Fe'atev ‘an emri rabbihim fe-eḣażet-humu-ssâ'ikatu vehum yenzurûn(e)
Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti.
Onlarsa Rablerinin emrine karşı büyüklük tasladılar. Bunun üzerine kendilerini, bakıp dururlarken yıldırım yakalayıp, çarptı.
Zâriyât Suresi 44. ayet, Semûd kavminin Rablerinin emrinden yüz çevirmesi sonucu uğradıkları ilahi cezayı, yani yıldırımın kendilerini helak etmesini tasvir etmektedir. Ayet, isyanın ve ilahi buyruklara karşı gelmenin kaçınılmaz sonucunu vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'atv' kelimesini 'haddi aşmak, isyan etmek ve kibirlenmek' olarak açıklar. Ayetteki 'فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ' ifadesi, Semûd kavminin Allah'ın emirlerine karşı gelerek hadlerini aştıklarını ve bu emirlere uymayı reddettiklerini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'atâ' fiilini 'tuğyan etmek, haddi aşmak' olarak yorumlar. Ayetteki kullanımı, Semûd kavminin Rablerinin emrine karşı gelerek büyük bir isyan içinde olduklarını ve bu isyanın onları helake sürüklediğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'atv' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle ilahi otoriteye karşı gelme, kibir ve haddi aşma anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette de Semûd kavminin Allah'ın emirlerine karşı gösterdiği direniş ve isyanı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'emr' kelimesinin hem 'iş, durum' hem de 'buyruk, hüküm' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'أَمْرِ رَبِّهِمْ' ifadesi, Semûd kavmine gönderilen peygamberin tebliğ ettiği ilahi buyrukları ve Allah'ın onlara yönelik hükmünü ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'emr' kelimesinin Allah'a nispet edildiğinde genellikle 'yaratma, hükmetme ve yönetme' anlamlarını taşıdığını açıklar. Bu ayette, Semûd kavminin karşı geldiği şeyin, Allah'ın kendileri için belirlediği yol ve hükümler olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ahz' fiilinin Kur'an'da genellikle 'cezalandırmak, helak etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ' ifadesi, yıldırımın onları yakalayıp helak ettiğini, yani ilahi cezanın onları kuşattığını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ahz' kelimesinin 'bir şeyi ele geçirmek, yakalamak' anlamının yanı sıra, 'cezalandırmak ve helak etmek' anlamında da kullanıldığını açıklar. Bu ayette, yıldırımın Semûd kavmini ansızın ve kesin bir şekilde helak ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sâ'ika' kelimesini 'gök gürültüsüyle birlikte gelen ve yakıp yıkan şiddetli ses ve ateş' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, Semûd kavmini helak eden ilahi cezanın somut bir tezahürü olarak yıldırımın yıkıcı gücünü ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sâ'ika' kelimesinin 'gökten inen ve helak edici bir ses ve ateş' olduğunu belirtir. Bu ayette, Semûd kavminin isyanları sonucunda maruz kaldıkları ani ve şiddetli ilahi azabı simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nazar' kelimesinin 'gözle görmek, düşünmek, beklemek' gibi çeşitli anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'وَهُمْ يَنظُرُونَ' ifadesi, Semûd kavminin yıldırımın kendilerini helak edişini gözleriyle görerek, yani tam bir farkındalık içinde bu cezaya maruz kaldıklarını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nazar' fiilinin Kur'an'da genellikle 'ibret almak, dikkatle bakmak' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Semûd kavminin helak anını gözleriyle görmeleri, cezanın kaçınılmazlığını ve ibret vericiliğini pekiştirir.
Zâriyât Sûresi
Su’yu yani hayatı ortak kullanan nefsi emmare kuvvetleri bunu istemeyince bu beden devesini keserek rablerinin-rabbinin emirden uzaklaşmışlardır. Kendilerinin bu hareketi ile tecelli-i berki ile yakılanıverip bir anda çarpıvermişti. (Murat Derûni)