Vekem ehleknâ kablehum min karnin hum eşeddu minhum batşen fenakkabû fî-lbilâdi hel min mehîs(in)
Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helak ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?
Ey Muhammed! Biz onlardan önce kendilerinden daha kuvvetli olan ve beldeleri delik deşik eden nice nesilleri helak ettik, hiç kurtuluş var mı?
Kâf Suresi 36. ayet, geçmiş ümmetlerin helak edilişini ve onların güçlerine rağmen akıbetlerini vurgulayarak, inkarcılara bir uyarı niteliği taşımaktadır. Ayet, 'helak', 'nesil', 'kuvvet', 'dolaşma' ve 'kaçış' gibi kavramlar üzerinden ilahi kudretin ve adaletin tecellisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Helak (هلاك), bir şeyin yok olması, bozulması ve faydasız hale gelmesidir. Kur'an'da genellikle ilahi azapla bir kavmin veya kişinin tamamen ortadan kaldırılması, gücünün kırılması ve varlığının sona erdirilmesi anlamında kullanılır. Ayetteki 'ehleknâ' fiili, Allah'ın kudretiyle geçmiş nesillerin tamamen yok edildiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Helak (هلاك), bir şeyin sonunun gelmesi, bitmesi demektir. 'Ehleknâ' ifadesi, mecazi olarak o kavimlerin güçlerinin ve varlıklarının sona erdirilmesi, onların yeryüzünden silinmesi anlamındadır. Bu, onların inkarları sebebiyle ilahi bir ceza olarak gerçekleşmiştir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Karn (قرن), bir nesil, bir çağ veya birbiri ardına gelen insanlar topluluğudur. Ayetteki 'min karnin' ifadesi, bu inkarcılardan önce yaşamış, belirli bir zaman diliminde var olmuş ve helak edilmiş ümmetleri kasteder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Karn (قرن), aynı zamanda yaşayan veya birbirini takip eden insan topluluğudur. Bazen yüz yıl gibi belirli bir zaman dilimini de ifade eder. Ayetteki kullanımı, geçmişte yaşamış ve kendilerine peygamber gönderilmiş, ancak inkarları sebebiyle helak edilmiş toplulukları belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Batş (بطش), bir şeyi kuvvetle yakalamak, şiddetle tutmak veya vurmaktır. Kur'an'da genellikle fiziksel güç, kuvvet ve zorbalık anlamında kullanılır. Ayetteki 'eşeddü minhum batşen' ifadesi, helak edilen önceki nesillerin, muhatap inkarcılardan daha fazla fiziksel güce ve kudrete sahip olduklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Batş (بطش), kuvvet ve şiddetle bir şeye el uzatmaktır. Bu, hem fiziksel gücü hem de bir kavmin sahip olduğu askeri veya siyasi kudreti ifade edebilir. Ayette, önceki kavimlerin sahip olduğu bu üstün gücün bile onları ilahi azaptan kurtaramadığına dikkat çekilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nakb (نقْب), bir yerde delik açmak, bir yerden geçmek veya bir yeri delip geçmektir. 'Fenakkabû fi'l-bilâd' ifadesi, mecazi olarak o kavimlerin yeryüzünde çokça dolaştıklarını, şehirleri gezdiklerini, belki de güçlerini ve zenginliklerini sergilemek için seyahat ettiklerini veya azaptan kaçmak için yer aradıklarını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nakb (نقْب), bir yerden geçmek, bir yeri delip geçmek veya bir yeri araştırmak için dolaşmaktır. Ayetteki 'fenakkabû fi'l-bilâd', onların yeryüzünde geniş çaplı seyahatler yaptıklarını, şehirleri dolaştıklarını, belki de sığınacak bir yer aradıklarını ancak ilahi azaptan kaçamadıklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'nakb' kelimesi, bazen bir yerden bir yere geçişi, bir engeli aşmayı veya bir şeyi araştırmayı ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, geçmiş kavimlerin yeryüzünde geniş bir hareketliliğe sahip olduklarını, ancak bu hareketliliğin veya coğrafi yayılımın onları ilahi cezadan koruyamadığını vurgular. Bu, onların güçlerinin ve yayılımlarının bile Allah'ın kudreti karşısında anlamsız kaldığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hays (حيص), bir şeyden kaçmak, geri çekilmek veya bir yerden uzaklaşmaktır. 'Mahîs' (محيص), kaçılacak yer, sığınak veya kurtuluş imkanı demektir. Ayetteki 'hel min mahîsin' sorusu, ilahi azap geldiğinde hiçbir kaçış veya sığınma yerinin olmadığını, kurtuluşun imkansız olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mahîs (محيص), kaçılacak yer veya sığınaktır. Bu kelime, ilahi azap karşısında insanların çaresizliğini ve kaçacak hiçbir yerlerinin olmadığını ifade etmek için kullanılır. Ayetteki soru, retorik olup, cevabın 'hayır, yoktur' olduğunu ima eder.
Kâf Sûresi
Âyet zât mertebesi âyetlerindendir.
“ehlek-nâ” biz helâk ettik. Biz zâtımız ile helak ettik.