Ve kâle karînuhu hâżâ mâ ledeyye ‘atîd(un)
Beraberindeki (melek) şöyle der: "İşte bu yanımdaki hazır."
Beraberindeki melek "işte yanımdaki hazır" der.
Kâf Suresi 23. ayet, kıyamet gününde insanın yanında bulunan meleğin şahitliğini ve amellerin hazır olduğunu ifade eder. Ayet, 'karîn' (yanındaki), 'ledâ' (yanında) ve 'atîd' (hazır) kavramları üzerinden hesap gününün kaçınılmazlığını ve amellerin eksiksiz bir şekilde sunulacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karîn' kelimesinin 'bir şeye yakın olan, ona eşlik eden' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda ise, insanın dünyada iken amellerini yazan ve ahirette onunla birlikte hazır bulunan meleği ifade eder. Bu melek, insanın amellerine şahitlik edecektir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'karîn' kelimesini 'sahib' (arkadaş, yoldaş) olarak açıklar. Kâf Suresi'ndeki bu kullanımda, insanın dünyadaki amellerini kaydeden ve kıyamet günü onunla birlikte gelen meleği kasteder. Bu melek, insanın amellerini tasdik eden bir şahit konumundadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'karîn' kavramının Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını, ancak bu ayetteki 'karîn'in insanın dünyadaki eylemlerini kaydeden ve ahirette ona eşlik eden 'refakatçi' melek olduğunu belirtir. Bu, insanın amellerinin kaydedildiği ve hesap gününde ortaya konulacağı inancını pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ledâ' kelimesinin 'indî' (yanında, katında) ile eş anlamlı olduğunu ve bir şeyin yakınlığını veya hazır bulunmasını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ledâye' (benim yanımdaki) ifadesi, meleğin, insanın amellerinin kaydını kendi yanında hazır tuttuğunu ve hesap için sunduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ledâ'nın mekan ve zaman yakınlığını ifade eden bir zarf olduğunu açıklar. Bu ayette, meleğin, insanın amellerinin yazılı olduğu defteri veya şahitliğini kendi yanında, yani kontrolünde ve hazır bir şekilde bulundurduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'atîd' kelimesinin 'hazır, mevcut' anlamına geldiğini belirtir. Kâf Suresi'ndeki bu kullanımda, meleğin 'yanımdaki hazırdır' sözüyle, insanın dünyada işlediği tüm amellerin eksiksiz bir şekilde kaydedilmiş ve hesap için hazır bekletildiğini ifade ettiğini açıklar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'atîd' kelimesinin 'hazırlanmış, hazırda bekleyen' anlamlarına geldiğini ve 'i'tâd' (hazırlamak) fiilinden türediğini belirtir. Ayetteki 'atîd' ifadesi, meleğin şahitlik edeceği amellerin veya kayıtların hiçbir eksiklik olmaksızın, tam ve hazır bir şekilde sunulacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'atîd' kelimesinin Kur'an'da 'hazır ve mevcut olan, kaçınılmaz' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, insanın amellerinin kaydedildiği defterin veya meleğin şahitliğinin, hesap günü için tam anlamıyla hazır ve kaçınılmaz bir gerçek olduğunu ifade eder.
Kâf Sûresi
أَلْقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ {ق/24}