Veatî'û(A)llâhe veatî'û-rrasûle vahżerû(c) fe-in tevelleytum fa'lemû ennemâ ‘alâ rasûlinâ-lbelâġu-lmubîn(u)
Öyleyse Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Şayet yüz çevirirseniz bilmiş olun ki, elçimize düşen sadece apaçık tebliğdir.
Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Kötülüklerden sakının. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki, Peygamber'imize düşen sadece apaçık tebliğdir.
Mâide Suresi'nin 92. ayeti, müminlere Allah'a ve Resûl'e itaati emrederken, itaatsizliğin sonuçlarına karşı uyarıda bulunmaktadır. Ayet, tebliğ görevinin sınırlarını ve sorumluluklarını dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'tav' (طوع) kökünü, 'istekli olmak, boyun eğmek' olarak açıklar. 'İtaat' (إطاعة) ise, emredilen şeye isteyerek uymak ve boyun eğmektir. Ayetteki 'أَطِيعُوا۟' emri, müminlerin Allah'ın ve Resûl'ün hükümlerine gönüllü bir teslimiyetle uymalarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'itaat' kelimesini 'emre uymak' ve 'boyun eğmek' anlamında kullanır. Ayetteki bağlamda, Allah'ın ve Resûl'ün emirlerine karşı gelmeden, tam bir teslimiyetle hareket etmeyi vurgular. Bu, sadece lafzen değil, fiilen de bir uyumu gerektirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'itaat' kavramını Kur'an'da Allah'ın mutlak otoritesine ve Peygamber'in tebliğ ettiği ilahi mesaja karşı gösterilen tam bir teslimiyet ve uyum olarak inceler. Ayetteki 'أَطِيعُوا۟' emri, bu teslimiyetin hem dinî hem de ahlaki bir yükümlülük olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hazr' (حذر) kökünü 'sakınmak, çekinmek, korkmak' olarak açıklar. Ayetteki 'وَٱحْذَرُوا۟' emri, Allah'ın ve Resûl'ün emirlerine itaatsizlik etmenin veya yasaklarını çiğnemenin olumsuz sonuçlarından korunmak için dikkatli olmayı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'hazr' kelimesini 'korkulan bir şeyden sakınmak' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, müminlerin Allah'ın azabından ve Resûl'e itaatsizliğin getireceği dünyevi ve uhrevi zararlardan kendilerini korumak için uyanık olmaları gerektiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hazr' kelimesinin 'bir şeyin şerrinden sakınmak' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'وَٱحْذَرُوا۟' ifadesi, Allah'ın emirlerine muhalefet etmenin veya Resûl'ün yolundan sapmanın doğuracağı kötü sonuçlara karşı bir uyarıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'velâ' (ولاء) kökünün 'yakınlık' ve 'dönmek' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Tevellâ' (تولّى) ise, bir şeyden yüz çevirmek, sırt dönmek ve uzaklaşmak anlamına gelir. Ayetteki 'تَوَلَّيْتُمْ' ifadesi, itaatten kaçınmayı ve Allah'ın yolundan sapmayı anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'tevellâ' fiilinin 'bir şeyden yüz çevirmek, ondan uzaklaşmak' anlamını taşıdığını açıklar. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ve Resûl'ün emirlerine karşı gelerek itaatten vazgeçmeyi ve bu emirlere sırt dönmeyi ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tevellâ' fiilinin Kur'an'da genellikle 'yüz çevirmek, sırt dönmek, itaatten kaçınmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'تَوَلَّيْتُمْ' ifadesi, müminlerin Allah'ın ve Resûl'ün çağrısına olumsuz bir tepki vermesi durumunu tasvir eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'belâğ' (بلاغ) kelimesini 'ulaştırmak, tebliğ etmek' olarak açıklar. Ayetteki 'ٱلْبَلَـٰغُ ٱلْمُبِينُ' ifadesi, Peygamber'in görevinin, ilahi mesajı insanlara açık ve anlaşılır bir şekilde iletmekten ibaret olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'belâğ' kelimesini 'bir şeye ulaşmak, bir şeyi hedefine ulaştırmak' olarak tanımlar. 'Tebliğ' ise, bir mesajı eksiksiz ve net bir şekilde muhatabına iletmektir. Ayetteki bağlamda, Peygamber'in görevinin sadece ilahi mesajı insanlara ulaştırmak olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'belâğ'ın 'bir şeyi son noktasına ulaştırmak' anlamını taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'ٱلْبَلَـٰغُ ٱلْمُبِينُ' ifadesi, Peygamber'in görevinin, ilahi mesajı hiçbir eksiklik veya kapalılık olmaksızın, tam ve açık bir şekilde insanlara iletmek olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'beyân' (بيان) kökünü 'açıklamak, netleştirmek' olarak açıklar. 'Mübîn' (مبين) ise, 'açık, net, apaçık' anlamına gelir. Ayetteki 'ٱلْبَلَـٰغُ ٱلْمُبِينُ' ifadesi, Peygamber'in tebliğ ettiği mesajın hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık ve anlaşılır olduğunu belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'beyân' kelimesini 'bir şeyi açıklamak, ortaya çıkarmak' olarak tanımlar. 'Mübîn' ise, hem kendisi açık olan hem de başkalarını açıklayan demektir. Ayetteki kullanımı, tebliğ edilen mesajın içeriğinin ve amacının son derece net olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mübîn' kelimesinin 'açıkça görünen, apaçık olan' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'ٱلْمُبِينُ' ifadesi, Peygamber'in tebliğ görevinin, mesajı gizlemeden, çarpıtmadan ve herkesin anlayabileceği bir açıklıkta sunmak olduğunu ifade eder.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(92) (Ve etıy'ullahe ve etî'ur Resule vahzeru* fein tevelleytüm fa'lemu ennema alâ Resulinel belağul mübîn;)
“Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Kötülüklerden sakının. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki, Peygamber'imize düşen sadece apaçık tebliğdir.”