Elkiyâ fî cehenneme kulle keffârin ‘anîd(in)
(24-25) (Allah, şöyle der:) "Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kafiri!"
(Allah iki meleğe buyurur ki:) "Haydi ikiniz, atın cehenneme her inatçı nankörü!
Kâf Suresi 24. ayet, cehenneme atılacak kişilerin temel vasıflarını 'küfür' ve 'inatçılık' kavramları üzerinden vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın emrini ve bu emrin muhataplarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-kıyâ' fiilinin 'el-kı' (at) fiilinin tesniye (ikil) sigası olduğunu belirtir ve burada cehenneme atma emrinin iki meleğe (sâik ve şehîd) verildiğini ima eder. Bu, fiilin emir kipindeki şiddetini ve kesinliğini gösterir. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 280)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilkâ' (إلقاء) kelimesinin bir şeyi bir yere bırakmak, atmak anlamına geldiğini ve genellikle istenmeyen veya kötü görülen bir şeyi atmak için kullanıldığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, inkarcıların cehenneme atılmasının ilahi bir hüküm ve ceza olduğunu vurgular. (el-Müfredât, 'لقي' maddesi)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cehennem' kelimesinin Arapça kökenli olmadığını, yabancı bir kelime olduğunu ve 'derin çukur' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, bu derin ve azap dolu çukura atılacak olanların kimler olduğunu açıklar. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, 400)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cehennem'in ahiretteki azap yurdunun özel ismi olduğunu ve Kur'an'da sıkça geçtiğini ifade eder. Kelimenin derinlik ve karanlık çağrışımı, ayetteki 'atılma' eyleminin şiddetini pekiştirir. (el-Müfredât, 'جهنم' maddesi)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'cehennem' kavramının Kur'an'da 'ateş' (nâr) ile eş anlamlı olarak kullanıldığını ve genellikle Allah'ın gazabının ve adaletsizliğin nihai cezasının sembolü olduğunu belirtir. Ayetteki 'cehenneme atılma' ifadesi, bu nihai cezalandırmanın bir eylemi olarak sunulur. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, 120-125)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'keffâr' kelimesinin 'küfür' kökünden türeyen mübalağa (çokluk) sıfatı olduğunu ve 'çokça inkar eden, nankörlükte ileri giden' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, sadece inkar eden değil, inkarı bir yaşam biçimi haline getiren kişiyi işaret eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, 250)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr'ün asıl anlamının bir şeyi örtmek olduğunu, buradan hareketle Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek ve hakikati örtmek, yani inkar etmek anlamlarına geldiğini belirtir. 'Keffâr' ise bu inkar ve nankörlüğü sürekli ve yoğun bir şekilde yapan kişidir. Ayetteki 'külli keffâr' ifadesi, bu niteliği taşıyan herkesi kapsar. (el-Müfredât, 'كفر' maddesi)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da 'şükür'ün zıttı olarak, yani Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ve O'nun varlığını, birliğini inkar etme anlamında kullanıldığını detaylandırır. 'Keffâr' ise bu inkarı ve nankörlüğü ısrarla sürdüren, adeta karakteri haline getiren kişidir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, 160-165)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'anîd' kelimesinin 'inad' kökünden geldiğini ve 'haktan sapan, inatçı, muhalif' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'keffâr' kelimesiyle birlikte kullanılması, inkarın sadece bir bilgi eksikliği değil, aynı zamanda bilinçli bir direniş ve inatlaşma olduğunu vurgular. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, 401)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'anîd'in, hakikat ortaya çıktıktan sonra bile ona karşı direnen, inat eden kişi olduğunu açıklar. Bu, sadece inkar etmekle kalmayıp, inkarında ısrar eden ve doğruya dönmeyi reddeden bir tavrı ifade eder. (el-Müfredât, 'عند' maddesi)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'anîd'in, 'muanid' (inatçı) ile aynı kökten geldiğini ve 'hakkı bildiği halde ona karşı çıkan, muhalefet eden' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'keffâr' ile birlikte zikredilmesi, bu kişilerin hem inkar eden hem de inkarında ısrar eden, dolayısıyla cezayı hak eden kişiler olduğunu gösterir. (el-Külliyyât, 650)
Kâf Sûresi
مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُّرِيبٍ {ق/25}