin olmadığı, elimizde sadece bavullarımızın olduğu ve hava alanın da çaresiz beklediğimiz ve sonumuzun ne olacağını bilemediğimiz bir zamanda "Abdül kadir geylâni" ve “Hasan Hüsamettin Uşşaki" Hz. Allah'ın izni ile yöneldiğimizde, kısa bir müddet sonra arkamdan bir elin bana dokunduğunu hissettim, ancak bu el büyük bir ihtimalle polisin eli olabilirdi bu hissiyat içinde arkama dönüp baktığım zaman, Cidde de misafir olduğumuz evin oğlu olduğunu görünce dualarımızın gerçek olduğunu gördüm. Bu husus Pirlerimizin himmeti ile "Kâdir" Kudretullahın tam müflis olduğumuz bir zamanda bizlere yetişmesi ve kurtuluşumuz idi.
Bu uzun bir hikâyedir burada ilgisi olması bakımından bu kadarının bildirilmesi yeterli olsun.
Bu durumda bence, senin rabb-ı hasının belki "Bâtın" ismi veya o anlamda esmâ’ül hüsnadan diğer bir ismin olması daha uygun olacak gibi görünmektedir. Vakit bulduğunda "esmâ’ül hüsnadan" "Bâtın" ismini ifade edecek başka bir isim var mı? yok mu? Onu bir araştır. Benzeri bir kaç isim bulursan onları da kaydedersin sonra gene istişare ederiz. Hakkın da hayırlısı olsun.
Bu konu da netleştikten sonra kitabının sonuna ayrı bir bölüm olarak ilâve edebilirsin.
Bende cilt kapağını hazırlar ve ön sözünü de ilâve ettikten sonra inşeallah tamamlanmış olur.
Dünya ahret işlerin kolay gelsin Herkese selâmlar hoşça kalın Efendi Babanız.
Terzi oğlu Murat Derûni Hayırlı Akşamlar Efendi Babacığım, Hâlinizin ve sağlığınızın yerinde olmasına memnun olduk. Hamd olsun Serpil kızınız daha iyidir, Vertigo rahatsızlığı nükseddiği zaman kullanması gereken ilaçlarını alıyor...
Kardeşlerime zuhuratlarında, hayırlar ve başarılar diliyorum...
"Bahsettiğin kişinin belki geleceği ile ilgili bir husus olabilir çünkü hatırımda kaldığına göre merdivenleri çıkıyor diyordun. Şimdilik samimi gözüküyor ama zamanla ne olacağı bilinmez.
Diğer yönü ile hiç bilemediğimiz bir "Er" de olabilir bunu zaman gösterir haktan hayırlısı." Bu konuda fakirde Efendi Babam gibi düşünüyor, yaşadıklarımızdan sonra bu konularda ihtiyatlı davranmak en doğrusu olacaktır.
Efendi Babam, Öğle namazında Fatiha okurken"mahlâs /batıni takma ad" olarak "Derûnî, derûnî" ve "Terzi oğlu Murat derûnî" Cenâb-ı Hakk tarafından verilen ve Efendi Babamız tarafından tasdik edilip fakîre lutfedilen bu isim için ellerinizden öper ve teşekkür ederiz. Rabb-imize hamd olsun.
Cenâb-ı Hakk sizleri başımızdan eksik etmesin, Efendi Babam bizim için bu dünya hayatında başımıza gelen en büyük lütuf ve ikramdır. Rabb-imize ne kadar şükretsek, şükründen aciziz. Fakir, Efendi Babam tarafından verilenleri emanet olarak bilmektedir. Zaten bilindiği gibi payelerinde pek bir ehemmiyeti yoktur. Sadece yolumuzun yürümesi için gerekli olan şeylerdir. Efendi Babam, pirlerimiz, Efendimiz (s.a.v.) ve Cenâb-ı Hakk huzurunda bu da bizim evladımızdır, Pirlerimize, Efendimize (s.a.v.) Cenâb-ı Hakk'a muhabbeti vardır desin bizim için yeter, "Kişi sevdiği ile beraberdir" buyurmuştur.
"Derûnî, derûnî" isminde batıni/gizli Nureddin vardır…
Böylelikle Efendi Babamı Tekirdağ'da zâhiri ilk ziyaret etmeden ma'nâda gördüğüm Nureddin Cerrahi tekkesi ile ilgili zuhuratın bir yönü daha zâhire çıkmış oldu.
Nureddin Cerrahi tekkesinde sabah namazı vakti ve cemaat namazı kılmış, fakir bireysel olarak sabah namazının farzını kılıyor. Selâm verdikten sonra daha seccadeden kalkmadan, Merhum Muzaffer Özak Efendi tam karşımda yüksekçe bir sahnede beliriyor ve Efendi Babamın namaz mertebelerinin dosya kağıdını elinde tutarak rukü ile ilgili olan kısmını göstererek ve fakîri işaret ederek bu Nakşibendi-Gülşeni kardeşimize aittir demişti.
Efendi Babam bu zuhurata, sende her meşrep var, bende öyleyim demişti.
Son Edirne ziyaretimiz ile ilgili düşüncelerimi ve Hasan Sezai hazretlerini ziyaretimde ki müşahadelerimi de yorumlamıştım. Efendi Babamda ince (deruni) fikirler demişti.
"Diğer İsmi hasın yönünden "Kadir" isminin bazı tecellileri olduğunu ve bu ismin ismi has'ın olabileceğinden bahsetmiştin." Bu konu hakkında 4-5 sene önce Bursa’da 13 numaralı bir bayan kuaföründe Kadir Terzioğlu ve 40 numaralı bir mekânda Kadir usta ile işlerim olmuştu. Zuhuratta da böyle ma'nâlanmalar ve başka tecelliler olunca bu mudur? Acaba diye düşünüyordum.
Açıkçası derslerde Kadir gecesinden sonra oluşan Kâdir ve yaptığım çalışmalar içinde Namaz, Selâm ve namaz sonunda dua da Kâdir isminden bir yansıma mı oluyor? Diye de düşünüyordum. Bilindiği gibi birçok bağlantıları var ve son yıllarda birçok tecellisi oldu.
Bildiğiniz gibi bir şeye sahip çıkma gibi bir derdimiz yok. Bu konuda uyardığınız ve açıklık getirdiğiniz için teşekkür ederiz. Şuur altında oluşan soruma da cevab gelmiş oldu. Ne Cenâb-ı Hakk karşısına ne de pirimiz Abdülkâdir Geylâni Hazretlerinin karşısına “Kâdir” ismi şerifine nasıl sahip çıktın diye açıkçası çıkmak istemem.
Dediğiniz gibi "Bâtın" ismi şerifi üstünde araştırma yaptım açıkçası pek yakın bir esmâ bulamadım. Efendi Babamın uygun gördüğü "Batın" ismi, "başım üstünedir”. Bildiğim kadarıyla bu isim İsâ (a.s.) ın, Rabb-i Hassıdır. Açıkçası bunu duyunca bir endişe duydum ama Efendi Babamın bir bildiği vardır diye bu endişemde sûkün buldu.
Törenin ertesi günü Kasımpaşa ya Hazreti Pirimizi ziyarete gittim. Giriş kapısında bir tadilat işi vardı. Akşam namazını kılıp Kütüphane (Hazmi Babamın makamı önünde) kılıp çıkarken, usta oradaki görevliye "Şerit Bant" çekeriz diyordu. Açıkçası ne zuhur edecek diye bekliyordum. Şeriat kısmını anlamıştım. Şerit-Şeriat-Zâhir, Bant-Bâtın, neyse daha başka şeylerde var. O gün gördüğüm işaretleri not aldım müsait bir zamanda yazmak istiyordum.
Kitabın başında bulunan “Hakikat-ı Buldurur” şiirinde bulunan "Murat Bâtını Hatırladı".
Ve Nusret Babamın Esmâ'ül Hüsna kitabında "Batın" ismi şerifi için yazdıkları içinde;
Yazılarımızı kimi okur kimi, okumaz, kimi okur anlamaz. Âdet olduğu veçhiyle ekseriya kitapların kıymeti yazarının vefatından sonra anlaşılır, belki o zaman bir istek uyanır. Eski âlimler kalmadı, biz de sîzin asrınızın çocukları idik şimdi dedesi olduk. Bir zaman, "kendi gitti ismi kaldı yadigar" dedikleri gibi bunlar da torunlara yadigar kalacaktır.
Zâhir, Bâtın (52) Nusret Babam (r.a.) in "Bâtın" ismi fakire yadigar kalsın. İnşeallah...
Kitabın sonu için bu konuyu yazarsın demiştiniz. "02-12-2018 Kavacık Tac-ı Şerif Töreni, müşahade ve düşünceleri" adı altında bir yazıyı bugünün hatırası unutulmasın diye yazmak istiyordum. Yazmamı istediğiniz bu konu içinde olabilir mi? Yoksa ayrı bir başlık altında Rabb-i Has konusu mu? veya farklı bir konu başlığımı açalım...
Bu vesile ile; Ve Nusret Babamın Esmâ'ül Hüsna kitabının Terzi Baba kitabları arasında olması gönlüme bir kaç gündür doğdu. Eğer elinizde böyle bir çalışma yoksa ve bu çalışmanın yapılmasının herhangi bir mahsuru yoksa bu çalışmayı düzenlemek istiyorum.
Zâhir, Bâtın Hörmet ve Muhabbetle Nüket Anne ve Necdet Babamızın ellerinden öperiz.
Necdet Ardıç Hayırlı geceler Muratçığım. Sağ olasın hamdolsun şimdilik iyi sayılırız. Serpil kızımızın ve hepinizin de iyi olduğunuza sevindik.
Hayat bildiğin gibi her an doğumları olan bir yaşam sürecidir vakti geldiğinde hem genel hem özel doğumlar olmaktadır bu doğumları ancak irfan ehilleri görebilmekte diğerlerinin ise haberleri bile olmamakta, Hakk'tan hayırlısı hepsinin kendine göre hikmetleri olduğu malûmdur…
Yazdıklarına ve bağlantılarına göre sana şöyle bir isim verilmesi gerekiyor gibi gözüküyor. Batın ağırlıklı olan ismi hasın kullanılma sahası bahsettiğin isimde de geçtiği gibi "Nureddin" ismi hem batını hemde zahiri bünyesinde bulundurmaktadır. Nur olması yönünden bâtın, din olması yönünden zahirdir. Bu yüzden hem zahir hem bâtındır. Bahsettiğin gibi "Derûnî" de de vardır. Güzeldir ve abartısız ve kaldırılabilecek bir anlamı vardır. Daha ilk tanışmamızda bahsettiğin gibi bu tecelli olmuş. O halde senin mahlas ismini inşeallah, "Terzi Oğlu Nureddin Derûnî" olarak tescilleyelim. Murat Cağaloğlu zâhir ismin "Terzi Oğlu Nureddin Derûnî" kısaltılmışı, "T.O.N.D" şeklinde olsun. Tekirdağında ki, "Şe… Kı…" oğlumuzun, "Çelebi Hüsamettin Uşşaki" "Ç.H.U." olduğu gibi. İsmi hasın, "Bâtın"ın "Nur" olduğuda bu istişarelerden sonra oluşmuş oldu. Gerçi bu ismi kendi kendisine abartılı olarak "Nurullah" deyip verenlerde vardır ama bu ismi verenlerin bilmem sonları ne olur.
Hakkında hayırlısı olsun. Ayrıca İzmir’deki kızımızın "Te.., kı… Nu… Ni…" ismi gibi "T.K.N.N." şeklindedir. Bunlar yolumuzun güzel uygulamalarıdır çalışma ve gayretleri neticelerinde kendilerine Hakk tarafından verilen lütuflardır. Herkesin Hakkında hayırlısı olsun.
Bu hususta bir gün Rahmiye Annemde benim hakkımda Nusret Babama hitaben "Hu Necdete” "iz" ismini verelim demişti. Bu sahada benimde mahlas ismim "İz" dir, Yani sünneti seniyyeyi takib etmeye çalıştığım ve Peygamberimizin izinde yürümeye çalıştığım için bu ismi vermişlerdi pek mevzu olmadığından fazla bahsetmek istememiştim. Bu hususta sadece o zamanlar yazdığım bir satır dizisi vardır. Bulamadım belkide hatıra olarak bir yerde yazmış olabilirim. Geçmiş zaman, yerini hatırlayamadım elbet bir gün bir yerden çıkar inşeallah.
Kitabın devamına tac-ı şerif mevzuunu ve bu ismi has mevzuunu da özetle yazarsın, istersen daha sonra ayrı bir kitap halinde genişleterek tekrar yazarsın inşeallah.
Ayrıca çalışmasını yapmayı düşündüğün Nusret Babamızın "Esmâül hüsna" kitabının çalışmalarına başlayabilirsin iyi olur. Ayrıca onun içine (1-Necdet divanı)nın başında olan her isme bir dörtlük yazılı bölümüde ilâve edebilirsin. Daha sonra gene görüşürüz soracağın başka şeyler olursa gene sorabilirsin (53-Ayetleri) kitabının taslak resimlerini internetten indirdim kısmet olursa hafta içinde çarşıya gidip cilt kapaklarını yaptırdığım yerde onu da yaptıracağım.
Dünya ahret işlerin kolay gelsin bizlerden sizlere herkese selâmlar hoşça kalın Efendi Babanız.
Necdet Ardıç Hayırlı günler Muratçığım. Akşam gönderdiğim mailde ismin hakkında bazı yorumlar yapmıştım. Daha sonra "Nureddin" ismine biraz takıldım, sabah kalkınca da bu ismin bize biraz yabancı gibi geldiğini düşündüm.
"Terzi Oğlu Nureddin Derûnî" kısaltılmışı, "T.O.N.D" şeklinde olsun.
Demiştim ancak bu isim bana biraz yabancı kaldı gibi geldi "Terzi Oğlu Murat Deruni" "T.O.M.D."seni daha güzel anlatıyor gibi duruyor. İsmi hassın ise gene Bâtın kaynaklı "Nur" veya "Nur'eddin" dir bu şekilde hem Nureddin ismi kullanılmış ancak batında kalmış olur.
Ancak gene bak sen karar ver neticede sana da hangi isim gönlüne uygun gelirse bundan sonra onu kullanırız, inşeallah.
Tekrar Dünya ahret işlerin kolay gelsin bizlerden sizlere herkese selâmlar hoşça kalın Efendi Babanız.
Terzi oğlu Murat Derûni Hayırlı Günler Efendi Babacığım, Bizlerde sizin iyi olmanızdan sevindik. Hamd olsun bizler de daha iyi sayılırız.
Vermiş olduğunuz isimler başımız üstünedir. Dün çarşıya indiğimde, Âlem kitabından, önce bir çocuk (Veled-i Kalb) gördüm önünde değişik kumaş dikdörtken küp (Kâ-be, Mirac) çanta üstünde "Has" ibaresi vardı. Daha sonra 20 adım attım, Nefsi küll zuhurundan Adam (Âdem, Adem) isim koymuş işte (Şeniyyet-Tevhid)[34] ile anladık ki doğum olduğunda nasıl bir bebeğe ismi büyükleri koyar. Bâtın âlemine ma'nevi doğumda Baba'nın bu işi belirlemesi en doğrusudur tasdiği geldi.[35]
T.O.M.D sayısal değeri kısaca zâhiri (O -70) ile "514" bâtini (O-Hu-11) ile "455" tir. Vermiş olduğunuz emanet şifreleri ile uyum içindedir.
Murat-Murad ismi de "Künfe Yekün" Âyetlerinde Nüket Annem (T.O = 470) ve Efendi Babamın şifreleri ile uyum içindedir. Nureddin ismi biraz yabancı gibi duruyor ve başka bir yolu çağrıştırıyor.
Bugün sabah Sefer beyin Bp benzinliğini geçince bilboard reklamında gördüğümüz "ZARA,[36] DERİN AŞK 3" ile “DERÛNİ” ismi de tasdik bulmuş oldu.
"DERUNİ" de iki özellik daha vardır. Deni; zelil ve hor demektir. "Run" ingilizce çalışmak ve koşmak demektir. Elektirik- Otomasyon da 24 Volt (Nur-Zaman) PLC[37] (35) sistemlerinde sıkça karşılaştığım için biliyoruz. Böylelikle hem acizliğimizi, hem deruni fikir sahasında nûr ile koşturduğumuzu hatırlamış oluruz.
"Ç.H.U." ve "T.K.N.N." kardeşlerime başarılar dilerim, Allah (c.c.) mahçup etmesin ve utandırmasın. "T.O.M.D." ile beraber bu üçlünün ne olduğu bellidir diye düşünüyoruz.
Girizgahta anlattıklarımdan önce balıkçıdan balık almıştım. Kasaya ücretini öderken, ayıklanan balıkları sırası ile müşterilere teslim edilirken 52,53,54 sayıları ile verildi. BAL' İ.K., derya, Nun, Nur, bunlar 54 Zâhir, Bâtın Nusret babama (r.a.) aittir. Efendi Babama zâhirde "gözümün nuru" demiştir. Fakirin bundan 5-6 ay önce gördüğü zuhuratta Efendi Babam bir kenarda izlerken Pirlerimiz ardı ardına Kab-ı Kavseyn dairesinin kadim tarafını çizmiş bir şekilde “Uşşaki Kıyafetleri” ile mekânsız bir mekânda alaca karanlıkta başlarında "Nûr" haleleriyle gelmişler. Nusret Babam fakiri kucaklayıp içinden geçmiş ve içine geçirerek (Fe ve Vav)[38] harfleri oluşmuştu. Demek ki Nusret babam, bâtınında bulunan "Nur", "Sat" yani Salât Nurundaki "Nûr" ismini fakire vererek tescil etmiş. Efendi Babamda o gün izlediği ma'nâda ki bu ismi tasdik etmiş. (Şu an okunan ikindi ezanı da bu yazılanlara tasdik oldu gibi düşünüyorum)
"İz" mahlanıza gelince (Cenâb-ı Hakk kudsiyetini arttırsın. İnşeallah…) en son gördüğüm zuhuratlardan birinde size de göndermiştim. Eslem'in 4-5 yaşlarındaki hâlinin elini tutarken Selâmi Ali Camiine yokuş yukarı çıkınca yağan karın üzerinden araba tekerlekleri "İz" yapıyordu... Demek ki burası ile bağlantılıymış... Rahmiye Annemin verdiği "İz" lakabı Fetih sûresi 29. âyet ile de örtüşüyor. Rahmiye annemin verdiği bölüm ilk kısımla, fakirin gördüğü ise ikinci kısımla alakalı duruyor. Eslem Şura'nın elinin tutulması 41 ve 42 sayıları ile alakalı ve yolla ilgili durumlar olduğunu düşünüyorum.
Muhammed (s.a.v.) Allah'ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah'tan lütuf ve hoşnudluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat'ta anlatılan vasıflarıdır. İncil'de de şöyle vasıflandırılmışlardı: Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vadetmiştir.(Fetih Sûresi 48/29)
"Nûr" esmâsı 93 sıralaması ve Kaynak (Allah) esmâsından sonra 92 dir. Bu da 40, Hakîkati Muhammedi sayısı çıkınca zâhir 53, bâtın 52 dir. 53 âyetler çalışmasında çizilen kâbe şekli 1-48 dış (Zâhir) ve 4 yönlü 256 (Nûr) sayısından oluşmaktadır.[39] Görüldüğü gibi Efendi Babamızdan yansıyıp çizilen bu şemanın bilgileri Zâhir yoldan verilen (Muhsi), ve Bâtın (Nûr) esmâsı ile 6-7 sene öncesinden bir tasdiktir.
53. âyetler kapağı güzel olur. İnşeallah... Fakirde müsait bir zamanda sonuna Özel bir bölüm diye ilave ederiz. İnşeallah...
10 sene kadar önce gönderdiklerini, benden gelenleri dosyala demiştiniz. Efendi Babamla olan zuhuratlar ve özel bölümleri ve bu son yaşananların ilavesi ile (Ustam (Terzi Babam) ve Ben) adı altın da bir çalışma yapılabilir diye düşünüyorum. Hem bu çalışmaların nasıl olduğu, hem de ortalıkta bir kaç rüya gördüm, şunu bunu oldum diyenlere cevap olur. Bu işlerin bu kadar büyütülecek şeyler de olmadığı anlatılmış olur.
Nusret Babamın kitabına başladım bitince onuda gönderim. İnşeaallah, Derûni, Hörmet ve Muhabbetle Nüket Anne ve İz babamızın ellerinden öperiz.
Necdet Ardıç Hayırlı geceler Murat oğlum. Hamdolsun şimdilik iyi sayılırız inşeallah sizlerde gene iyisinizdir.
Herşey Hakk'tan hayırlısı ile olsun inşeallah gönül âleminin bağlantıları gerçekten çok güzel Cenâb-ı Hakk daha nicelerini nasib edip başarılar eylesin.
Nihayet (53) ayetler kitabının ön sözünü yazdım yerine ilâve ettim, ve cilt kapağını da yaptırarak ön yüzünü kitabın başına arkalı önlü cilt kapağını da kitabın en son sayfasına kopyalayıp ilâve ettim imkânlar dahilinde oluşan bu oldu inşeallah sende beğenirsin nasıl olsa yarışa girecek değil. Ayrıca kitaplar bölümünde de yeni kitabları da ilâve ederek güncelleme yaptım. Yeni haliyle dosya kitabı sana gönderiyorum. Sende bakarsın. Daha sonra ilâvelerin ile tekrar gönderirsin. Böylece son hâli verilmiş olur. Hakk'tan hayırlısı.
Dünya ahret işlerin kolay gelsin bizlerden herkese selâmlar hoşça kalın Efendi Babanız.
Böylelikle fakire ma’nâ âleminde verilen Efendi Babam taradından tasdik görüp onaylanan bundan sonraki hayatımda Terzi Oğlu Murat Derûni ve “Nûr” isimlerini bi hakkı ile taşımayı Cenâb-ı Hakk nasib ve müyesser eylesin. Utandırmasın, mahcub etmesin. İnşeallah…
Ayıca Efendi Babama önsözünde yazmış olduğu güzel temenni, iltifat, övgü ve dualar için ayrıca buradan kendimin ve kardeşlerimin adına teşekkürlerimi bildirim… Heza min fadli Rabbihi…
Terzi oğlu Murat Derûni
13-12-2018
Kendisine Şeyh diye tarif eden aslında hurda-i tarik yani yol kesici olan insanları suistimal eden ve İz-Efendi Babamın elinden rehber halifelik icazetnamesi alan, fakat yolumuza, tasavvufa, islâmi yaşantısı ile alakası olmayan gafil biri bu âyete muhalefete edip İz-Efendi babama lakap takıp alaya almaya çalışmış açıkçası canımızı da çok sıkmıştı. Fakat dünyadaki akıbeti yaptığı işlerin biri yüzünden hapis olmuştu. Ahretteki akıbetini Cenâb- Hakk bilir bu konuda yazılanlarıda bir bölümünü almadan buraya almadan geçemeyeceğim. İz-Efendi Babam ve okuyanlardan özür diliyorum. Kusura bakmayınız. !
Ümmiyim, lakin arifim nuru Muhammedi’ye
Tevazuya bakın ümmi imiş, acaba gerçek ümmiliğin ne demek olduğundan haberi varmı?
Nur-u Muhammed-i diye bir şey duyulmuş ama, o nun da ne olduğundan haberi bile yok garibin. Nur-u Muhammediyyeyi idrak etmiş bir kimsenin hali bunlarla sıradan kurgularla uğraşmak olmaz, orası duygusal bir mahal de değil, ilmi hakikatlerin bulunduğu yerin hakikatidir. “Küllü men aleyha fen ve yebka vechü rabbike zülcelâli vel ikram” (55/26-27) sahasının yaşandığı yerdir bundan haberin varmıdır.
Bu ayeti kerimenin, söylem değil yaşam, hakikatinden haberin varmıdır.? Nur-u Muhammedi demek esma âlemlerinin hakikatini bilmek oradan sıfat mertebesine geçmek demektir. Acaba bunlardan haberin varmıdır. Bu ilmin daha ilk cümle kuruluşu. Ve ilmini almaya başlanması için kişinin.
Esmâ-i Nefsiyye haline gelmiş olan, Esmâ-i ilâhiyyeyi kendi aslına döndürmektir. Şu cümleden bir şey anlayabildi isen bakalım izahını nasıl yaparsın, bu daha işin ilk basamağıdır. İlerisini şimdilik bırakalım. Bunlardan haberin bile yoktur. Kulaktan dolma, arifim nuru Muhammedi’ye, demek çok kolaydır, küçücük bir çocuğa bile, iki sefer tekrar etsen, senden daha safiyane aynı kelimeleri söyler.
Karşına çıkmadan bile, iftira ederek, “bir kılkuyruk çıkmış.” Diye nitelediğin yerde de o nur-u muhammedinin olduğundan haberin bile olmamış bu halinle, “nuru Muhammedi’ye arifim,” sözü biraz sahtakârlık olmuyormu? ve ona karşı bir iftira olmuyormu? Bunu kendin başını ellerinin arasına al ve Nur-u Muhammd-i ilminden zannetiğin, ancak nefsinin cosmasıyla ifade ettiğin bu kelimeleri kendindeki “kahhar cebbar mütekebbir, isimlerine iç bünyende hakim ol da, yeniden bitaraf olarak saf bir tefekkür ile düşün bakalım. Yaptığın ve attığın, arifim nuru Muhammedi’ye, cümlesini nasıl değerlendireceksin. Bu işler hayelle atma satma ile olmuyor, gerçekten nur-u Muhammedinin ilmi ve irfani hakikatine doğru, yolculuğa çıkmakla oluyor. Sen daha bu yolculuğun başına bile gelmemişsin. Sen aşağıda belirttiğin ticaretine bak “ İz- -T-B- ”
Ayrılırken ücretimi verir benim Medine İşte böylece zaten kendinin bir tüccar olduğunu, kendi ifade etmiş oluyor. Ve yaptığı işten bir ücret bekliyor. Hani bunun üstteki cümle ile bağlantısı, şu acziyyete bakın yazan kâlemlere şenlik. “ İz- -T-B- ”
Nurdan Doğan Nur Damlayan Sohbetler-1 Önsöz:
Söylenecek sözün kalmadığı, açılmadık mânânın olmadığı inancında olan bir kardeşinizim…
Yirmi senelik bir birikimle, demine ve tadına ulaşamayacağımız sohbet ve zikir meclislerinden toplayıp derleyebildiğimiz bilgiler ve tecrübeler ışığından oluşan, hiçbir eserde bulamayacağınızı sandığım ancak yaşanarak, hissederek oluşabilecek tasavvufî inceliklerin yer aldığı bu eseri ilgi ile okuyup istifade edeceğinizi ummaktayım. “Satih ince”
Kitaba bu ismi verenin, Nurun ne olduğundan gerçekten pek haberi yokmuş, Nuru su zannetmiş galiba, onu damlatmaya başlamış.
Nur Allah’ın bir ismidir, semâvat ve arzı kaplamıştır, doğum ve tecelli sadece ondan olur. Demek buna da sahip çıkılmış. Kitabın ismi ve ön sözü bunlarsa, acaba son sözleri nedir, keşke son sözleride biraz inceleyebilse imişiz, sonradan aklıma geldi. Ama bir şeyin başı ne ise sonunun da ona benzer sözler olacağı açıktır.
Ön tekerlek nereye giderse, arka tekerleğinde oraya gideceği de açıktır. Ona bir isim koymayı bana sorsalardı, ben onlara. Bu ismin “nefisten doğan, nefsin nefis damlaları” olsun diye tavsiye ederdim.
Tabii bu ismi kabul etmezlerdi ama, bende zaten şaka yaptım. Ama olsun, şaka maka, belki az da olsa içlerinden üzerinde düşünen birileri de çıkabilir, hani olmazya farzı muhal beklide olur ne bileyim. “ İz- -T-B- ”
Söylenecek sözün kalmadığı, açılmadık mânânın olmadığı inancında olan bir kardeşinizim… “Satih ince”
Hele şu ifadelere bakın, tam bir fiyasko, edebiyat çöküntüsü.
Bu cümleleri iki yönlü yorumlamamız lâzım gelecektir aslında kâle bile alınacak sözler değildir ama, olsun, bu kadar zaman serfettim biraz daha sarfedeyim. Kendine faydası olmazsa da, diğer okuyanlara birer kıyas ve ölçü olur inşeallah, onlar faydalanırlar hiçbir değeri olmayan iddialı benlik dolu böyle cümleler kurmazlar.
Birinci yönü büyük bir iddiadır. Söylenecek başka sözün kalmadığı sadece Allah kelâmı Kur’an için geçerlidir. Çünkü kendi ifadesi ile geçmişten halden ve geleceğin bütün hallerinden bahsetmektedir. Diğer yönden âlem hakkında da “yaştan kurudan soğuktan sıcaktan” ve diğer durumlardan hepsinden haber verilmiş zerreden küreye bütün âlemlerin bilgisi verilmiştir.
Yukarıdaki cümleri kuran kişi bu şekilde ifadesiyle kendi yazdıklarını haşa Allah’ın (c.c) kelâmına karşı, aynısını kendininde yazdığını, kendi bile farkında olmadan ilân etmektedir. Dinleyenleride sanki çok büyük bir marifetmiş gibi, bunları hap gibi yutmaktadırlar. Afiyet olsun, nefis hastalıklarının depreşmesinden başka bir işe yaramaz.
İkinci yönü ise, Bu araştırmalar vesilesi ile zaten birkaç kitabı bulan bu kitapları, muhtevaları bakımından tarayarak, özetle gözden geçirmek istedik içlerinden bazılarını not ettik, onlarda bunlardır. Ve ne dercede olduklarıda ortadadır.
Kitapları özetle taradıktan sonra, gerçekten görüldü ki, içlerinde hayal vehim ve nakilden, denmişten duyulmuştan başka ilim ile ilgili hiçbir yönünün olmadığı tesbit edilmiştir. Bu yüzden onlar hakkında söylenecek hiçbir söz kalmamıştır, ma’nâ dan haberleri olmadığından, ifade edilen nakilleri, ma’nâ zannettiklerinden, kendilerine göre bu ma’nâları, açtıklarını zannederek, hayal vadisinin çıkmaz sokaklarında, dolaştıkları yerleri, değerli ma ‘nâlar zannetmişler. Ve böylece de ma’nâ malı diye pazara çıkarmışlar, her satcının bir alıcısı olduğu gibi bunları da alan olur herhalde ne bileyim.
Böyle bakılınca gerçek ten daha başka söylecek bir şey kalmamıştır. Daha ne denir ki.? “ İz- -T-B- ”
Yirmi senelik bir birikimle, “Satih ince”
(20) senelik süre bu sahada pek fazla bir şey ifade etmez ancak çok sıkı bir irfaniyyet çalışması ile geçirildiğinde biraz sebeplenilir, kişi ilmi ma’nâ da az da olsa bir yerlere varır, bu sahada eğitim ölünceye kadar devam eder, Kişi bildiğinin öğretmeni, bilmediğinin talebesidir.
Gerçek irfan ehli bu kadarlık süreyi, diline bile almaz. Onların bir tarafı-yüzü eğiticilik-Ariflik, diğer tarafları ise, gerçek ilim talibi- talipliktir. İçlerinden hiç biri ben oldum demez, daima acziyet ve tevazu içindedirler benlikleri kalmamıştır.
Bu yollarda (65) senesini, geceli gündüzlü irfaniyyet eğitimi ile gerçirmiş ve geçirmeye devam eden bir kimseye, utanmadan “bir kılkuyruk çıkmış” diyebildiğine göre bu sahada hayali (20) sene geçirmiş, benlik duvarı olarak ortaya çıkmış, olana nasıl ve kaç tane, kuyruk takılacağına sen karar ver de, bakalım bizde onu bilelim. “ İz- -T-B- ”
demine ve tadına ulaşamayacağımız , “Satih ince”
Evet hayal ve nefsin kurduğu, bu oyunu oynarlarken, onlar gerçekten tadına doyulmaz bir zafer coşkuludurlar. Bu cümleyi kuran kişi de bu yaşananların, gerçekten ilâhi hazlar olduğunu zanneder. Ne demeli bunu bile ayıramıyorsa, diyecek gene bir şey kalmamıştır. Hayali ve nefsi tatlarına devam ede dursunlar. “ İz- -T-B- ”
sohbet ve zikir meclislerinden toplayıp derleyebildi-ğimiz bilgiler “Satih ince”
Bahsi geçen sohbetlerin halleri kendi yazılarından alınan bölümlerden ne oldukları bellidir. Bunlara kazara sohbet densede, bunlar gerçek sohbet değil, bu sahanın sadece demişli, duyulmuşlu nakil tarafları olup, hiçbir kanıtı olmayan, haddini ve sınırlarını aşan, hayali sözlerdir.
Sohbet ona denirki, hangi konu hakkın da yapılıyorsa, orada hazır olan dinleyiciler ile birlikte, o kununun inceliklerine doğru ma’nâ âleminde herkesle birlikte, tefekkür yolculuğuna çıkmaktır. Bir konuşmacı çıkacakta diğerleri ona karşı, hiç tefekkür etmeden ne güzel dediniz, isabet ettiniz efendim şekliyle karşılık veriyorlarsa, bu sohbet olmaz, sadece sıradan bir konuşma olur, sohbet ise tefekkürdür tefekkür tefekkürü gerektirir, bu husus o mevzu üzerinde yeni sorular sorulmasını gerektirir ve yeni sorulara yeni cevapların verilmesi gerekir, sohbet budur ve gerçekten böyle olduğunda, işte orası, tadına doyulmayan sahabi meşrepli, kimselerin bulunduğu yer olur.
Zikir meclisleri ise, takib edenlerin malûmudur. Bunlarda gerçekten hiçbir irfaniyet ve ruhaniyet yoktur. Hareketlerin sadece folklor tatbikatı kalmıştır. Zikirlerin her hali ve hareketler, ilâhi bir sembolü ifade etmektedir.
Halka olmak nedir,? ayağa kalkmak nedir,? sayısal halleri nedir,? dönme halleri nedir,? Zikrin sonuna kadar bu manâlar devam eder, bunlardan habersiz yapılan ezber sırasına göre tekraralanan hareketler, kişiyi Hakk’a mı götürür, yoksa halkamı götürür, bunları düşünürlerse daha iyi yaparlar tabi beni ilgilendirmez. Terzi ise vakitlerinin çoğunu irfaniyyet eğitimine ayırmıştır. İlmini ve hakikatinin ne olduğu bilimeyen bir tatbikatın ancak hayale sevkettiğide bilinen bir husustur. “ İz- -T-B- ”
ve tecrübeler ışığından oluşan, “Satih ince”
Yazılarından anlaşıldığına göre, Bunların ne tecrübeleri, nede herhangi bir şeyleri fark edişleri, hiçbir şekilde olmamış olduğu, anlaşılmaktadır. Aşağıdaki satırdaki kelimelerden de anlaşılmaktadır. “ İz- -T-B- ”
hiçbir eserde bulamayacağınızı sandığım “Satih ince”
Bu kişinin galiba eser anlayışında biraz sıkıntısı var. Çünkü daha henüz eserin ne olduğundan haberi bile yokmuş.