Velev ennehum saberû hattâ taḣruce ileyhim lekâne ḣayran lehum(c) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)
Onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Bununla beraber Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Hucurât Suresi'nin 5. ayeti, peygambere karşı gösterilmesi gereken edep ve sabrın önemini vurgulamaktadır. Ayet, sabır, hayır, bağışlama ve merhamet gibi temel kavramlar üzerinden ahlaki bir öğüt sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır (صبر), nefsi, akıl ve şeriatın gerektirdiği şeylere hapsetmek veya onlardan alıkoymaktır. Ayetteki 'sabrettiler' ifadesi, Peygamber'in yanlarına çıkmasını beklerken acele etmeyip, edebe riayet etmeleri gerektiğini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sabır (صبر), nefsi, hoşlanmadığı şeylere katlanmaya zorlamak ve onlardan şikayet etmemektir. Bu ayetteki sabır, Peygamber'in meşguliyetini göz önünde bulundurarak, onun müsait olmasını beklemeyi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da sabır (صبر), genellikle zorluklar karşısında gösterilen metanet ve sebatkarlık olarak geçer. Bu ayette ise, peygamberlik makamına duyulan saygının bir gereği olarak, onun özel zamanına müdahale etmeme ve bekleyiş içinde olma anlamını taşır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Çıkmak (خروج), bir şeyin bulunduğu yerden ayrılmasıdır. Ayetteki 'sen çıkıncaya kadar' ifadesi, Peygamber'in kendi isteğiyle ve uygun gördüğü zamanda odasından dışarı çıkmasını beklemeyi anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Çıkmak (خروج), bir yerden ayrılmak veya ortaya çıkmak demektir. Burada, Peygamber'in odasından dışarıya, yani onların yanına gelmesini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): H-r-c kökü, genellikle bir yerden ayrılma, dışarıya yönelme anlamlarını içerir. Ayetteki 'tahruce' fiili, Peygamber'in kendi iradesiyle ve uygun bir zamanda odasından çıkıp onlarla buluşmasını beklemeyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayır (خير), herkesin arzu ettiği, faydalı ve güzel olan şeydir. Ayetteki 'daha hayırlı olurdu' ifadesi, sabretmenin, hem dünyevi hem de uhrevi açıdan daha iyi bir sonuç doğuracağını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hayır (خير), şerrin zıddıdır ve faydalı olan her şeyi kapsar. Bu ayette, Peygamber'e karşı edebe riayet ederek sabretmenin, onlar için daha büyük bir iyilik ve fazilet olacağını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'hayr' (خير), genellikle Allah'ın rızasına uygun olan, ahlaki ve manevi değeri yüksek olan şeyleri ifade eder. Burada, sabır göstermenin, Allah katında daha makbul ve mükafatı daha büyük bir davranış olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğafûr (غفور), günahları çokça örten ve affeden demektir. Ayetteki bu sıfat, sabır göstermeyenlerin hatalarını Allah'ın bağışlayabileceğine işaret eder, ancak sabrın daha üstün olduğunu da ima eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ğafûr (غفور), Allah'ın kullarının günahlarını örten ve onları cezalandırmayan sıfatıdır. Bu bağlamda, Peygamber'e karşı yapılan edep dışı davranışların affedilebileceğini, ancak sabrın daha faziletli olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Rahîm (رحيم), Allah'ın kullarına karşı çok merhametli olduğunu ifade eden bir sıfattır. Bu ayette, Allah'ın bağışlayıcılığının yanı sıra, kullarına karşı şefkatli olduğunu ve onların tövbelerini kabul edebileceğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rahîm (رحيم), rahmeti bol olan demektir. Bu sıfat, Allah'ın kullarına karşı olan engin merhametini ve onlara karşı lütufkar olduğunu gösterir. Ayette, sabır göstermeyenlerin dahi Allah'ın rahmetinden ümit kesmemeleri gerektiği mesajını verir.
Hucurât Sûresi
Onlar senin hakikatin olan Hakikat-i Muhammediye den haberdar olana kadar sabretselerdi. Kendileri için daha iyi olurdu. Çünkü kendi varlıklarlarında bulunan Hakikat-i ve Hakikati Muhammediyi idrak edeceklerdi. (Murat Derûni) Bunun için Kehf sûresi 28. Âyetin farkına varmak gerekir.
28-) Vasbir nefseke mealleziyne yed'une Rabbehüm bil ğadati vel aşiyyi yüriydune vecheHU ve la ta'dü aynake anhüm türiydü ziynetel hayatid dünya ve la tutı' men ağfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahu ve kâne emruhu furuta;
* Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
Bu Ayeti Kerim’e çok dikkatimi çeken bir Ayeti Kerim’e idi, bu Ayeti Kerime’nin yaşantısını kendime düstur edindim ve halâ da devam ediyor.
Nefsinle sabret, nefsinle sabretmesini öğren, sabrın nefsle yapılmasını tavsiye ediyor Cenâb-ı Hakk, o nefsinle sabreden kimselerle birlikte, demek ki sabretmenin özelliklerinden birisi sabredenleri bulup onlarla ünsiyet edip birlikte sabretme yolunu seçmek ve onlardan dayanak almak, insan kolay kolay yalnız başına yapamaz, yapsa da çok ileri götüremez. O kimselerle ki onlar Rablarını davet ediyorlar, sabah ve akşam ve Rab’larının vechini talep ediyorlar, bakın cenneti değil ve sakın onlardan gözlerini ayırma. Sıkıntılı zamanlarda okunduğunda hemen faaliyete geçen bir Âyettir, herkesin ezberleyip okumasını tavsiye ederim, çünkü ne cennet, ne mal ne mülk var, sadece Rabbının vechi var ve nefsi, yani kişinin bütün varlığını devreye sokuyor. Dünyayı talep eden ve kalbi gaflette olan kimselere uyma, zikrimizden gaflette olanlara uyma, onlar hevasına tabi olan kimselerdir, o zaman işinde aşırı gitmiş olursun, yani İlâh-î hükümlerin dışına çıkmış olursun. Nefis mertebesinde, nefis eğitiminde bu Âyeti Kerime çok büyük yol göstericidir.[25] “ İz- -T-B- ”
"Peygamber’in (s.a.v.) çıkması", Hakikat’in (Allah’ın tecellîsinin) kalbe zuhur etmesidir.
"Hakikat, aceleyle değil, sabır ve edeple gelir." "Peygamber’in çıkmasını beklemek" → Mürşidin (veya Hakikat’in) rehberliğine teslim olmak.[26]