Ve emdednâhum bifâkihetin ve lahmin mimmâ yeştehûn(e)
Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.
Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.
Bu ayet, cennet ehlinin nimetlendirilişini, özellikle de arzu ettikleri meyve ve etle donatılmalarını ifade etmektedir. Ayet, cennetteki nimetlerin bolluğunu ve kişisel isteklere göre sunulacağını vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'medd' kökünün bir şeyi uzatmak, artırmak, çoğaltmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'emdednâhum' ifadesi, cennet ehline arzu ettikleri nimetlerin kesintisiz ve bol bir şekilde ulaştırılmasını, onların bu nimetlerle takviye edilmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'emdednâhum' ifadesini 'onlara verdik, ihsan ettik' şeklinde açıklar. Bu bağlamda, Allah'ın cennet ehline diledikleri meyve ve etten bolca ikram etmesi, onların isteklerini karşılaması anlamındadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'medd' fiilinin 'yardım etmek, desteklemek, bir şeyi çoğaltmak' manalarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin arzu ettikleri yiyeceklerle sürekli olarak desteklenmesi ve onlara bu nimetlerin bolca sunulmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fâkihe' kelimesinin 'meyve' anlamına geldiğini ve genellikle keyif ve lezzet veren yiyecekler için kullanıldığını belirtir. Cennet bağlamında, bu kelime, dünyadaki meyvelerden çok daha üstün, eşsiz lezzetli ve çeşit çeşit meyveleri ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'fâkihe' kelimesinin genel anlamda meyveleri kapsadığını ve cennetteki meyvelerin dünyadakilerden farklı olarak her zaman taze ve hazır bulunduğunu ima eder. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin arzu ettikleri her türlü meyveye ulaşabileceklerini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'fâkihe' kavramının sadece besleyici bir gıda olmaktan öte, aynı zamanda bir zevk ve keyif unsuru olarak sunulduğunu vurgular. Cennet bağlamında, bu meyveler, müminlere verilen ilahi lütfun ve mutluluğun bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lahm' kelimesinin 'et' anlamına geldiğini ve Kur'an'da genellikle cennet nimetleri arasında zikredildiğini belirtir. Ayetteki 'lahm' ifadesi, cennet ehlinin arzu ettikleri her türlü et yemeğine kolayca ulaşabileceklerini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'lahm' kelimesinin genel et anlamında kullanıldığını ve cennetteki etlerin dünyadakilerden farklı olarak hiçbir zahmet ve kesim gerektirmeden hazır bulunduğunu ifade eder. Bu, cennetin zahmetsiz ve bol nimetlerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'lahm' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'fâkihe' ile birlikte zikredilmesinin, cennet nimetlerinin çeşitliliğini ve hem bitkisel hem de hayvansal gıdalarla tam bir doygunluk ve lezzet sunulduğunu gösterdiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin beslenme ve lezzet ihtiyaçlarının eksiksiz karşılanacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şehve' kelimesinin 'nefsin bir şeye yönelmesi, onu istemesi' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yeştehûne' ifadesi, cennet ehlinin sadece genel olarak değil, bizzat kendi arzularına ve canlarının çektiği şeylere göre nimetlendirileceğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şehve'nin 'kalbin bir şeye meyletmesi ve onu şiddetle istemesi' olduğunu açıklar. Bu ayetteki kullanımı, cennet nimetlerinin sadece bol olmakla kalmayıp, aynı zamanda cennet ehlinin kişisel istek ve arzularına tam olarak uygun olacağını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'şehve'nin 'nefsin lezzetli ve hoş gördüğü şeye yönelmesi' olduğunu belirtir. Ayetteki 'yeştehûne' ifadesi, cennet ehlinin her türlü meyve ve etten, kendi zevklerine ve isteklerine göre seçebilecekleri ve tadabilecekleri bir özgürlüğe sahip olacaklarını gösterir.
Tûr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَاَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ
~ ~ ~
52.22 - Ve emdednâhum bifâkihetiv ve lahmim mimmâ yeştehûn.
52.22 – “Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.”
Onlara canlarının-asli hakikatlerinin, istediği, her bir Cemâli isimlerin, çünkü Cennette Celâli isimler yoktur. Cemâli isimlerin, her biri esma mertebesinin idrak sahasında leziz muhabbet meyve’leridir. Her birinin
hakikati idrak edilince, gönle verdiği ilâh-i zevk-tadış çok hoş bir şey olsa gerektir, bu tadışların değişikliği, değişik meyveler olarak tadılacak olmalarıdır, ve etten, Et ise en değerli gıdadır.
Ve karşılığı Sıfat-ı subutiyye, olan “hayat, ilim, irade, kudret kelâm, semi, basar,”dır. Bunlar orada gerçek ma’nâ da değer bulup hakikatleri ile tadılıp yaşanacaklardır. Genelde bu dünyada da bunlarla yaşadığımız halde, ne yazık ki, varlıklarının bile farkında değiliz. Bu yüzden onlardaki ma’nâ tadlarının da farkında değiliz. Ancak kendilerin de bir rahatsızlık olduğu zaman, acı ile varlıklarının farkında olmaktayız. Orada ise bunlar mertebeleri itibari ile idrak edilip yaşama geçtiğinden gerçek bir değer olarak tadılacaktır, işte bu yüzden bu tadışlardan “bol bol verdik.” Diye ifade edilmektedir.
Hayat,ın Hakk’a ait olduğu gerçek bir hayat olarak müşahede edilip ruhani olarak tadılacaktır.
İlim, hayali ve beşeri kayıtlardan kurtulup İlâh-i hakikatlerle donanmış bir ilim olarak tadılıp yaşanacaktır.
İrade, İrade-i İlâh-i olarak gerçek bir irade olarak tadılıp yaşanacaktır.
Kudret, İlâh-i bir kudret olmak üzere, dilediği şeyin kendine hemen gelmesi olacaktır. Bunlara esma meyveleri ve sıfat etleri olarak, tam hazırlanmış ve pişmiş servis olarak gelip tadılacaktır.
Kelâm, kelâmullah olarak hakikatin, hakikatlrinden bahisle, son derece ma’nâ lı ve zevkli kelâmlar olarak İlâh-i tadış ile tadılacaktır.
Semi, Duyma ise her sözün Hakk sözü olduğunu duyma lezzeti olacaktır. Daha dünya da iken “semiallahu limen hamide” hakikatini duyup idrak eden kimsenin bu duyuşu İlâh-i duyuş, tadışı olacaktır.
Basar, basıret, görüş müşahede ise, Hakk’ın görüşü
olduğundan bunun tadışının lezzetinin bu dünya da bir benzeri olmadığından tarifi mümkün değildir.
Bunların hepsi ma’nevi sıfat mertebesi bereketli et gıda rızıkları olduğundan tadışları da çok lezzetli olmalıdır.
Bu rızıkların dünya da ki karşılıkları ise gerçek gönül tasavvuf sohbetleri ve ma’nevi gıdalarıdır. Bu esma meyvelerini ve sıfat etlerini bizlere kendiside aynı zaman da bir aşçı da olan Nusret Babam sunmakta idi.