İż deḣalû ‘aleyhi fekâlû selâmâ(en)(s) kâle selâmun kavmun munkerûn(e)
Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selam olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selam olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).
Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de "Selam sana!" demişlerdi. İbrahim: "Size de selam" demiş, ve içinden: "Bunlar tanınmamış bir topluluk!" diye geçirmişti.
Bu ayet, Hz. İbrahim'e gelen misafirlerin selamlaşmasını ve İbrahim'in onları tanımaması durumunu ele almaktadır. Ayet, 'selam' kavramının hem bir karşılama ifadesi hem de bir temenni olarak kullanımını ve 'tanınmamış' olma halinin psikolojik etkisini dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dehale (دَخَلَ) kelimesi, bir şeyin içine girmeyi ifade eder. Bu ayette, misafirlerin Hz. İbrahim'in yanına, yani evine veya bulunduğu mekana girmelerini anlatır. Bu giriş, fiziksel bir mekan değişikliğini ve dolayısıyla bir karşılaşmayı başlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dehale (دَخَلَ) fiili, bir yere nüfuz etme ve orada bulunma anlamındadır. Ayetteki 'dehalû aleyhi' (عليه دخلوا) ifadesi, misafirlerin İbrahim'in huzuruna çıkışını ve onunla yüz yüze gelmesini mecazi olarak da ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Selam (سَلَام) kelimesi, her türlü afetten ve noksanlıktan uzak olmayı ifade eder. Ayetteki 'selâmen' (سَلَامًا) ifadesi, misafirlerin Hz. İbrahim'e yönelttiği bir esenlik dileği ve bir karşılama sözüdür. Bu, aynı zamanda bir güven ve barış mesajı taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'selam' (سَلَام), Kur'an'da hem bir barış hali hem de bir selamlaşma formülü olarak kullanılır. Bu ayette, misafirlerin 'selâmen' demesi, bir 'barış dileği' ve 'güvenlik teminatı' anlamını taşır, bu da İbrahim'in başlangıçtaki endişesini hafifletmeye yöneliktir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Selam (سَلَام), Allah'ın isimlerinden biri olup, her türlü eksiklikten münezzeh olmayı ifade eder. Ayetteki kullanımıyla, misafirlerin İbrahim'e yönelik dileği, ona her türlü kötülükten uzak, huzurlu bir durum temenni etmeleridir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Selam (سَلَام) kelimesi, burada Hz. İbrahim'in misafirlerine verdiği karşılık olup, onların selamına aynı şekilde mukabele etmesidir. Bu, bir nezaket ve karşılıklı saygı ifadesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'selam'ın (سَلَام) Kur'an'da hem bir dua hem de bir karşılama ifadesi olarak kullanıldığını belirtir. İbrahim'in 'selamun' (سَلَامٌ) demesi, misafirlerin dileğine olumlu bir yanıt ve onlara yönelik bir esenlik temennisidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nekere (نَكَرَ) fiili, bir şeyi bilmemek, tanımamak anlamına gelir. 'Münkerûn' (مُّنكَرُونَ) ise, tanınmayan, yabancı olan kimseler demektir. Ayette, Hz. İbrahim'in misafirleri daha önce görmediği ve kim olduklarını bilmediği için bu ifadeyi kullanmıştır, bu da onun içsel bir şaşkınlığını ve endişesini yansıtır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nükr (نُكْر) ve inkâr (إِنْكَار), bir şeyi bilmemek ve yabancılamak anlamındadır. 'Münkerûn' (مُّنكَرُونَ) kelimesi, İbrahim'in misafirlerin kimliğini ve geliş amaçlarını bilmemesinden kaynaklanan bir yabancılık hissini ifade eder. Bu durum, misafirperverlik geleneği içinde bir tedirginlik yaratır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Münker (مُنْكَر), bilinmeyen ve yabancı olan şeydir. Ayetteki 'kavmun münkerûn' (قَوْمٌ مُّنكَرُونَ) ifadesi, İbrahim'in misafirlerin kimliğine dair bir bilgisizliğini ve bu durumun onda yarattığı bir şaşkınlığı dile getirir. Bu, aynı zamanda bir tehlike algısının da başlangıcı olabilir.
Zâriyât Sûresi
Selâm sözcüğü de çok değerli bir sözcüktür. Hani namaz kılarken, namaz kasetlerinde vardır. Namazın içinde (94) tane selâm sözcüğü geçmektedir. Tahiyyatta ve selâmlarda. Ayrıca beş vakit namazın kendileri de birer selâm olmakta, o zaman selâm (99) adet olmaktadır ki bu da (99) esmânın mütekabili / karşılığıdır. Bu hususta daha geniş bilgi “Namaz (salât)” kitabımızda mevcuttur, oraya bakılabilir.
Ayrıca Cenâb-ı Hakk’ın Yâsîn Sûresinde “Selâmün kavlen mi’r rabbirrahim” (36-59) Yani Cennet ehline “Rahim olan Rabb’ın selâmı/sözü vardır.” Daha sonra Rahmanın yeryüzünde öyle kulları vardır ki bazı kendini bilmezler onlara sataşırlar, küçük ve hafif görürler onlarda, “sizlere selâm olsun derler ve yürürler” (25/63) onlarla mücadele etmezler, selâmette olun derler onları kendi hallerine bırakırlar. Selâm ismi/sözü ayrıca insan varlığının kaynağıdır. Her varlığın Esmâ-ül Hüsnâdan aldığı bir kaynak vardır. Meselâ melekler hangi isimden, cinler-şeytanlar hangi isimden kaynaklanıyor. Efendim insanlar hangi isimden kaynaklanıyor.? İşte insanların ve Hazreti Peygamberin ruhu insanların ruhu dolayısı ile selâm isminden kaynaklanıyor.
Selâm ne demek, gerçek ma’nâda ne demek? Selâm, ilk anlayışta selâmette olan demek. Genel anlayışta selâmette olmak, rahatta olmak, hoşlukta olmak, ama bunun dahi derin ifadesi “kendinde olmaktır” Selâmette olan bir insan huzurlu olan kimse demektir, huzurlu olan kimse de, tefekkürde olan kimse demektir. Huzursuz olan kimse tefekkür yapamaz, çünkü kafası karışıktır, sağa sola, oraya buraya takılıp kendine dönemez, kendini düşünemez, kendini toplayamaz Sağda solda takıntılıdır. İşte selâmette olan kişinin gerçek hali kendinde olmaktır, kendinde olan ma’nâsınadır. Kendinde nasıl oluyor insan? Kim kendindedir? Allah ile kendinde olan yani İlâhî varlığını idrak etmiş, Allah’ın kendinde olanı ki, Allahtan başka zâten bir varlık olmadığından, kendi varlığını ortadan kaldırp, fenâ fillâh olmuş, oradan baka billâh’a ulaşmış ve kendi hakikatini idrak etmiş, yani selâmette olmuş. İşte Müslümanların selâm vermeleri bu hakikate dayanıyor. Selâmün aleyküm, yani sen Hakk’la berabersin kendindesin ma’nâsınadır ama biz bunu maalesef yanlış anlıyoruz. Aksine eksi bir şeymiş, gericilikmiş, gibi de kaldırıyoruz, yerine ne koyuyoruz “günaydın, tünaydın, bonjur, bonsuar” gibi şeyleri kabullenmeye çalışıyoruz bunu da ilericilik hükmü ile yapıyoruz. Ama işte selâm’ın hakikati buraya dayanıyor, İşte insanların kaynağı selâmdır.[37] “ İz- -T-B- ” Camî ve Selâm insanın esmâlarından olduğu için “Melki” hikmeti üzere gelen melekleri İbrâhîm (a.s.) İbrâhîmiyet mertebesinde olan henüz tanıyamıyor. Ayrıca selâm esmâ’sını hal olarak üzerine giydiği için karşısında bulunanlarda bunu onlarda göremiyor. Bu selâm gömleği cennetten kendisine Cebrail tarafından ateşe atıplıp çıplak bırkıldığı zaman getirilmiş ve yanmaz malzemeden ve giyenin bedenine uyan malzemeden yapılmıştır. Ve Yakub (a.s.) ve Yusuf (a.s.) intikal etmiş. Onlarda boyunlarında hamaylı içinde taşımışlardır.