İçeriğe atla
Hucurât 10Cüz 26 · Sayfa 516

Hucurât Sûresi 10. Âyet

الحجرات

Sohbete sor

İnnemâ-lmu/minûne iḣvetun feaslihû beyne eḣaveykum(c) vettekû(A)llâhe le'allekum turhamûn(e)

Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.

Hucurât Sûresi

Kardeşiklik hısım ve inanan olmak üzeredir. Hısım akrabalık ile olan kardeşlik nesep, soy bağı ile zahiridir. Toprak bedenimiz ile alakalıdır. İmani olan kardeşlik ise bâtınidir. “Venefahtu” demi “elesti bezm” ile ruh kardeşliğidir. Rûh babamız ise Hz. Muhammed (s.a.v.) dir. Her kim buna talip ise, irfani eğitim ile hakikatine ulaştırıp ruh kardeşi ile arasının düzeltilmesi gereklidir. (Murat Derûni) Mesnevi-i Şerif beyitleri ile yolumuza devam edelim.

Ey hakîm/ onun fiili senin fiilindir; müminler için kadîm bir iitisâl bil!" Ma’lûm olsun ki, îmân iki nevi’dir: Birisi îmân-ı tahkîkî, dîğeri îmân-ı taklididir. Her iki sınıf dahi mü’min iseler de (En’âm, 6/132) [‘‘Herkesin yaptıklan işlere göre dereceleri vardır”] âyet-i kerîmesi mûcibince, her iki îmân arasında fark-ı küllî vardır. Maahâzâ îmân-ı tahkîkî, bir ma’nâ-yı küllî olduğu gibi, îmân-ı taklîdî dahi bir ma’nâ-yı küllîdir. Ve her iki îmân, îmân olmakta müttehiddir. Bunlann her iki nev’i, ma’neviyetleri i’tibâriyle tecezzî kabûl etmez; fakat bu îmân sâhiblerinin süreden, her zamanda taaddüd eder. Sûretlerin taaddüdü, ma’nânın taaddüdünü îcâb etmez. İmdi süretleri müteaddid olan mü’minler, ma’nâ-yı küllîde ittihâd ettikleri için, âyet-i kerîmede (Hucurât, 49/10) [“Mü’minler kardeştirler”] buyurulmuştur. Âyet-i kerîmenin bu ma'nâsı hakîkî ve taklîdî îmân sâhiblerine şâmil ve âmiridir. Ve [“Ulemâ nefs-i vâhide gibidir”] hadîs-i şerîfı, bu umûmî ma’nâyı husûsîleştirir ki, ulemâdan maksad, ulûm-i ledünniyye sâhibi olan enbiyâ ve onlann vârisleri olan evliyâdır. Bu zevâtın îmânlan, îmân-ı tahkîkîdir. Binâenaleyh beyt-i şerifin birinci mısrâ’ında îmân-ı hakîkî sâhibleri arasındaki ittihâda ve ikinci mısrâ’da da umûm mü’minler arasındaki ittihâda işâret buyurulur. Ya’ni, “îmân-ı tahkîkî sâhibi olan oğlun Hz. Süleyman’ın fiili, senin fiilindir ve zâten alelumûm îmân-ı tahkîkî ve îmân-ı taklîdî sâhibi olan mü’minler arasında îmânın ma’neviyeti i’tibâriyle kadîm bir ittisâl ve ittihâd vardır.” Mü'minler ma'dûddur, fakat îmân birdir; onların cisimleri ma'dâd, fakat cân birdir.

“Mü’minler cisimleri ve süretleri i’tibâriyle taaddüd eder ve birbirinden ayrı görünürler; lâkin onların îmânları bir şeydir ve sûrette birbirinden ayrı olan mü’minler, ma’nâda müttehiddirler.” Nitekim mü’minlerin cisimleri de başka başkadır ve müteaddiddir; fakat şe’n-i ilâhî olan rûh-ı küllî birdir ki, o da rûh-ı a’zamdır. Ma’nâ-yı küllî olan îmân, eşhâs-ı muhtelifeye taalluku sûretiyle tecezzî etmediği gibi, rûh-ı küllî olan rûh-ı a’zam dahi kezâlik mü’minlerin eşhâs-ı muhtelifesine taalluk etmekle tecezzî[31] etmez.[32]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)