Kul yâ ehle-lkitâbi lâ taġlû fî dînikum ġayra-lhakki velâ tettebi'û ehvâe kavmin kad dallû min kablu veedallû keśîran vedallû ‘an sevâ-i-ssebîl(i)
De ki: "Ey Kitap ehli! Hakkın dışına çıkarak dininizde aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve dümdüz yoldan da şaşmış bir milletin arzu ve keyiflerine uymayın."
De ki: "Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve böylece doğru yolu kaybetmiş bir kavmin keyiflerine uymayın".
Bu ayet, Kitap Ehli'ne hitaben dinlerinde aşırıya gitmemeleri ve sapkın toplulukların heveslerine uymamaları konusunda uyarıda bulunmaktadır. Ayet, 'ğuluv' (aşırılık), 'heva' (heves/arzu) ve 'dalâl' (sapma) gibi temel kavramlar üzerinden dinî sınırların ihlalini ve doğru yoldan ayrılmayı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğuluv' kelimesini bir şeyde haddi aşmak, sınırı geçmek olarak açıklar. Ayetteki 'lâ tağlû' ifadesi, dinî hükümlerde ve inançlarda meşru sınırların ötesine geçmeyi, ifrata düşmeyi yasaklamaktadır. Bu, özellikle Hristiyanların Hz. İsa hakkındaki aşırı inançlarına bir gönderme olarak da anlaşılabilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ğuluv'u 'aşırıya gitmek' ve 'haddi aşmak' olarak yorumlar. Ayetteki kullanımıyla, Kitap Ehli'nin dinî konularda, özellikle peygamberler ve kutsal şahsiyetler hakkında doğru ölçüyü kaçırarak ifrata düşmemeleri gerektiği vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ğuluv' kavramını Kur'an'da 'aşırıya gitme, haddi aşma' anlamında ele alır ve özellikle dinî konularda dengenin bozulması, ifrat ve tefritten kaçınma bağlamında inceler. Ayetteki 'lâ tağlû fî dînikum' ifadesi, Kitap Ehli'nin kendi dinlerinde, özellikle inanç esaslarında aşırıya kaçarak hakikatten uzaklaşmamaları gerektiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hevâ' kelimesini nefsin bir şeye meyletmesi olarak açıklar. Genellikle kötü ve kınanmış arzular için kullanılır. Ayetteki 'ehvâe kavmin' ifadesi, daha önce sapmış bir topluluğun kişisel, sübjektif ve doğru olmayan eğilimlerine, heveslerine uymaktan sakındırmaktadır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hevâ'yı nefsin arzu ve istekleri olarak tanımlar ve çoğu zaman kötüye yorulur. Ayetteki 'ehvâe kavmin' ifadesi, Kitap Ehli'nin, hakikatten uzaklaşmış, kendi sübjektif ve yanlış görüşlerine göre hareket eden bir topluluğun peşinden gitmemesi gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hevâ' kavramını Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla, yani 'nefsin kötü arzuları, hevesler' olarak ele alır. Bu arzuların insanı doğru yoldan saptırdığını belirtir. Ayetteki 'lâ tettebiû ehvâe kavmin' ifadesi, Kitap Ehli'nin, hakikatten uzaklaşmış, kişisel ve yanlış eğilimlere sahip bir grubun peşinden gitmemesi gerektiğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'dalâl' kelimesini 'yoldan sapmak, şaşırmak' olarak açıklar. Ayetteki 'kad dallû min kablu' ifadesi, daha önce hakikatten uzaklaşmış, doğru yolu kaybetmiş bir topluluğun durumunu betimler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dalâl'i doğru yoldan sapmak, hakikatten uzaklaşmak olarak tanımlar. Hem bilerek hem de bilmeyerek gerçekleşebilir. Ayetteki 'dallû' ve 'edallû' fiilleri, hem kendilerinin sapmasını hem de başkalarını saptırmalarını ifade ederek, bu topluluğun hem kendi akıbetlerini hem de başkaları üzerindeki olumsuz etkilerini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dalâl' kavramını Kur'an'da 'doğru yoldan sapma, hakikatten uzaklaşma' olarak inceler. Bu sapma, hem inanç hem de amel boyutunda olabilir. Ayetteki 'kad dallû min kablu ve edallû kesîran' ifadesi, bu topluluğun sadece kendilerinin sapmakla kalmayıp, aynı zamanda birçok kişiyi de saptırdıklarını ve doğru yoldan tamamen ayrıldıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sebîl' kelimesini 'yol' olarak açıklar ve genellikle hayır veya şer, doğru veya yanlış bir gidişatı ifade eder. Ayetteki 'sevâi's-sebîl' ifadesiyle birlikte kullanıldığında, 'doğru, dengeli ve hakikat üzere olan yol' anlamını kazanır ve sapkınlığın bu yoldan ayrılmak olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sebîl'i 'yol' olarak tanımlar ve bazen din, bazen de şeriat anlamında kullanılır. Ayetteki 'sevâi's-sebîl' ifadesi, 'doğru, adil ve hakikat üzere olan yol'u ifade eder ki bu, Allah'ın belirlediği şeriat ve dinin ta kendisidir. Sapıtanların bu yoldan ayrıldığı belirtilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sebîl' kelimesinin Kur'an'da hem maddi hem de manevi 'yol' anlamında kullanıldığını belirtir. 'Sevâi's-sebîl' terkibi ise 'doğru, orta ve dengeli yol' anlamına gelir. Ayette, sapıtanların bu dengeli ve hakikat yolundan tamamen uzaklaştıkları ifade edilmektedir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(77) Kûl ya ehlel Kitâbi lâ tağlu fî dîniküm ğayrel Hakkı ve lâ tettebiu ehvae kavmin kad dallu min kablü ve edallu kesîran ve dallu an sevais sebîl;)
De ki: "Ey kitâp ehli! Dininizde haksız yere aşırı gitmeyin. Daha önce sapmış, birçoklarını da saptırmış ve böylece doğru yolu kaybetmiş bir kavmin keyiflerine uymayın".