Ce'ala(A)llâhu-lka'bete-lbeyte-lharâme kiyâmen linnâsi ve-şşehra-lharâme velhedye velkalâ-id(e)(c) żâlike lita'lemû enna(A)llâhe ya'lemu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi veenna(A)llâhe bikulli şey-in ‘alîm(un)
Allah; Ka'be'yi, o saygıdeğer evi, haram ayı, hac kurbanını ve (bu kurbanlara takılı) gerdanlıkları insanlar(ın din ve dünyaları) için ayakta kalma (ve canlanma) sebebi kıldı. Bunlar, göklerde ve yerde ne varsa hepsini Allah'ın bildiğini ve Allah'ın (zaten) her şeyi hakkıyla bilmekte olduğunu bilmeniz içindir.
Allah, Kâbe'yi, o Beyti haram'ı, haram ayı, kurbanı ve (kurbanlardaki) gerdanlıkları insanlar için bir nizam kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini ve Allah'ın herşeyi hakkıyle bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.
Mâide Suresi 97. ayet, Kâbe'nin, haram ayların ve kurbanlıkların insanlar için birer 'kıyam' (dayanak, düzenleyici unsur) olarak tayin edildiğini ve bu düzenlemelerin Allah'ın ilminin bir göstergesi olduğunu vurgular. Ayet, bu kavramlar üzerinden toplumsal ve dini düzenin ilahi kökenine işaret ederken, Allah'ın her şeyi kuşatan ilmini de teyit etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kâ'be kelimesi, 'küp' veya 'yüksek ve çıkıntılı şey' anlamlarına gelen 'ka'b' kökünden türemiştir. Kâbe'ye bu ismin verilmesi, küp şeklinde olmasından veya yeryüzündeki diğer binalardan yüksek ve şerefli olmasından dolayıdır. Ayetteki kullanımı, insanların ibadetlerinde yöneldiği, Allah tarafından kutsal kılınmış bir mekan olarak geçmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kâbe, 'beytullah' (Allah'ın evi) olarak da anılır ve Araplar arasında saygı duyulan, hac ve umre ibadetlerinin merkezi olan bir yapıdır. Ayetteki 'el-Beyte' (ev) kelimesiyle birlikte zikredilmesi, onun özel statüsünü ve kutsiyetini pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kıyâm, 'kavm' kökünden gelir ve 'ayakta durmak, bir şeyi idare etmek, bir işi yürütmek' anlamlarına gelir. Ayetteki 'kıyâmen li'n-nâs' ifadesi, Kâbe'nin, haram ayların ve kurbanlıkların insanların dini ve dünyevi işlerini düzene koyan, onların hayatlarını ayakta tutan, onlara bir dayanak ve nizam sağlayan unsurlar olduğunu belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kıyâm, burada 'maslahat' (fayda, yarar) ve 'istikamet' (doğruluk, düzen) anlamındadır. Yani Allah, bu sayılanları insanların din ve dünya işlerinin düzeni, istikameti ve faydası için kılmıştır. Bu, onların hem ibadetlerini yerine getirmeleri hem de sosyal ve ekonomik hayatlarını sürdürmeleri için bir temel oluşturur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kıyâm' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel ayakta duruşu değil, aynı zamanda bir düzenin, bir sistemin ayakta tutulmasını ve devamlılığını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki kullanımıyla Kâbe ve diğer unsurlar, İslam toplumunun dini, ahlaki ve sosyal yapısının temel direkleri olarak sunulmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Haram kelimesi, 'hürmet' kökünden gelir ve 'yasaklanmış, dokunulmaz kılınmış, saygı gösterilmesi gereken' anlamlarını taşır. 'el-Beytü'l-Harâm' (Haram Ev) ve 'eş-Şehru'l-Harâm' (Haram Ay) ifadeleri, bu mekan ve zaman dilimlerinin özel bir kutsiyete sahip olduğunu, onlara karşı saygısızlık ve savaş gibi eylemlerin yasaklandığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Haram, burada 'muharrem' yani 'yasaklanmış' anlamındadır. Kâbe'nin haram olması, orada kan dökmenin, avlanmanın ve bitki koparmanın yasak olması; haram ayların haram olması ise bu aylarda savaşmanın yasak olması demektir. Bu yasaklar, insanların güvenliğini ve ibadetlerini huzur içinde yerine getirmelerini sağlamak içindir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hedy, 'hediye' kökünden gelir ve 'yol göstermek, doğru yola iletmek' anlamlarının yanı sıra, hacda Kâbe'ye sunulan kurbanlık hayvanlar için de kullanılır. Bu hayvanlar, Allah'a yakınlaşma ve ibadet niyetiyle sunulan birer hediyedir. Ayetteki kullanımı, hac ibadetinin önemli bir parçası olan kurban kesme eylemini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hedy, hacıların Kâbe'ye götürdükleri ve orada kurban ettikleri hayvanlardır. Bu, Allah'a adanmışlık ve şükranın bir göstergesidir. Ayette 'kıyâmen li'n-nâs' bağlamında zikredilmesi, kurbanın da toplumsal faydaları ve dini düzenin bir parçası olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kalâid, 'kılâde' kelimesinin çoğuludur ve 'boyunluk, gerdanlık' anlamına gelir. Hacda kurban edilecek hayvanların boyunlarına takılan nişanlara 'kalâid' denir. Bu nişanlar, hayvanın kurbanlık olduğunu ve dokunulmazlığını belirtir. Ayetteki kullanımı, kurbanlık hayvanların özel statüsünü ve onlara gösterilmesi gereken saygıyı vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kalâid, hac için ayrılmış kurbanlık hayvanların boyunlarına takılan işaretlerdir. Bu işaretler, o hayvanların Harem bölgesine götürülmek üzere belirlendiğini ve onlara zarar verilmemesi gerektiğini gösterir. Bu, hac ibadetinin güvenli ve düzenli bir şekilde yerine getirilmesi için konulmuş bir kuraldır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Alîm, 'ilm' kökünden türemiş bir sıfat olup, 'çok bilen, ilmi sonsuz olan' anlamına gelir. Allah'ın sıfatlarından biridir ve O'nun her şeyi, gizliyi ve açığı, geçmişi ve geleceği bildiğini ifade eder. Ayetteki 'Allah'ın her şeyi Alîm olduğunu bilmeniz içindir' ifadesi, yukarıda sayılan düzenlemelerin Allah'ın sonsuz ilminin bir eseri olduğunu ve bu düzenlemelerin hikmetini ancak O'nun bildiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Alîm, Allah'ın 'el-Alîm' ismi şerifidir ve O'nun ilminin tüm varlığı, görüneni ve görünmeyeni kuşattığını ifade eder. Bu ayette, göklerde ve yerde olan her şeyi bilmesiyle birlikte, 'bütün şeylere Alîm' olması, O'nun bilgisinin mutlak ve sınırsız olduğunu pekiştirir. Bu, insanların bu düzenlemelerin ardındaki ilahi hikmeti anlamaları için bir davettir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(97) (Cealellahul Kâ'betel Beytel Harame kıyamen lin Nâsi veşŞehrel Harame vel Hedye vel Kalaid* zâlike li ta'lemu ennAllahe ya'lemü ma fîs Semavati ve ma fîl Ardı ve ennAllahe Bi külli şey'in 'alîm;)
“Allah, Kâbe'yi, o Beyt-i haram'ı, haram ayı, kurbanı ve (kurbanlardaki) gerdanlıkları insânlar için bir nizam kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini ve Allah'ın herşeyi hakkıyla bilici olduğunu sizin de bilmeniz içindir.” Bâtın olarak düşünürsek, hiçbir varlıkta ortaya getirmediği Kâbe oluşumunu insânda ortaya getirdi ve gönül Kâbe’sini kıldı. Kılmak ise bir şeyi murât etmektir. Bizler istesekte istemesekte Cenâb-ı Hakk’ın herbirerlerimizde kendisine ait bir beyti vardır. Kim ki bu beyti tamamladı, düzenledi ve tavâf etti ise o Hakk’ın hakîkatinin idrâk edip kendisinde misâfir etmiştir. Ve bu oluşum bu hakîkati idrâk etmeyenlere Haram oldu, yâni mahrem oldu, idrâk edenlere ise harem oldu. Herbirerlerimizin gönüllerini kendisine harem başkalarına haram, ta ki bir başka kişiyi kendisine harem edininceye kadar. İşte Hakk ehliyle çok hassas muhabbette bulunmak lâzımdır ki sana gönül kapısını kapatmasın çünkü oraya herkesi almazlar.
Beşerin değil, gerçek anlamda insânların orada kıyâm etmesi için. Dünya üzerindeki insânların kaçı gerçek anlamda insândır acaba?
Hac ayında diğer bütün ayların üzerinde bir feyzi ilâhî vardır ve onun dışında hac edilemiyor. İşte bir insânda ne zaman hakîkatini idrâk etti ise o zaman onun Şehrel Haramı yâni hürmetli ayıdır.
En değerli kûrb’ân insânın kendi nefsini Hakk’a kûrb’ân etmesidir. Böylece Hakk’ı kazanmış olur. Para karşılığı kesilen kûrb’ân da giden hayvânın canıdır. Sevap kazanılır.