Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû ‘aleykum enfusekum(s) lâ yadurrukum men dalle iże-htedeytum(c) ila(A)llâhi merci'ukum cemî'an feyunebbi-ukum bimâ kuntum ta'melûn(e)
Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.
Ey inananlar, kendinize dikkat edin. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde doğru yoldan sapanlar size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Yaptıklarınızı size O haber verecektir.
Mâide Suresi'nin 105. ayeti, müminlere kendi nefislerinden sorumlu olduklarını ve başkalarının sapkınlığının kendilerine zarar vermeyeceğini vurgular. Ayet, bireysel sorumluluk, hidayet ve nihai dönüşün Allah'a olacağı temel kavramlar etrafında döner.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emn' kökünün asıl anlamının 'nefsin korkudan emin olması' olduğunu belirtir. 'İman' ise, 'tasdik' ve 'güven' anlamlarını içerir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'a ve O'nun hükümlerine tam bir teslimiyet ve güvenle inananları tanımlar, bu da onlara kendi nefislerine odaklanma sorumluluğunu yükler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'iman' kavramının Kur'an'da sadece 'inanmak'tan öte, 'güvenmek', 'teslim olmak' ve 'sadakat göstermek' gibi derin anlamlar taşıdığını vurgular. Ayetteki 'Ey inananlar' hitabı, bu güven ve sadakat ilişkisi içinde olanlara özel bir sorumluluk yükler; kendi iç dünyalarını düzeltmeleri gerektiğini işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'nefis' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtir; bazen ruh, bazen beden, bazen de bir şeyin özü anlamına gelir. Bu ayetteki 'enfusekum' ifadesi, 'kendi benliklerinizi, kendi kişisel durumunuzu' gözetin anlamında olup, bireysel sorumluluğu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'nefis'in 'zat' ve 'hakikat' anlamlarına geldiğini, aynı zamanda 'can' ve 'ruh'u da ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'aleykum enfusekum' ifadesi, müminlere kendi iç dünyalarını, ahlaklarını ve amellerini düzeltme yükümlülüğünü yükler; başkalarının durumundan ziyade kendi hallerine odaklanmalarını emreder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'dalâl' kelimesinin 'doğru yoldan sapmak, kaybolmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'men dalle' ifadesi, hidayet yolundan ayrılan, hakikatten uzaklaşan kişiyi tanımlar. Müminlere, bu tür kişilerin sapkınlığının, kendileri doğru yolda kaldıkları sürece onlara zarar vermeyeceği mesajını verir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'dalâl'in 'hidayetin zıttı' olduğunu ve 'yoldan çıkmak, şaşırmak' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, başkalarının sapkınlığının müminlerin kendi hidayetlerine engel teşkil etmeyeceği, dolayısıyla onların bu durumdan etkilenmemesi gerektiği vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hidayet'in 'doğru yolu göstermek' ve 'doğru yola iletmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ihtedeytüm' ifadesi, müminlerin kendi çabalarıyla ve Allah'ın yardımıyla doğru yolda kalmaları durumunda, başkalarının sapkınlığının kendilerine bir zarar veremeyeceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hidayet' kavramının Kur'an'da hem 'yol gösterme' hem de 'yola girme' anlamlarını içerdiğini açıklar. Ayetteki 'izâ ihtedeytüm' şart cümlesi, müminlerin kendi hidayetlerini korumaları halinde, dış etkenlerin (başkalarının sapkınlığı) onlara zarar veremeyeceği ilkesini ortaya koyar. Bu, bireysel sorumluluğun ve hidayet üzere kalmanın önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rücû'' kelimesinin 'geri dönmek' anlamına geldiğini ve 'merci''nin ise 'dönüş yeri' olduğunu belirtir. Ayetteki 'ilallahi merciukum' ifadesi, tüm insanların amellerinin karşılığını görmek üzere Allah'ın huzuruna dönecekleri nihai akıbeti vurgular. Bu, bireysel sorumluluğun ve ahiret inancının bir sonucudur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'merci'' kelimesinin 'dönüş yeri' veya 'dönüş zamanı' anlamlarına geldiğini ifade eder. Bu ayette, 'Allah'a dönüşünüz' ifadesi, dünya hayatındaki amellerin bir muhasebesinin yapılacağı ve herkesin kendi yaptıklarının karşılığını göreceği ahiret gününe işaret eder. Bu, müminlere kendi amellerine dikkat etmeleri gerektiğini hatırlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'amel' kelimesinin 'iş, fiil' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'bima küntüm ta'melûn' ifadesi, Allah'ın kullarının dünya hayatında işledikleri tüm amellerden haberdar olduğunu ve bunların karşılığını vereceğini vurgular. Bu, bireysel sorumluluğun ve hesap gününün kaçınılmazlığını pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'amel'in 'kasıtlı olarak yapılan fiil' olduğunu ve 'fiil'den daha özel bir anlam taşıdığını açıklar. Ayetteki 'işlemekte olduklarınızı size haber verecektir' ifadesi, Allah'ın kullarının niyetleriyle birlikte tüm fiillerini bildiğini ve bunların karşılığını adaletle vereceğini gösterir. Bu, müminleri salih amellere teşvik eder.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(105) Ya eyyühellezîne âmenu aleyküm enfüseküm* lâ yadurruküm men dalle izehtedeytüm* ilellahi merciuküm cemî'an feyünebbiüküm Bi mâ küntüm ta'melun;)
“Ey inananlar, kendinize dikkat edin. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde doğru yoldan sapanlar size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Yaptıklarınızı size O haber verecektir.”