İçeriğe atla
TefsirTûr
Sure 52Mekkî49 ayet

Tûr

Dağ

الطور

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـٰنِ الرَّحِيمِ

1Cüz 27 · Sayfa 523

وَٱلطُّورِ

Ve-ttûr(i)

(1-7) Tur'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

2Cüz 27 · Sayfa 523

وَكِتَـٰبٍ مَّسْطُورٍ

Ve kitâbin mestûr(in)

(1-7) Tur'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

3Cüz 27 · Sayfa 523

فِى رَقٍّ مَّنشُورٍ

Fî rakkin menşûr(in)

(1-7) Tur'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

4Cüz 27 · Sayfa 523

وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ

Velbeyti-lma'mûr(i)

(1-7) Tur'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

5Cüz 27 · Sayfa 523

وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ

Ve-ssakfi-lmerfû'(i)

(1-7) Tur'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

6Cüz 27 · Sayfa 523

وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ

Velbahri-lmescûr(i)

(1-7) Tur'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

7Cüz 27 · Sayfa 523

إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌ

İnne ‘ażâbe rabbike levâki'(un)

(1-7) Tur'a, yayılmış ince deri sayfalara düzenle yazılmış kitaba, "Beyt-i Ma'mur"a, yükseltilmiş tavana (göğe), kabaran denize andolsun ki, şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.

8Cüz 27 · Sayfa 523

مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ

Mâ lehu min dâfi'(in)

Onu geri çevirecek hiçbir şey yoktur.

9Cüz 27 · Sayfa 523

يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا

Yevme temûru-ssemâu mevrâ(n)

O gün gök şiddetle sallanıp çalkalanır.

10Cüz 27 · Sayfa 523

وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا

Vetesîru-lcibâlu seyrâ(n)

Dağlar yürüdükçe yürür.

11Cüz 27 · Sayfa 523

فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Feveylun yevme-iżin lilmukeżżibîn(e)

(11-12) İşte o gün, içine daldıkları dünya zevki içinde eğlenip oyalanan yalanlayıcıların vay haline!

12Cüz 27 · Sayfa 523

ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ

Elleżîne hum fî ḣavdin yel'abûn(e)

(11-12) İşte o gün, içine daldıkları dünya zevki içinde eğlenip oyalanan yalanlayıcıların vay haline!

13Cüz 27 · Sayfa 523

يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

Yevme yuda''ûne ilâ nâri cehenneme da''â(n)

(13-14) Cehennem ateşine itilip atılacakları gün onlara, "İşte bu yalanlamakta olduğunuz ateştir" denilir.

14Cüz 27 · Sayfa 523

هَـٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

Hâżihi-nnâru-lletî kuntum bihâ tukeżżibûn(e)

(13-14) Cehennem ateşine itilip atılacakları gün onlara, "İşte bu yalanlamakta olduğunuz ateştir" denilir.

15Cüz 27 · Sayfa 524

أَفَسِحْرٌ هَـٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ

Efesihrun hâżâ em entum lâ tubsirûn(e)

"Bu Kur'an mı bir büyü imiş, yoksa siz mi (gerçeği) göremiyormuşsunuz?"

16Cüz 27 · Sayfa 524

ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

İslevhâ fasbirû ev lâ tasbirû sevâun ‘aleykum(s) innemâ tuczevne mâ kuntum ta'melûn(e)

"Girin oraya. İster dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Size ancak yapmakta olduğunuzun karşılığı veriliyor."

17Cüz 27 · Sayfa 524

إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَعِيمٍ

İnne-lmuttekîne fî cennâtin vena'îm(in)

(17-18) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar Rablerinin, kendilerine verdiği şeylerle zevk ve mutluluk duyarak cennetlerde ve nimetler içinde bulunurlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

18Cüz 27 · Sayfa 524

فَـٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ

Fâkihîne bimâ âtâhum rabbuhum ve vakâhum rabbuhum ‘ażâbe-lcahîm(i)

(17-18) Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar Rablerinin, kendilerine verdiği şeylerle zevk ve mutluluk duyarak cennetlerde ve nimetler içinde bulunurlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.

19Cüz 27 · Sayfa 524

كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Kulû veşrabû henî-en bimâ kuntum ta'melûn(e)

(19-20) Onlara, "Dünya'da yapmakta olduklarınızın karşılığında, sıra sıra dizilmiş koltuklara dayanarak afiyetle yiyin için" denir. Biz, onlara, iri gözlü güzel hurileri eş olarak vermişizdir.

20Cüz 27 · Sayfa 524

مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ

Mutteki-îne ‘alâ sururin masfûfe(tin)(s) ve zevvecnâhum bihûrin ‘în(in)

(19-20) Onlara, "Dünya'da yapmakta olduklarınızın karşılığında, sıra sıra dizilmiş koltuklara dayanarak afiyetle yiyin için" denir. Biz, onlara, iri gözlü güzel hurileri eş olarak vermişizdir.

21Cüz 27 · Sayfa 524

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَـٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَـٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ

Velleżîne âmenû vettebe'at-hum żurriyyetuhum bi-îmânin elhaknâ bihim żurriyyetehum vemâ eletnâhum min ‘amelihim min şey-/(in)(c) kullu-mri-in bimâ kesebe rahîn(un)

İman eden ve nesilleri de iman konusunda kendilerinin yoluna uyanlar var ya, biz onların nesillerini kendilerine kattık. Bununla beraber onların amellerinden hiçbir şey eksiltmeyiz. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.

22Cüz 27 · Sayfa 524

وَأَمْدَدْنَـٰهُم بِفَـٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

Ve emdednâhum bifâkihetin ve lahmin mimmâ yeştehûn(e)

Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.

23Cüz 27 · Sayfa 524

يَتَنَـٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ

Yetenâze'ûne fîhâ ke/sen lâ laġvun fîhâ velâ te/śîm(un)

Orada, (içilince) boş söz söyletmeyen, günah işletmeyen dolu bir kadehi elden ele dolaştırırlar.

24Cüz 27 · Sayfa 524

۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ

Ve yetûfu ‘aleyhim ġilmânun lehum ke-ennehum lu/lu-un meknûn(un)

Hizmetlerine verilmiş, kabuğunda saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar.

25Cüz 27 · Sayfa 524

وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ

Ve akbele ba'duhum ‘alâ ba'din yetesâelûn(e)

Birbirlerine dönüp ("Ne iyilik yaptınız da bu nimetlere ulaştınız?" diye) sorarlar.

26Cüz 27 · Sayfa 524

قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ

Kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîn(e)

Derler ki: "Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken (Allah'a isyandan) korkardık."

27Cüz 27 · Sayfa 524

فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ

Femenna(A)llâhu ‘aleynâ ve vakânâ ‘ażâbe-ssemûm(i)

"Allah da bize lütfetti ve bizi iliklere işleyen cehennem azabından korudu."

28Cüz 27 · Sayfa 524

إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ

İnnâ kunnâ min kablu ned'ûh(u)(s) innehu huve-lberru-rrahîm(u)

"Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Şüphesiz O, iyilik edendir, çok merhametlidir."

29Cüz 27 · Sayfa 524

فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ

Feżekkir femâ ente bini'meti rabbike bikâhinin velâ mecnûn(in)

(Ey Muhammed!) O halde, sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde, sen ne bir kahinsin, ne de bir deli.

30Cüz 27 · Sayfa 524

أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ

Em yekûlûne şâ'irun neterabbesu bihi raybe-lmenûn(i)

Yoksa onlar, "O bir şairdir; onun, zamanın felaketlerine uğramasını bekliyoruz" mu diyorlar?

31Cüz 27 · Sayfa 524

قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ

Kul terabbesû fe-innî me'akum mine-lmuterabbisîn(e)

Onlara de ki: "Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."

32Cüz 27 · Sayfa 525

أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَـٰمُهُم بِهَـٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

Em te/muruhum ahlâmuhum bihâżâ(c) em hum kavmun tâġûn(e)

Bunu kendilerine akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?

33Cüz 27 · Sayfa 525

أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ

Em yekûlûne tekavvelehu bel lâ yu/minûn(e)

Yoksa "O Kur'an'ı kendisi uydurup söyledi" mi diyorlar? Hayır, (sırf inatlarından dolayı) iman etmiyorlar.

34Cüz 27 · Sayfa 525

فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَـٰدِقِينَ

Felye/tû bihadîśin miślihi in kânû sâdikîn(e)

Eğer doğru söyleyenler iseler, haydi onun gibi bir söz getirsinler!

35Cüz 27 · Sayfa 525

أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَـٰلِقُونَ

Em ḣulikû min ġayri şey-in em humu-lḣâlikûn(e)

Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?

36Cüz 27 · Sayfa 525

أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ

Em ḣalekû-ssemâvâti vel-ard(a)(c) bel lâ yûkinûn(e)

Yoksa, gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar.

37Cüz 27 · Sayfa 525

أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ

Em ‘indehum ḣazâ-inu rabbike em humu-lmusaytirûn(e)

Yoksa, Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hakim olan kendileri midir?

38Cüz 27 · Sayfa 525

أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ

Em lehum sullemun yestemi'ûne fîh(i)(s) felye/ti mustemi'uhum bisultânin mubîn(in)

Yoksa onların, kendisi vasıtasıyla (ilahi vahyi) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? (Eğer varsa) dinleyenleri, açık bir delil getirsin!

39Cüz 27 · Sayfa 525

أَمْ لَهُ ٱلْبَنَـٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ

Em lehu-lbenâtu ve lekumu-lbenûn(e)

Yoksa, kızlar O'na (Allah'a) da oğullar size mi?

40Cüz 27 · Sayfa 525

أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ

Em tes-eluhum ecran fehum min maġramin muśkalûn(e)

Yoksa sen onlardan (tebliğ görevine karşılık) bir ücret istiyorsun da onlar, borçtan ağır bir yük altında mı kalmışlardır?

41Cüz 27 · Sayfa 525

أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

Em ‘indehumu-lġaybu fehum yektubûn(e)

Yoksa, gayb ilmi onların yanında da ondan mı yazıyorlar?

42Cüz 27 · Sayfa 525

أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ

Em yurîdûne keydâ(en)(s) felleżîne keferû humu-lmekîdûn(e)

Yoksa, bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl, inkar edenler tuzağa düşecek olanlardır.

43Cüz 27 · Sayfa 525

أَمْ لَهُمْ إِلَـٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

Em lehum ilâhun ġayru(A)llâh(i)(c) subhâna(A)llâhi ‘ammâ yuşrikûn(e)

Yoksa, onların Allah'tan başka bir ilahı mı var? Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.

44Cüz 27 · Sayfa 525

وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُوا۟ سَحَابٌ مَّرْكُومٌ

Ve-in yerav kisfen mine-ssemâ-i sâkitan yekûlû sehâbun merkûm(un)

Gökten düşmekte olan parçalar görseler, "Bunlar, üst üste yığılmış bulutlardır" derler.

45Cüz 27 · Sayfa 525

فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ

Feżerhum hattâ yulâkû yevmehumu-lleżî fîhi yus'akûn(e)

Artık sen çarpılacakları günlerine kadar onları kendi hallerine bırak.

46Cüz 27 · Sayfa 525

يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

Yevme lâ yuġnî ‘anhum keyduhum şey-en velâ hum yunsarûn(e)

O gün tuzakları kendilerine hiçbir fayda vermeyecektir ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.

47Cüz 27 · Sayfa 525

وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

Ve-inne lilleżîne zalemû ‘ażâben dûne żâlike velâkinne ekśerahum lâ ya'lemûn(e)

Şüphesiz zulmedenlere bundan başka bir azap daha var. Fakat onların çoğu bilmezler.

48Cüz 27 · Sayfa 525

وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

Vasbir lihukmi rabbike fe-inneke bi-a'yuninâ(s) ve sebbih bihamdi rabbike hîne tekûm(u)

Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et.

49Cüz 27 · Sayfa 525

وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَـٰرَ ٱلنُّجُومِ

Vemine-lleyli fesebbihhu ve-idbâra-nnucûm(i)

Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışı sırasında O'nu tespih et.