Mennâ'in lilḣayri mu'tedin murîb(in)
(24-25) (Allah, şöyle der:) "Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kafiri!"
İyiliklere (sürekli) engel olan, saldırgan, şüpheciyi.
Kâf Suresi 25. ayet, cehenneme atılacak kişilerin temel vasıflarını 'iyiliğe engel olma', 'haddi aşma' ve 'şüphe uyandırma' kavramları üzerinden derinlemesine ele almaktadır. Bu kavramlar, Kur'an'ın ahlaki ve hukuki çerçevesini belirleyen önemli semantik yükler taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Men' (منع), bir şeyi elde etmekten veya bir yere ulaşmaktan alıkoymaktır. 'Mennâ'' (مَنَّاع) ise mübalağa sigası olup, çokça engel olan, sürekli mani çıkaran anlamındadır. Ayetteki bağlamda, hayra, yani Allah'ın rızasına uygun her türlü iyiliğe karşı duran, onu engelleyen kişiyi ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Men' (منع), bir şeyi engellemek, alıkoymaktır. 'Mennâ'' (مَنَّاع) kelimesi, hayra mani olan, onu başkalarına ulaştırmayan veya kendisi yapmayan kişiyi tanımlar. Bu, sadece maddi iyilikleri değil, aynı zamanda manevi ve ahlaki iyilikleri de kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'men'' (منع) kavramı, genellikle olumsuz bir eylem olarak, ilahi buyruklara veya toplumsal faydaya aykırı bir engelleme durumunu ifade eder. 'Mennâ'' (مَنَّاع) ise bu engelleme eylemini bir karakter özelliği haline getirmiş, sürekli ve ısrarlı bir şekilde iyiliğe karşı duran kişiyi betimler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Adâ (عدا), haddi aşmak, sınırı geçmektir. 'Mu'tedî' (معتدٍ) ise, Allah'ın koyduğu sınırları aşan, başkalarına zulmeden ve haklarına tecavüz eden kişidir. Ayetteki bağlamda, sadece Allah'ın emirlerine karşı gelmekle kalmayıp, aynı zamanda insanlara karşı da haksızlık eden kişiyi ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Adâ (عدا) kökü, bir şeyin sınırını aşmak, tecavüz etmek anlamlarına gelir. 'Mu'tedî' (معتدٍ), Allah'ın şeriatını ve kulların hukukunu çiğneyen, haddi aşan kişidir. Bu, hem inançsal hem de ameli sapmaları kapsar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): 'Adâ' (عدا) fiilinden türeyen 'mu'tedî' (معتدٍ), Kur'an'da genellikle ilahi sınırları aşan, zulmeden ve haksızlık yapan kişiler için kullanılır. Kâf Suresi'ndeki bu kullanım, cehennemliklerin sadece inkarcı değil, aynı zamanda toplumsal düzene ve adalete de zarar veren kişiler olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Rayb (ريب), şüphe ve tereddüt demektir. 'Murîb' (مريب) ise, hem kendisi şüphe içinde olan hem de başkalarını şüpheye düşüren kişidir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın varlığı, birliği veya ahiret gibi temel inanç esasları hakkında şüphe uyandıran, insanları doğru yoldan saptıran kişiyi ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rayb (ريب), bir şeyin hakikatinden emin olamama halidir. 'Murîb' (مريب), bu şüpheyi taşıyan ve aynı zamanda başkalarına da bu şüpheyi aşılayan kişidir. Kâf Suresi'nde bu kelime, imanın temel prensiplerini sarsmaya çalışan, kafa karışıklığı yaratan kimseleri tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'rayb' (ريب) kavramı, genellikle imanın zıddı olarak, kesin bilgi ve güvenin yokluğunu ifade eder. 'Murîb' (مريب) ise, bu şüpheyi aktif olarak yayan, insanları hakikatten uzaklaştıran ve böylece toplumsal ve dini bir bozulmaya yol açan kişiyi temsil eder.
Kâf Sûresi
Kalem sûresinde hayra engel olan;
~~68.12~
مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ اَثٖيمٍ
~ ~ ~
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
68.12 - Mennâıl lilhayri muğtedin esîm.
Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
68.12 - Hayır engeli, mütecâviz, vebâl yüklü
Hayır engeli, hiç hayra yaramaz. Son derece cimri olduğu gibi başkalarının yapacağı hayra da engel olur. Hayır düşmanı.
مُعْتَدٍ
Sınır tanımaz, haddini aşkın, hakkına razı olmaz, hak yiyen,
اَثِيمٍ
Günahtan vebalden çekinmez, günah yüklü,
عُتُلّ
zobu kaba, saygısız, zorba, obur, bulduğunu çarpar yer, ölçüsüz ve yakışıksız sözler söyler, acımasız, des-pot.
بَعْدَ ذٰلِكَ
Ondan sonra da yani bütün bu fena huyların arkasından da, onlarla beraber
زَن۪يمٍ
bir delme takma, soyu takma, uydurma, yahut fenalıkla tanınan, edepsiz damgalı, yahut dalkavuk.
Zenim, “zeneme” den türetilmiştir. Zeneme, keçinin, koyunun boynunda, kulağı dibinde derisinden küpeye benzer yumrucuklara yahut kulağı delinip de ucundan asılı bırakılan sarkıntıya denir ki, her tarafa sallanır durur. Dilimizde o koyun veya keçiye küpeli denildiği gibi Arapça'da da zenim denilir. Burada bundan istiare edilmiştir ki, bu Türkçe'de en çok dalkavuk veya kulağı yirik yahut kulağı kesik yahut kulağı küpeli sözlerindeki mecaz manayı andırır. İbn Cerir'in tefsirinde açıklandığı gibi tefsirciler İbn Abbas ve diğerlerinden bu kelimenin tanıtımı hususunda şunları nakletmişlerdir: “Nesebi şüpheli, nesebi başkasının nesebine katılmış, piç, kötülükle tanınmış, kötü damgalı, damgalı kafir, çok zalim, aşağılık, fena huylu....” (et-Taberi, a.g.e., XXIX, 17.)
الَّذِي جَعَلَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّدِيدِ {ق/26}
“Ellezî ce’ale me’a(A)llâhi ilâhen âhara feelkiyâhu fî-l’azâbi-şşedîd(i)”