Elleżî ce'ale me'a(A)llâhi ilâhen âḣara feelkiyâhu fî-l'ażâbi-şşedîd(i)
"Allah ile beraber, başka bir ilah edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!"
O ki Allah'ın yanında başka ilâh edinmiştir. Haydi ikiniz birlikte onu şiddetli azaba atın."
Kâf Suresi 26. ayet, Allah'a ortak koşan ve O'nunla birlikte başka ilah edinenlerin şiddetli azaba uğrayacağını bildirmektedir. Ayet, şirk koşma eyleminin ve bunun sonucunda karşılaşılacak cezanın dilbilimsel derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ceale' fiilinin bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürme, bir şeyi bir şey olarak kabul etme veya tayin etme anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Allah'ın yanında başka ilah edinmek' ifadesi, bu fiilin 'bir şeyi bir şey olarak kabul etme/kılma' anlamını pekiştirir; yani Allah'ın ilahlığına ortak koşarak başka bir varlığı ilah konumuna getirme eylemini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ceale' fiilinin 'halk' (yaratma) ve 'sayrûret' (dönüşme/kılma) anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, 'Allah ile birlikte başka bir ilah kılmak', bir varlığı ilahlık mertebesine yükseltme, ona ilahlık vasfı atfetme eylemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilah' kelimesinin 'ibadet edilen, kendisine yönelinen, hayranlık duyulan' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ilahân âhara' (başka bir ilah) ifadesi, Allah'ın birliğine zıt olarak, O'nun dışındaki bir varlığa tapınma ve onu ilah edinme eylemini açıkça ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilah' kavramının Kur'an'da mutlak güç ve otorite sahibi, kendisine ibadet edilen tek varlık olan Allah için kullanıldığını, ancak müşriklerin bu kavramı Allah'ın yanı sıra başka varlıklar için de kullandığını ifade eder. Ayetteki 'ilahân âhara' ifadesi, bu müşrik anlayışın bir yansıması olarak, Allah'ın mutlak ilahlığına ortak koşulan varlığı temsil eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ilah' kelimesinin 'tapınılan, kendisine sığınılan, hayranlık duyulan' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'Allah ile birlikte başka bir ilah' ifadesi, Allah'a ait olan bu vasıfların başkasına verilmesi, yani şirkin temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âhar' kelimesinin 'birincinin zıddı, ikincisi' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ilahân âhara' ifadesi, Allah'ın tek ilah olduğu gerçeğine karşılık, O'nunla birlikte başka bir ilahın varlığını iddia etme veya kabul etme durumunu net bir şekilde ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'âhar' kelimesinin 'gayr' (başka) anlamında kullanıldığını ve bir şeyin benzeri veya zıddı olabileceğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ilahlığına ortak koşulan, O'ndan başka bir varlığı işaret eder ki bu, tevhid inancına aykırıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'elka' fiilinin 'atmak, bırakmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'felkiyahu' (onu atın) emri, Allah'a ortak koşan kişinin şiddetli azaba atılacağını, yani cezalandırılacağını açıkça ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'elka' fiilinin mecazi olarak 'bir şeyi bir yere bırakmak, terk etmek' anlamında kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki bağlamda, bu fiil, Allah'a ortak koşan kişinin cehennem azabına terk edilmesi, oraya atılması eylemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azap' kelimesinin 'bir şeyi engellemek, alıkoymak' kökünden geldiğini ve 'insanı arzu ettiği şeyden alıkoyan, ona acı veren ceza' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-azâbi' ifadesi, Allah'a şirk koşanların karşılaşacağı acı verici ve engelleyici cezayı ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'azap' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'şiddetli ceza, işkence' anlamında kullanıldığını ve bu cezanın hem dünyevi hem de uhrevi olabileceğini belirtir. Ayetteki 'el-azâbi' ifadesi, özellikle ahiretteki şiddetli ve çetin cezayı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şedîd' kelimesinin 'güçlü, kuvvetli, çetin' anlamlarına geldiğini ve bir şeyin yoğunluğunu ve şiddetini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-azâbi' kelimesini niteleyen 'eş-şedîdi' ifadesi, bu azabın dayanılmaz derecede ağır ve çetin olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'şedîd' kelimesinin 'kuvvetli, şiddetli, zorlu' anlamlarında kullanıldığını ve bir şeyin niteliğini güçlendirdiğini ifade eder. Ayetteki 'el-azâbi' ile birlikte kullanılması, şirk koşanlara verilecek cezanın büyüklüğünü ve ağırlığını pekiştirir.
Kâf Sûresi
“Allah ile beraber, başka bir ilâh edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!” (50/26)