Kâle femâ ḣatbukum eyyuhâ-lmurselûn(e)
İbrahim, onlara: "O halde asıl işiniz nedir ey elçiler?" dedi.
İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.
Zâriyât Suresi 31. ayet, Hz. İbrahim'in meleklere hitabını ve onların geliş amacını sorgulamasını içermektedir. Ayet, 'hatb' kelimesi üzerinden bir durumun veya görevin mahiyetini sormayı, 'mürselûn' kelimesiyle de elçilik vasfını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول), bir şeyin dille ifade edilmesidir. Bu ayette Hz. İbrahim'in meleklere yönelttiği soruyu dile getirmesini ifade eder. Sözün hem lafzî hem de manevî yönünü kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl (قول), bir manayı ifade etmek için kullanılan lafızdır. Burada Hz. İbrahim'in meleklere yönelttiği 'fema hatbukum' (göreviniz nedir?) sorusunun fiilî ifadesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hatb (خطب), büyük ve önemli iş demektir. Hz. İbrahim'in meleklere 'fema hatbukum' (sizin önemli işiniz nedir?) diye sorması, onların geliş amacının sıradan bir ziyaret olmadığını, aksine mühim bir vazife taşıdıklarını anlamasından kaynaklanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Hatb (خطب), bir durumun veya meselenin mahiyetini ifade eder. Ayetteki 'fema hatbukum', 'sizin durumunuz, meseleniz nedir?' anlamında kullanılmıştır. Bu, meleklere geliş amaçlarını ve taşıdıkları haberi sormanın mecazî bir ifadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hatb (خطب), önemli bir iş, durum veya hadise anlamına gelir. Hz. İbrahim'in bu sorusu, meleklerin beklenmedik ziyaretinin ardındaki ciddi sebebi öğrenme arzusunu yansıtır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Eyyuha (أيها), nida harfi olan 'ya' (يا) ile birlikte kullanılan, muhatabı çağırma ve dikkatini çekme edatıdır. Bu ayette Hz. İbrahim'in meleklere doğrudan ve vurgulu bir şekilde hitap ettiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Eyyuha (أيها), nida için kullanılan bir edattır ve genellikle kendisinden sonra gelen kelimenin sıfatı veya bedeli olur. Burada 'el-mürselûn' kelimesine dikkat çekmek ve onları özel bir vasıfla çağırmak için kullanılmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İrsâl (إرسال), bir şeyi göndermek demektir. Mürsel (مرسل) ise gönderilen kişidir. Ayetteki 'el-mürselûn' (المرسلون), Allah tarafından özel bir vazife ile gönderilmiş melekleri ifade eder. Hz. İbrahim'in onları bu vasıfla tanıması, onların sıradan misafirler olmadığını anladığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Resul (رسول) kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın mesajını iletmek üzere gönderilen peygamberler için kullanılırken, burada 'mürselûn' kelimesi, Hz. İbrahim'e gelen ve belirli bir ilahi görevi olan melekleri ifade eder. Bu, onların ilahi bir otoriteye sahip olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Resul (رسول) kökünden türeyen 'mürselûn' (مرسلون), gönderilmiş olanlar anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, meleklerin kendi iradeleriyle değil, ilahi bir emirle belirli bir amaç için gönderildiklerini ve bu görevin önemini belirtir.
Zâriyât Sûresi
İbrâhim a.s. veya İbrâhîmiyet mertebesinde olan salik ey görevlendirilmiş resüller ( Allah cc. tarafından görevlendirilmiş elçiler) göreviniz nedir? Diye bu melek-kuvvelere-kuvvetlere sormaktadır. (Murat Derûni)
قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ {الذاريات/32}
“Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîn(e)”