Feeśâbehumu(A)llâhu bimâ kâlû cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ(c) veżâlike cezâu-lmuhsinîn(e)
Dedikleri bu söze karşılık Allah onlara, devamlı kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetleri mükafat olarak verdi. İşte bu, iyilik yapanların mükafatıdır.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(85) (Fe esabehümullahu Bi ma kalu cennatin tecrî min tahtihel enharu hâlidîne fîha* ve zâlike cezaül muhsinîn;)
“Böyle demeleri sebebiyle Allah onları altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırmıştır. Orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte iyilik yapanların mükâfatı budur.” Cenâb-ı Hakk’ın üstümüzden gelen zâtî tecellisinin mertebe mertebe sıfât, esmâ ve ef’âl tecellileri olarak tenezzül etmesi altından geçmesidir ve kişinin bütün varlığında bunu fiziksel olarak değil mânâ olarak yaşamasıdır. Bizim başımız arşı âla’dır ve Cenâb-ı Hakk’ın tecellileri bunun altında vücûdumuzda devâmlı olarak akar. Muhsinin gerçek ifâdesi müşâhede ehli olanlardır ve işte müşâhede ehli olanlarada böyle kesilmez mükâfatlar
veririz ve ebedi olarak bu güzel tecelliler onlaradır.