Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû leyebluvennekumu(A)llâhu bişey-in mine-ssaydi tenâluhu eydîkum verimâhukum liya'lema(A)llâhu men yeḣâfuhu bilġayb(i)(c) femeni-'tedâ ba'de żâlike felehu ‘ażâbun elîm(un)
Ey iman edenler! Andolsun, Allah sizleri, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av(lar) ile elbette deneyecek ki, görmediği halde kendisinden korkanı ayırıp meydana çıkarsın. Kim bundan (bu açıklamadan) sonra haddini tecavüz ederse, ona elem dolu bir azap vardır.
Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avla dener ki, gizlide kendisinden korkanları meydana çıkarsın. Kim bundan sonra saldırıda bulunursa onun için acı bir azab vardır.
Mâide Suresi 94. ayet, iman edenlere hitap ederek, ihramlıyken av yasağı üzerinden bir imtihanı ve bu imtihanın hikmetini bildirmektedir. Ayet, Allah'ın kullarını sınamasını, gaybda O'ndan korkanları ortaya çıkarmayı ve haddi aşanlara verilecek cezayı vurgulayan temel kavramlar etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman kelimesinin aslı 'emn' (güven) kökünden gelir. İman, kalben tasdik, dil ile ikrar ve organlarla amel etmektir. Ayetteki 'âmenû' ifadesi, Allah'ın emirlerine güvenen, onları tasdik eden ve bu emirler doğrultusunda hareket etmeye niyet eden müminleri işaret eder. Bu bağlamda, av yasağına imanla yaklaşmaları beklenir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzuzu'ya göre 'iman' kavramı, sadece entelektüel bir kabul değil, aynı zamanda Allah'a karşı tam bir güven ve teslimiyet halidir. Ayetteki 'Ey iman edenler' hitabı, muhatapların bu güven ve teslimiyet bağıyla Allah'ın imtihanına tabi tutulacağını ve bu imtihanın imanlarının bir göstergesi olacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'belâ' kelimesinin deneme ve imtihan anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'leyeblüvenneküm' ifadesi, Allah'ın insanları av yasağı gibi bir emirle sınayacağını, bu yasağa uyup uymayarak sabırlarını ve itaatlerini ölçeceğini gösterir. Bu, bir tür zorlukla karşılaşma ve ona karşı duruş sergileme durumudur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'belâ' kelimesinin hem hayır hem de şer ile imtihan anlamında kullanılabileceğini ifade eder. Bu ayetteki 'leyeblüvenneküm' ifadesi, ihramlıyken avın kolayca erişilebilir olmasıyla bir imtihanın söz konusu olduğunu, bu durumun kişilerin nefsine ağır gelebilecek bir deneme olduğunu mecazi olarak anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'belâ' fiilinin Kur'an'da genellikle Allah'ın kullarını çeşitli durumlarla sınamasını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanım, av yasağı gibi somut bir emirle, müminlerin Allah'a olan bağlılıklarının ve emirlerine riayetlerinin test edildiğini, bu testin sonucunda kimin sadık olduğunun ortaya çıkacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sayd' kelimesinin hem avlama eylemini hem de avlanan hayvanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'min es-saydi' ifadesi, ihramlıyken avlanmanın ve av etinin tüketilmesinin yasaklandığına işaret eder. Bu, hac veya umre ibadeti sırasında belirli kısıtlamalara tabi olmanın bir parçasıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sayd' kelimesinin genel olarak av hayvanlarını kapsadığını ve bu ayetteki bağlamda, ihramlı kişilerin kolayca ulaşabileceği avın bir imtihan aracı olarak sunulduğunu açıklar. Bu, yasağın ne kadar zorlayıcı olabileceğini ve dolayısıyla imtihanın şiddetini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'havf' kelimesinin bir şeyin kötü sonucundan dolayı duyulan endişe ve korku olduğunu belirtir. Ayetteki 'men yehâfuhu bi'l-ğayb' ifadesi, Allah'ı görmeden, O'nun azabından ve emirlerine karşı gelmekten korkanları vurgular. Bu, samimi bir takvanın ve Allah'a karşı derin bir saygının göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzuzu, 'havf' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a karşı duyulan saygılı korkuyu ifade ettiğini belirtir. Bu korku, O'nun gücünü ve adaletini idrak etmekten kaynaklanır ve kişiyi günahlardan uzak durmaya sevk eder. Ayetteki 'gaybda korkmak', Allah'ın her şeyi gördüğüne ve bildiğine inanarak, kimsenin görmediği yerde bile O'nun emirlerine riayet etmenin önemini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'gayb' kelimesinin gözden uzak olan, gizli olan her şeyi kapsadığını belirtir. Ayetteki 'bi'l-ğayb' ifadesi, Allah'ı görmeden, O'nun varlığına ve gücüne iman ederek, O'ndan korkmanın önemini vurgular. Bu, imanın en yüksek derecelerinden biridir, zira kişi sadece görünürde değil, gizlide de Allah'ın emirlerine bağlı kalır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'gayb'ın duyularla idrak edilemeyen her şey olduğunu ifade eder. Ayetteki 'bi'l-ğayb' ifadesi, Allah'ın zatını görmeden, O'nun kudretine ve azabına inanarak duyulan korkuyu anlatır. Bu, müminin Allah'a olan derin inancının ve takvasının bir göstergesidir; zira o, kimsenin görmediği yerde bile Allah'ın kendisini gördüğünü bilir ve buna göre hareket eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'adâ' fiilinin asıl anlamının sınırı aşmak, haddi geçmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'femen i'tedâ' ifadesi, Allah'ın koyduğu av yasağını çiğneyen, bu sınırı aşan kişiyi anlatır. Bu, Allah'ın emirlerine karşı gelme ve O'nun belirlediği hudutları ihlal etme eylemidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'i'tedâ' kelimesinin mecazi olarak zulmetmek ve haksızlık etmek anlamında da kullanılabileceğini ifade eder. Bu ayette, Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyen kişi, hem kendine hem de Allah'ın hakkına karşı bir zulüm işlemiş olur. Bu, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda manevi bir haddi aşmadır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'i'tidâ'nın, şeriatın belirlediği sınırları aşmak olduğunu açıklar. Ayetteki 'femen i'tedâ ba'de zâlike' ifadesi, Allah'ın bu imtihanı ve yasağı bildirmesinden sonra bile bile bu sınırı aşanların, cezayı hak ettiğini vurgular. Bu, bilerek ve isteyerek yapılan bir itaatsizliği ifade eder.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(94) (Ya eyyühellezîne amenu le yeblüvenne kümullahu Bi şey'in minas saydi tenalühu eydîküm ve rimahuküm liya'lemAllahu men yehafuHU bil ğayb* femenı'teda ba'de zâlike felehu azâbün elîm;)
“Ey imân edenler! Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir avla dener ki, gizlide kendisinden korkanları meydana çıkarsın. Kim bundan sonra saldırıda bulunursa onun için acı bir azâb vardır.”