İçeriğe atla
TefsirZâriyât
Sure 51Mekkî60 ayet

Zâriyât

Savuranlar

الذاريات

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ

1Cüz 26 · Sayfa 520

وَٱلذَّٰرِيَـٰتِ ذَرْوًا

Ve-żżâriyât iżervâ(n)

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

2Cüz 26 · Sayfa 520

فَٱلْحَـٰمِلَـٰتِ وِقْرًا

Felhâmilâti vikrâ(n)

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

3Cüz 26 · Sayfa 520

فَٱلْجَـٰرِيَـٰتِ يُسْرًا

Felcâriyâti yusrâ(n)

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

4Cüz 26 · Sayfa 520

فَٱلْمُقَسِّمَـٰتِ أَمْرًا

Felmukassimâti emrâ(n)

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

5Cüz 26 · Sayfa 520

إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ

İnnemâ tû'adûne lesâdik(un)

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

6Cüz 26 · Sayfa 520

وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌ

Ve-inne-ddîne levâki'(un)

(1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

7Cüz 26 · Sayfa 521

وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ

Ve-ssemâ-i żâti-lhubuk(i)

(7-8) Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.

8Cüz 26 · Sayfa 521

إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ

İnnekum lefî kavlin muḣtelif(in)

(7-8) Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.

9Cüz 26 · Sayfa 521

يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ

Yu/feku ‘anhu men ufik(e)

Ondan (Peygamber'den) çevrilen çevrilir.

10Cüz 26 · Sayfa 521

قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ

Kutile-lḣarrâsûn(e)

(10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve "Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun!

11Cüz 26 · Sayfa 521

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍ سَاهُونَ

Elleżîne hum fî ġamratin sâhûn(e)

(10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve "Muhammed şairdir, delidir" diyen) yalancılar kahrolsun!

12Cüz 26 · Sayfa 521

يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ

Yes-elûne eyyâne yevmu-ddîn(i)

"Ceza günü ne zaman?" diye sorarlar.

13Cüz 26 · Sayfa 521

يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ

Yevme hum ‘alâ-nnâri yuftenûn(e)

(13-14) Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): "Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur."

14Cüz 26 · Sayfa 521

ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَـٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ

Żûkû fitnetekum hâżâ-lleżî kuntum bihi testa'cilûn(e)

(13-14) Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): "Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur."

15Cüz 26 · Sayfa 521

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ

İnne-lmuttekîne fî cennâtin ve 'uyûn(in)

(15-16) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.

16Cüz 26 · Sayfa 521

ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ

Âḣiżîne mâ âtâhum rabbuhum(c) innehum kânû kable żâlike muhsinîn(e)

(15-16) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.

17Cüz 26 · Sayfa 521

كَانُوا۟ قَلِيلًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ

Kânû kalîlen mine-lleyli mâ yehce'ûn(e)

Geceleri pek az uyurlardı.

18Cüz 26 · Sayfa 521

وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

Vebil-eshâri hum yestaġfirûn(e)

Seherlerde bağışlama dilerlerdi.

19Cüz 26 · Sayfa 521

وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ

Vefî emvâlihim hakkun lissâ-ili velmahrûm(i)

Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.

20Cüz 26 · Sayfa 521

وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَـٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ

Vefî-l-ardi âyâtun lilmûkinîn(e)

(20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hala görmüyor musunuz?

21Cüz 26 · Sayfa 521

وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

Vefî enfusikum(c) efelâ tubsirûn(e)

(20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hala görmüyor musunuz?

22Cüz 26 · Sayfa 521

وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

Vefî-ssemâ-i rizkukum vemâ tû'adûn(e)

Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.

23Cüz 26 · Sayfa 521

فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ

Feverabbi-ssemâ-i vel-ardi innehu lehakkun miśle mâ ennekum tentikûn(e)

Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size va'dolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir.

24Cüz 26 · Sayfa 521

هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ

Hel etâke hadîśu dayfi ibrâhîme-lmukramîn(e)

(Ey Muhammed!) İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?

25Cüz 26 · Sayfa 521

إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمًا ۖ قَالَ سَلَـٰمٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ

İż deḣalû ‘aleyhi fekâlû selâmâ(en)(s) kâle selâmun kavmun munkerûn(e)

Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selam olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selam olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).

26Cüz 26 · Sayfa 521

فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ

Ferâġa ilâ ehlihi fecâe bi'iclin semîn(in)

Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi.

27Cüz 26 · Sayfa 521

فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Fekarrabehu ileyhim kâle elâ te/kulûn(e)

Onu önlerine koydu. "Yemez misiniz?" dedi.

28Cüz 26 · Sayfa 521

فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ

Fe-evcese minhum ḣîfetâ(en)(s) kâlû lâ teḣaf(s) ve beşşerûhu biġulâmin ‘alîm(in)

(Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim'in içine bir korku düştü. Onlar, "korkma" dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.

29Cüz 26 · Sayfa 521

فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ

Feakbeleti-mraetuhu fî sarratin fesakket vechehâ ve kâlet ‘acûzun ‘akîm(un)

Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. "Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)" dedi.

30Cüz 26 · Sayfa 521

قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ

Kâlû keżâliki kâle rabbuk(i)(s) innehu huve-lhakîmu-l'alîm(u)

Onlar dediler ki: "Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir."

31Cüz 27 · Sayfa 522

۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ

Kâle femâ ḣatbukum eyyuhâ-lmurselûn(e)

İbrahim, onlara: "O halde asıl işiniz nedir ey elçiler?" dedi.

32Cüz 27 · Sayfa 522

قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ

Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîn(e)

(32-34) Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lut'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."

33Cüz 27 · Sayfa 522

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ

Linursile ‘aleyhim hicâraten min tîn(in)

(32-34) Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lut'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."

34Cüz 27 · Sayfa 522

مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

Musevvemeten ‘inde rabbike lilmusrifîn(e)

(32-34) Onlar şöyle dediler: "Biz suçlu bir kavme (Lut'un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik."

35Cüz 27 · Sayfa 522

فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Feaḣracnâ men kâne fîhâ mine-lmu/minîn(e)

Orada (Lut'un yöresinde) bulunan mü'minleri çıkardık.

36Cüz 27 · Sayfa 522

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

Femâ vecednâ fîhâ ġayra beytin mine-lmuslimîn(e)

Zaten orada bir ev halkından başka müslüman bulamadık.

37Cüz 27 · Sayfa 522

وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

Ve teraknâ fîhâ âyeten lilleżîne yeḣâfûne-l'ażâbe-l-elîm(e)

Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.

38Cüz 27 · Sayfa 522

وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

Vefî mûsâ iż erselnâhu ilâ fir'avne bisultânin mubîn(in)

Musa kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

39Cüz 27 · Sayfa 522

فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَـٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

Fetevellâ biruknihi ve kâle sâhirun ev mecnûn(un)

O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve "Bu bir büyücü veya delidir" dedi.

40Cüz 27 · Sayfa 522

فَأَخَذْنَـٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَـٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ

Fe-eḣażnâhu ve cunûdehu fenebeżnâhum fî-lyemmi ve huve mulîm(un)

Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.

41Cüz 27 · Sayfa 522

وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ

Vefî ‘âdin iż erselnâ ‘aleyhimu-rrîha-l'akîm(e)

Ad kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgarı göndermiştik.

42Cüz 27 · Sayfa 522

مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ

Mâ teżeru min şey-in etet ‘aleyhi illâ ce'alet-hu ke-rramîm(i)

Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.

43Cüz 27 · Sayfa 522

وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ

Vefî śemûde iż kîle lehum temette'û hattâ hîn(in)

Semud kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, "Bir süreye kadar faydalanın bakalım" denmişti.

44Cüz 27 · Sayfa 522

فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ

Fe'atev ‘an emri rabbihim fe-eḣażet-humu-ssâ'ikatu vehum yenzurûn(e)

Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti.

45Cüz 27 · Sayfa 522

فَمَا ٱسْتَطَـٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ

Femâ-stetâ'û min kiyâmin vemâ kânû muntasirîn(e)

Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti, ne de başkasından yardım görebildiler.

46Cüz 27 · Sayfa 522

وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَـٰسِقِينَ

Ve kavme nûhin min kabl(u)(s) innehum kânû kavmen fâsikîn(e)

Bunlardan önce de Nuh kavmini helak etmiştik. Çünkü onlar fasık bir toplum idiler.

47Cüz 27 · Sayfa 522

وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَـٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

Ve-ssemâe beneynâhâ bi-eydin ve-innâ lemûsi'ûn(e)

Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.

48Cüz 27 · Sayfa 522

وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَـٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَـٰهِدُونَ

Vel-arda feraşnâhâ feni'me-lmâhidûn(e)

Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.

49Cüz 27 · Sayfa 522

وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Vemin kulli şey-in ḣalaknâ zevceyni le'allekum teżekkerûn(e)

Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.

50Cüz 27 · Sayfa 522

فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Fefirrû ila(A)llâh(i)(s) innî lekum minhu neżîrun mubîn(un)

O halde Allah'a koşun. Şüphesiz ben, size O'nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

51Cüz 27 · Sayfa 522

وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Velâ tec'alû me'a(A)llâhi ilâhen âḣar(a)(s) innî lekum minhu neżîrun mubîn(un)

Allah ile beraber başka bir ilah edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

52Cüz 27 · Sayfa 523

كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

Keżâlike mâ etâ-lleżîne min kablihim min rasûlin illâ kâlû sâhirun ev mecnûn(un)

İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir peygamber gelmemişti ki, "O bir büyücüdür" yahut "bir delidir" demiş olmasınlar.

53Cüz 27 · Sayfa 523

أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

Etevâsav bih(i)(c) bel hum kavmun tâġûn(e)

Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyleri söylüyorlar)? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.

54Cüz 27 · Sayfa 523

فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍ

Fetevelle ‘anhum femâ ente bimelûm(in)

Onun için, onlardan yüz çevir. Artık kınanacak değilsin.

55Cüz 27 · Sayfa 523

وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Veżekkir fe-inne-żżikrâ tenfe'u-lmu/minîn(e)

Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt mü'minlere fayda verir.

56Cüz 27 · Sayfa 523

وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Vemâ ḣalaktu-lcinne vel-inse illâ liya'budûn(i)

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

57Cüz 27 · Sayfa 523

مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ

Mâ urîdu minhum min rizkin vemâ urîdu en yut'imûn(i)

Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum.

58Cüz 27 · Sayfa 523

إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ

İnna(A)llâhe huve-rrazzâku żû-lkuvveti-lmetîn(u)

Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.

59Cüz 27 · Sayfa 523

فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَـٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

Fe-inne lilleżîne zalemû żenûben miśle żenûbi ashâbihim felâ yesta'cilûn(e)

Şüphesiz zulmedenler için (önceki müşrik) arkadaşlarının azap payı gibi payları vardır. Artık azabımı acele istemesinler.

60Cüz 27 · Sayfa 523

فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ

Feveylun lilleżîne keferû min yevmihimu-lleżî yû'adûn(e)

Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o inkar edenlerin haline!