İnnî urîdu en tebû-a bi-iśmî ve-iśmike fetekûne min ashâbi-nnâr(i)(c) veżâlike cezâu-zzâlimîn(e)
"Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır."
"Ben isterim ki sen, benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur".
Bu ayet, Habil'in Kabil'e hitaben, kardeşinin işleyeceği cinayetin sonuçlarını ve bu günahın yükünü üstlenerek cehennemliklerden olmasını dile getirmesini konu alır. Ayet, 'günah yüklenmek', 'cehennem ehli olmak' ve 'zulmedenlerin cezası' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi adaletin tecellisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ب و أ' kökünün asıl anlamının 'bir yere dönmek, yerleşmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'تبوأ بإثمي وإثمك' ifadesi, Kabil'in hem Habil'in günahını (onu öldürmekle) hem de kendi günahını yüklenerek cehenneme yerleşmesi, yani cehennemliklerden olması anlamında kullanılmıştır. Bu, bir fiilin sonucuna katlanmak ve o sonuca müstahak olmak demektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'تبوأ' fiilinin 'dönmek, geri gelmek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda ise 'günahla dönmek', yani günahı yüklenerek onunla birlikte cehenneme gitmek anlamını taşır. Bu, mecazi bir kullanım olup, günahın ağırlığını ve sonucunu üstlenmeyi ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ب و أ' kökünün Kur'an'da genellikle 'bir yere yerleşmek, konaklamak' anlamında kullanıldığını, ancak 'باء بـ' veya 'تبوأ بـ' şeklinde kullanıldığında 'bir şeyi yüklenmek, bir şeye müstahak olmak' anlamını kazandığını belirtir. Mâide 29'daki kullanım, Kabil'in işlediği cinayetin günahını ve bunun sonucunda cehennem azabını yüklenmesini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'إثم' kelimesinin 'insanı hayırdan alıkoyan, yavaşlatan şey' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'بإثمي' ifadesi, Habil'in öldürülmesiyle Kabil'in üzerine alacağı, onu hayırdan alıkoyacak ve cezaya müstahak kılacak olan günahı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'إثم' kelimesini 'günah, hata' olarak açıklar. Ayetteki 'بإثمي وإثمك' ifadesi, Kabil'in hem Habil'i öldürme günahını hem de kendi işlediği diğer günahları yüklenerek cehenneme girmesi anlamındadır. Bu, günahın ağırlığını ve sorumluluğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ism' (إثم) kavramının Kur'an'da genellikle 'Allah'ın emirlerine karşı gelmekten kaynaklanan ahlaki bir suç' olarak kullanıldığını belirtir. Mâide 29'daki 'bî-ismî' ifadesi, Kabil'in kardeşini öldürmekle işlediği büyük günahı ve bu günahın getireceği ilahi cezayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'صاحب' kelimesinin 'bir şeye sürekli olarak eşlik eden, onunla birlikte bulunan' anlamına geldiğini belirtir. 'أصحاب النار' ifadesi, cehennemde sürekli kalacak olanlar, cehennemin ehli olanlar demektir. Bu, Kabil'in işlediği günahın sonucunda cehennemde ebedi kalacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'صاحب' kelimesinin 'bir şeye sahip olan, onunla birlikte olan veya ona mensup olan' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'أصحاب النار' ifadesi, cehennemin sakinleri, cehennemin ehli olanlar anlamında kullanılmıştır. Bu, Kabil'in akıbetinin cehennem olacağını açıkça belirtir.
Râgıb el-İسfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'نار' kelimesinin 'ışık veren ve yakan şey' anlamına geldiğini, Kur'an'da ise genellikle ahiretteki azap yeri olan cehennem için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'أصحاب النار' ifadesi, Kabil'in işlediği cinayet sebebiyle cehennem ateşine müstahak olacağını açıkça ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'نار' kelimesinin 'ateş' anlamına geldiğini ve Kur'an'da hem dünyevi ateşi hem de ahiretteki cehennem ateşini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Mâide 29'daki kullanım, Kabil'in işlediği günahın karşılığı olarak ahiretteki cehennem azabına çarptırılacağını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'جزاء' kelimesinin 'bir fiilin karşılığı olarak verilen şey, ister iyi ister kötü olsun' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ذلك جزاء الظالمين' ifadesi, Kabil'in işlediği zulmün karşılığı olarak cehennem azabının hak edilmiş bir ceza olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'جزاء' kelimesinin 'bir amelin karşılığı' olduğunu ve hem hayır hem de şer için kullanılabileceğini ifade eder. Mâide 29'daki kullanım, zulmedenlerin hak ettiği kötü karşılık, yani ceza anlamındadır. Bu, ilahi adaletin tecellisini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ظلم' kelimesinin 'bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak, haddi aşmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'الظالمين' ifadesi, Kabil'in kardeşini haksız yere öldürmekle haddi aşan, büyük bir zulüm işleyen kişi olduğunu ve bu zulmün cezasını çekeceğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulm' kavramının Kur'an'da 'Allah'ın koyduğu sınırları aşmak, başkalarının haklarına tecavüz etmek ve adaletsizlik yapmak' anlamlarında kullanıldığını açıklar. Mâide 29'daki 'zalimler' ifadesi, Kabil'in kardeşini öldürmekle işlediği en büyük zulmü ve bu fiilin ilahi adalet karşısındaki konumunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ظلم' kelimesinin 'haksızlık etmek, bir şeyi yerinden saptırmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'الظالمين' ifadesi, Kabil'in kardeşini öldürmekle işlediği haksızlığı ve bu haksızlığın sonucunda hak ettiği cezayı ifade eder.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(29) (İnnî ürîdü en tebue Bi ismî ve ismike fetekûne min ashabinnâr* ve zâlike cezaüz zâlimîn;)
"Ben isterim ki sen, benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zâlimlerin cezası budur".