Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû iżâ kumtum ilâ-ssalâti faġsilû vucûhekum veeydiyekum ilâ-lmerâfiki vemsahû biruûsikum veerculekum ilâ-lka'beyn(i)(c) ve-in kuntum cunuben fettahherû(c) ve-in kuntum merdâ ev ‘alâ seferin ev câe ehadun minkum mine-lġâ-iti ev lâmestumu-nnisâe felem tecidû mâen feteyemmemû sa'îden tayyiben femsehû bivucûhikum veeydîkum minh(u)(c) mâ yurîdu(A)llâhu liyec'ale ‘aleykum min haracin velâkin yurîdu liyutahhirakum veliyutimme ni'metehu ‘aleykum le'allekum teşkurûn(e)
Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor.
Maide Suresi'nin 6. ayeti, abdest ve teyemmüm hükümlerini detaylandırarak, ibadetin yerine getirilmesi için gerekli temizlik şartlarını ve bu şartların kolaylaştırılmasını ele almaktadır. Ayet, fıkhi hükümlerin yanı sıra, Allah'ın kullarına kolaylık dilemesini ve onları arındırma amacını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salât kelimesi, lügatte dua anlamına gelir. Şeriatta ise, belirli rükünleri ve şartları olan, Allah'a yöneliş ve tazim ifade eden özel bir ibadettir. Ayetteki 'ilâ' harf-i cerri ile kullanılması, namaz kılma eylemine yönelişi ve hazırlığı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Salât, Kur'an'da sadece bir ritüel olarak değil, aynı zamanda Allah ile kul arasındaki sürekli bir bağlantı ve teslimiyetin sembolü olarak ele alınır. Bu ayetteki kullanımı, bu bağlantıyı kurmak için fiziksel ve ruhsal bir hazırlık olan abdestin önemini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ğasl, bir şeyi su ile temizlemek, kirini gidermektir. Ayetteki emir kipi, abdestin farzlarından olan yüz ve ellerin yıkanması gerektiğini açıkça belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ğasl, bir şeyi tamamen ıslatıp temizlemek anlamına gelir. Bu ayetteki kullanımı, abdestte belirli organların su ile tam olarak yıkanmasının gerekliliğini vurgular, sadece ıslatmakla yetinilmeyeceğini ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mesh, bir şeyin üzerine el sürmek, sıvazlamak veya hafifçe ıslatmak anlamına gelir. Abdest bağlamında, başın bir kısmının ıslak elle sıvazlanmasıdır ve yıkamadan farklı bir eylemi ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mesh, bir şeyin üzerindeki tozu veya kiri gidermek için el ile dokunmak veya hafifçe silmektir. Ayetteki 'bi-ru'ûsikum' (başlarınıza) ifadesiyle birlikte kullanılması, başın tamamının değil, bir kısmının mesh edilmesinin yeterli olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cünüb, lügatte uzaklaşmak, bir şeyden ayrılmak anlamına gelir. Şer'i terim olarak ise, cinsel ilişki veya meni çıkışı sebebiyle namaz kılmak, Kur'an okumak gibi ibadetlerden uzak durması gereken kişiyi ifade eder. Ayetteki 'künüm cünüben' ifadesi, bu haldeki kişiye gusül abdesti almasını emreder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cünüb, temizlik gerektiren bir haldir. Bu durumdaki kişinin ibadetlere yaklaşması haramdır. Ayet, bu halden kurtulmak için 'taharet' (yıkanma) emrini verir, böylece ibadetlere tekrar yaklaşılabilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Teyemmüm, lügatte bir şeye yönelmek, kasdetmek anlamına gelir. Şer'i terim olarak ise, su bulunmadığında veya kullanılamadığında temiz toprakla abdest veya gusül yerine geçen bir temizlenme şeklidir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın kullarına tanıdığı bir kolaylık ve ruhsattır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Teyemmüm, Kur'an'ın getirdiği kolaylaştırma prensibinin somut bir örneğidir. İbadetlerin yerine getirilmesinde zorluk çıkarılmaması, ancak temizlik şartının da ihmal edilmemesi gerektiğini gösterir. 'Sa'îden tayyiben' (temiz bir toprak) ifadesi, teyemmümün geçerli olacağı maddenin niteliğini belirtir.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Harac, daralma, sıkıntı, zorluk ve günah anlamına gelir. Ayetteki 'mâ yurîdu'llâhu li-yec'ale 'aleykum min haracin' ifadesi, Allah'ın abdest ve teyemmüm hükümlerini koyarken amacının insanlara zorluk çıkarmak değil, aksine kolaylık sağlamak olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Harac kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın hükümlerinin insan fıtratına uygunluğunu ve kolaylığını ifade etmek için kullanılır. Bu ayette, temizlik hükümlerinin dahi insanı zora sokmayacak şekilde düzenlendiği, aksine bir rahmet ve kolaylık olduğu mesajını verir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(6) (Ya eyyühellezîne âmenu izâ kumtüm iles Salâti fağsilu vucuheküm ve eydiyeküm ilel merafikı vemsehu Bi ruusiküm ve ercüleküm ilel ka'beyn* ve in küntüm cünüben fattahheru* ve in küntüm merda ev alâ seferin ev câe ehadün minküm minel ğaitı ev lamestümün nisae felem tecidu maen fe teyemmemu saîden tayyiben femsehu Bi vucuhiküm ve eydîküm minhu, ma yürîdullahu liyec'ale aleyküm min harecin ve lâkin yürîdu li yütahhireküm ve li yütimme nı'meteHU aleyküm lealleküm teşkürun;)
“Ey imân edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi
ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nîmet ini tamamla-mak istiyor.” Bizler imân konusunuda yanlış anlayarak Allah’ı ötelere atıyoruz ve buna imân ettik diyoruz aslında Allah’ın bâtındaki hâline imân etmemiz gerekiyor. İşte bunu böyle idrâk ettikten sonra bu kişilere Cenâb-ı Hakk sesleniyor burada. Namaza kalkmak zâhiren ayağa kalkmak olduğu gibi bâtınen şuurda ayağa kalkmaktır, yâni yaptığı işleri bir kenara bırakarak sadece Allah’ın varlığını zikretmek için, müşâhede etmek için, beşeriyetten kurtulup ilâhî varlık hakîkatine geçmeye yol aramaktır. Buna başlamadan yapılması gereken bazı oluşumlar vardır bunlar şunlardır:
Yüzünüzü yıkayınız, yüzün öne alınması ilk olarak müşâhede hâlinde olmamız gerektiği içindir yâni beşeriyetimizin hakîkatini idrâk ederek, en şerefli ve en verimli yerimiz olan yüzümüzdeki beşeriyet kirlerini, ki bunlar gözümüzde beşeriyet görme hassası, burnumuzdaki beşer kokusunu gibi olan bunlardan kurtulup Hakk’ı idrâk etmeye yönelik bir oluşum içerisine girilmesidir. Ayrıca zâhiren bakıldığında ise hergün abdest alan kişilerin ciltleri temizleniyor ve canlanıyor, sigara içen kişilere dikkat edersek o dumanın ciltlerini yalayıp geçmesi dolayısıyla zaman içinde ciltleri yıpranıyor ve sıhhatini kaybediyor. İşte bu şekilde bunları yerine getirilirse cemalullah’ın önünde duracak bir varlık hâline geliyoruz.
Hangi işi yaparsak yapalım ellerimizle yapıyoruz, işte bunların sıradan olmadığını, bunların Hakk’ın fiilleri olduğunu ve eşya diyerek kullandığımız varlıkların dâhi Hakk’ın zuhûrundan başka şeyler olmadıklarını idrâk ederek ellerimizi de beşeriyetten temizlemektir.
Başın meshedilmesi ile zâhiren baştaki sıcaklık normal hale getiriliyor ayrıca aklımızda orada olduğundan aklımızda bulunan beşeriyet ait şeyleri oradan temizleyip yerine ilâhî hakîkatleri ikâme etmiş oluyoruz.
Ayakların topuklara kadar yıkanması, beşeri isim ve
sıfâtlardan Cenâb-ı Hakk’ın isimlerine, sıfâtlarına yürümektir. Mûsâ (a.s.) Tûr dağında yapılan nidâda olduğu gibi “İnnî ene rabbuke fehlâ’ na’leyk, inneke bil vâdil mukaddesi tuvâ.” (Tâhâ, 20/12). Nalınların çıkması Mûseviyyet “Ya Mûsâ muhakkak Ben senin Rabbinim şimdi nalınlarını çıkar, mukaddes Tûva vadisindesin” mertebe-sinde yaşamak oluyor. Fakat bizler Muhammedîyyet mertebesinde yaşamak zorunda olduğumuzdan bu nalınların üzerinde tozlar varsa onları da atıp yalın ayak yâni beşeriyetimizden tamamen sıyrılmış olarak Hakk’ın huzuruna girmiş oluyoruz.
Ehlullah’tan birisine cünüb’ün ne olduğu sorulunca “Hakk’tan ayrı kalmaktır” demiştir. Kişi fiilen cünüb olmasada Hakk’tan ayrı kalmış ise eğer cünübtür. Cünüb olduğunda zâhiren herşeyiyle o hükmün altına girilmesi gibi bâtınen dâhi her halde Hakk’tan gaflette olunuyor. Çünkü gerçek insânlığın ilk şartı hâlin hükmü altına girmemektir. Zâhiren suyla cünüblükten temizleniliyor fakat bâtıni cünüblüğü su temizlemiyor, bunu ancak mârifetullah suyu yâni irfan ehlinin ilim suyu temizliyor. Küllî olarak kendisini Hakk’ın dışındaki şeylere yönlendiren kişi cünüb oluyor ve aynı bu şekilde küllî olarak kendisini Hakk’a yönlendirmiş olan kişi dâhi cünüb hükmünde oluyor ve bu da vuslattır, temizliğide beşeriyetten uzaklaşmaktır ve beşeriyetten cünüb olunmuş oluyor. Zâhiren cünüblüğü oluşturan fiilin neticesinde nasıl ki çocuklar meydana geliyorsa mânevi cünüblükte de yâni ilâhî vuslatta mânevi çocuklar meydana gelmektedir yâni mârifetullah meydana geliyor. Ve baştada belirtildiği üzere bu vuslat sadece imân ehline açık ve imân ehlinin ilk şartı dâhi namazın kılınması ve namaz dâhi vuslattır. Vuslat derken tabi iki ayrı varlığın birleşmesi değildir bu, zâten kendisinde var olanın zikir-namaz ismi altında zuhûra gelmesidir. Yâni Hakk’ın huzurunda Hakk olduğunu idrâk ederek Hakk olarak durmuş olunuyor. İşte beşeriyet hâlimizden hakîkatimize ulaştığımız anda tâhîr oluyoruz. Kur’an-ı Kerîm’inde tâhîr olmadan tutulması demek, zâhiren tâhîr olup tuttuğunda kağıdını, sayfalarını tutabilirsin demektir ama bu tâhîrlik
bâtınen yapıldığı zaman ancak özüne dokunabilirsin. Kûr’ân-ı Kerîm’de harf şekillerine bürünmüş mânâları ancak idrâk sahibi olup bâtıni olarak tâhîr olanlar anlayabiliyorlar. Evvelâ içindeki kelimelerin mevcudiyeti ile kendisi kendisini okuyor ve bize “ben buradayım” diyor, biz ikinci defa onu okuyarak ancak kendimiz duyuyoruz, birinci okunma duyulmuyor. Bâtıni taharet olmadıkça özündeki mânâların tutulmasına izin yoktur, ki bu da elde değil akılda, gönülde tutmaktır.
Türlü türlü hastalıklar oluyor ve zâhiren bazı şeylerin yapılmasına engel olunuyor, aynı şekilde sâlim olmayan bir akılda hasta düşünce hâlindedir.
Sefer bâtınen mânâ âleminde yapılan seferdir. Bu şekilde kişi oturduğu yerde dâhi seyyah olabilir çünkü yol gerçekten uzun ve fizik gidişle bu yolun aşılması zâten mümkün değildir, ne kadar hızlı vasıtalarımız olursa olsun, bu sefer ancak akılda, gönülde yapılarak aşılabilir.
Ayak yolundan gelmek, kullanılmış malzemelerin dışarı atılması demektir, ki eskiden kullanılmış ve aklımızın bir yerinde kalmış ve bize ağırlık veren benlik ile ilgili düşüncelerin bilgilerin çıkartılmasıdır ki yerine yenilerin gelsin onlardan gıdâ alınsın.
Kadından kasıt zâhiren eşler olduğu gibi kişinin kendi içinde beşeriyeti yönüyle muhabbet duyduğu şeylere yönelip temas etmesidir.
Bu belirtilenler olmuş ve bunların temizlenmesi için su da bulamamış isen, toprak cinsinden temiz ve pak bir şey bulacaksın önce, ki bu da bâtınen kişinin beden varlığı topraktan başka bir şey değildir. İşte bu temiz olacak yâni aslına dönmüş olacak ki bu mânâ ile de temizlenebilirsin. Bu hukûkun yerine gelmesi için bu toprak bedenin beşeriyetten temizlenmesi gerekir.
Yüzünüzü ve ellerinizi mesh edin, mesh bir şeyi silmek, temizlemektir yâni eski hâlinizi temizleyin yerine yenisini koyun demektir.
Size bunları yapın demek ile Allah size güçlük
çıkarmayı değil sizi temizleyip paklamayı murât ediyor. Burada da görüldüğü gibi Cenâb-ı Hakk kat’i emir ile içimizi ve dışımızı temizlememizi emrediyor. Dışımızı su ile temizliyoruz, içimizide irfan ehli ile temizliyoruz. Ve dışımız olmasa içe yönelmemiz mümkün olmadığından aynı şekilde Kûr’ân-ı Kerîm’inde dışı olmasa özüne nasıl yöneleceğiz, bu da gösteriyor ki herşeyin zâhirde bir oluşumu var ve bu zâhir oluşumunda bir bâtıni yönü vardır. Cenâb-ı Hakk’ı anlamak ta ancak iç temizliği yaptıktan sonra mümkün olmaktadır, iç temizlik yâni ilâhî bilgide temizlik olmadan ilâhî vusûl mümkün değildir.
Üzerinize nîmetini tamamlamak için, bu nîmetler ef’âl, esmâ, sıfât, zât mertebesi nîmetleridir ve İslâm dini bu nîmetleri tamamlamak için geldi.
Bu kadar nîmetten sonra Cenâb-ı Hakk umuyorum ki şükredersiniz diyor. Ne kadar ince bir şekilde hitâp ediyor Cenâb-ı Hakk, kesin böyle yapın veya yapmayın demiyor, “sizden bu beklenir” manasında sesleniyor, “umulur ki” diyerek.