İçeriğe atla
Tûr 49Cüz 27 · Sayfa 525

Tûr Sûresi 49. Âyet

الطور

Sohbete sor

Vemine-lleyli fesebbihhu ve-idbâra-nnucûm(i)

Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışı sırasında O'nu tespih et.

Tûr Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

~ ~ ~
52.49 - Ve minel leyli fesebbıhhu ve idbâran nucûm.

52.49 – “Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışı sırasın da O'nu tespih et.”


Fenâfillâh’ta, “Gecenin bir kısmında” Nefs “yıldızların batışı sırasın da” Hu’yu, O'nu tespih et.” Tûr suresinin sonu olan bu âyet-i kerime adeta Nustet Babamızn hayat düstürunu açık olarak anlatmaktadır başta ve sonda sure-i şerifin nasıl bir uygunluk halinde olduğu açık olarak görülmektedir.

Tabiî ki sure ve âyetleri bir kişi olarak sahiplenmek diye bir şey söz konusu değildir. Bunlar bir neş’e ve özel yaşantılardır kimseyi bağlamaz, bir hükümde değildir. Muhabbet ehlinin iç gönül dünyasının muhabbetli halleridir, özel bir neş’edir. Bu muhabbet ve hakikatleri bizlerin gönüllerine ilka ettiği için Rabb-ımıza sonsuz şükrederiz.


Nusret Babam genelde erken yatar, erken kalkardı, bu hale işareten, bir nefesinde.


Sabahın seherine canlar dayanmaz, Öter can bülbülü asla usanmaz.”


Diye de ifade etmiştir. Gerçekten de boğazın Bebek sırtlarında Aşiyan koruluklarında sabahların seherlerinde öten yanık bülbül korolarını ve ferdi ötüşlerini, dinlemek çok ayrı bir tat ve huzurdu.

Nusret Babam, gece misafir varsa bile, o zaman misafirlerle Rahmiye Annem ilgilenir, onunla birlikte gene sohbetler devam ederdi. Nusret Babam, günün uzunluğu-

na göre saat (21 ile 22) arasında yatar, gece (24) civarında kalkar kendine bir kahve yapar, daha sonra yatsı namazını kılar dersini yapar, gene yatar, daha sonra sabah namazı için gene kalkar, hazırlık yapar, alt kattaki misafir odasında kalan biz ve ev halkı içinde, evin içinden duyulacak kadar bir sesle ezan okur, ve bende duyar hemen kalkar abdestimi alır yukarıya yanına çıkar, sabah namazımızı kılar, arkasından vakti varsa küçük bir zikir yapar kalkardık. Bu arada ev halkıda kalkmış olurdu sabah kahvaltısı yapılır o günün durumuna göre hayat devam ederdi.

Bu hallerin tabiî ki her zaman değişmez olması mümkün değildir, ancak genel yaşantı böyle idi.

Bu haller benim (15) yaşında yanlarında kaldığım sürede de belki vardı ama ben farkında değildim, ancak bu evde değişik bir yaşantısının olduğunu da o günkü tesbitlerimle anlamaya çalışıyordum, bu arada ben namazlarıma devam ediyordum. Bundan dolayı da Nusret Babam o zaman “eniştem” idi bana hep ooo “pelvan-pehlivan” hoş geldin veya başka bir sebeb ile böyle hitab ederdi.

Bunun hakikati daha sonra anlaşıldı, (Terzi Baba-1-) kitabında anlatılmıştır. Tam da o zamanlar bulunduğumuz caddenin ismi “Hüseyin pehlivan” caddesi olarak değiştirilmiş idi, halen de öyledir. Ayrıca o günkü bina numaramız (35 tersi 53) idi. Caddede yıkılan bazı tarihi binaların yerlerine yenileri yapılamadığı için binalarda numara değişikliği olduğundan şu an bina numaramız (29) dur.


Nasrumminallah ve fethun karib.

Yukarıda da bahsi geçen bu ayet-i kerime üzerinde özetle duralım.

Nusret isminin, lügat ma’naları. Yardım, Allah'ın yardımı, zafer, muzafferiyet, basan, üstünlük. anlamlarına gelir.

-------------------
~~61.13~
وَاُخْرٰى تُحِبُّونَهَا نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَتْحٌ قَرٖيبٌ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ
~ ~ ~

61.13 - Ve uhrâ tuhıbbûnehâ, nasrum minallâhi ve fethun karib, ve beşşiril mü'minîn.

61.13 - Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah'tan bir yardım ve yakın bir fetih (Mekke'nin fethi). (Ey Muhammed!) Mü'minleri müjdele!
-------------------

Konuyla ilgisi bakımından (19-Sure-i Feth-sayfa-18-22) kitabımızdan küçük bir aktarma yacağım.


…………………………………..Böylece ezelde üflenen Hakikat-i Muhammed-î (571) de doğan Hz. Muhammed (s.a.v.) ile insânlığa ilmi yönüyle sunulmuş oldu. Daha evvelce “ins ve cin” cinsinden hiç bir varlık bu bilgileri dünya insânlarına ulaştıramadılar, çünkü zuhur mahalleri değil idiler. Ta ki, Hz. Muhammed ismiyle gelen o yüce varlık zuhur etti, kendi aslı olan bu bilgileri insânlara karşılıksız hediye etti. Şükründen aciziz. Ve böyle bir Nebi ve Rasûl-habercinin ümmet-i olmaktan haklı olarak iftihar etmek-teyiz.

(إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ) “Muhakkak ki, biz açtık senin için”

(leke – erselnâ ke – levlâ ke) deki, (ke) “sen” muhatap ifadelerinin hepsi aynı gerçeği başka yönlerden bir bütün olarak ifade etmektedirler.

(فَتَحَا) “fethan” (açmak sûretiyle) bilindiği gibi “fethan” mastar kök bir kelimedir, “yapmak-etmek” gibi (açmak-tır.) Hakikat-i Muhammed-î programında neler varsa bunların hepsini teker, teker açmaktır. Âlem-i ervahta ortaya çıkan ilm-î ve lâtif varlıklar, âlem-i ecsam

da yani cisimler-madde âleminde, “vitriyyetler-tekler” halinde zuhura çıkmışlar, yani (مبينا) “mübin” yani apaçık olmuşlar ve her varlık, Hakikat-i Muhammed-î üzere olan a’yan-ı sabiteleri doğrultusunda her mahalde o mahallin gereği üzere görüntüye gelmişler ve açığa çıkmışlar, zaten de açık ve açıktırlar.

Zuhuru Muhammediyye ye, yani Hz. Muhamme-de (s.a.v.) me birey olarak (ıkra’ – Kadir gecesi) nde açılmaya başlayanlar, (Mi’rac gecesi) “gözünün gördü-ğünü kalbi yalanlamadı) (53/11) hükmü ile ve en son Âyet gelinceye kadar açılımına devam etti. Hakikat-i Muhammed-î olarak ise, bu açılımlar ezelden ebede devam edecektir.

Görüldüğü gibi Âyet-i Kerîme de üç adet açılım ve fetih vardır. Biri zât âleminden, sıfat âleminin açılışı, oradan esmâ âleminin açılışı, oradan da ef’âl âleminin açılışıdır. Burada dikkat çeken bir konu daha vardır o da şudur, yeryüzünde fetih ile ilgili bu Âyet-i Kerîme’ler ilk olarak Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize gelmiştir, ancak onun şahsında evvelâ sahabî’sine, oradan mü’min’lere, sonra da bütün insân’lara gelmiştir. O halde bizlere de yani her okuyana da gelmiştir ve halen de gelmektedir.

Ancak, anlaşılması gerekli olan şu ki, Âyet-i Ke-rîme’lerin içinde olan (fetih-açılım) lar’ımızın gönül âlemimizde nerelerini ve ne kadarını kendi bünyemizde (fetih) edip açabiliyoruz. Yani daha evvelce farkına bile varmadan nefs-i emmare tarafından istilâ edilmiş olan gönül ve akıl hanelerimizi temizleyerek yeniden bize ait hür alanlar haline dönüştürebiliyormuyuz? Yoksa istilâ edilmiş, bir yerde nefsimizin mahkûmu olarak mı yaşı-yoruz?. İşte bizler için ilk tespit edilmesi lâzım olan en önemli meselemiz budur.

Sadece Âyet-i Kerîme’leri okuyup geçiyormuyuz, yoksa gereğini yapmaya gayret ediyormuyuz? Eğer gereğini

yapmaya çalışıyor isek ne mutlu, yok eğer sadece okuyup geçiyor isek savap kazanıyoruz, perdelerimizi (fetih) açamıyoruz demektir. Ancak hiç okumuyor ve ilgilenmiyorsak (nefs-î siccinimiz-hapis-hanemizden dışarıya çıkıp hür bir varlık olamıyoruz, hür olduğunu zanneden mahkûmlar gibi, yaşıyoruz demektir. Allah muhafaza. (fefhem) hemen fehmetmeye-anlama-ya çalış. (Fehm) et ki! anlamaya çalışalım ki! (fetihle-rimiz) oluşsun, açılsın. İnşeallah.

Bu özet ifadelerden sonra şimdi gelelim diğer fetih’lere.

İzahına çalıştığımız birincisi (Feth-i mübîn) zâten açık olan bir (fetih) idi ve bütün mertebeleri kapsamına alıyor idi.

İkincisi (fethi karîb) (yakın bir feth) tir ve iki yerde geçmektedir. Gerçek fetih te iki türlü olmaktadır. Birisi Ahadiyyet mertebesinden ef’âl mertebesine kadar olan bütün tecellileri her mertebenin gereği olarak zuhura çıkarıp açmak (nüzül-iniş fethi) yukarıda ifade etmeye çalıştığımız yönüdür. Diğeri ise (urûc-yükseliş fethi) dir ki, gerçek bir Hakk yolcusunun, irfan ehlinin konturolunda mertebe, mertebe, meratibi ilâhiyye yi seyr-i sülûk yaparak Mi’râc etmesidir. Her geçtiği ders ve dersin ifade ettiği manâ ve saha kendisine (feth) olunmakta-açılmakta’dır.


(14-İrfan mektebi ve şerhi isimli kitabımızda belirtildi, dileyen oraya bakabilir.)


Kâ’be-i Muazzama da, tam kapısının karşısında duran Makâm-ı İbrâhîm’in içinde olan İbrâhim aleyhisselâmın ayak izlerini takib ederek yürümek zâhiren İbrâhimiyyet mertebesinin fethidir. Yine zâhiren Hayber kalesinin fethi, Mûseviyyet mertebesinin fethi dir. Yine zâhiren Kûds-ü

Şerifin fethi İseviyyet mertebesinin fethi dir.

Ve yine Kâ’be-i Muazzamanın fethi dahi Muham-mmediyyet mertebesinin fethidir, bu üç fetihte de Hz. Alî Efendimizin rolü büyüktür.


Bu yüzden “Lâ feta illâ Aliyyün, Lâ Seyfe illâ zülfikâr.”


İşte ancak kişi bu fetihler tamam olunca Hakikat-i Muhammed-î ümmeti olunabilinmektedir, aksi halde, cesed-î Muhammed-î, ümmet-i olarak kalma ihtimalimiz vardır. Hakk’a sığınırız.

Bu hakikat-i özetle şöyle de anlatmışlardır.

“Cem’ül, cem’ül, cem’ül, cem ile feth oldu ebvabı Hüda.” Yâni her mertebenin cem-i topluluğu ile Allah-ın kapısı feth oldu-açıldı, veya açılır, denmiştir.

Söz buraya gelmişken Nusret Babam dan bir ha-tıramı da yazmak gönlümden geldi. Allah (c.c.) lühü onlardan razı olsun. Kendisini ziyarete gelip giderken kitaplarının basılmağa çalışıldığı o zaman ki ismi olan cağaloğlunda (amca) matbaasına uğrar basılmakta olan kitaplarının durumuna bakardım. (1963)

O günlerde dîvân-ı basılıyordu, yine dîvân-ın durumuna bakmaya gittiğim bir gün, matbaacı bana dedi ki; sizin efendiniz (cem’ül cem) makamında imiş: Nereden anladınız? Deyince “okuduğum bir şiirinden” dedi ve o bölümü okudu. Şöyle’ki!

(Cem’ül cem’e vardım başka ihsân istemem) idi.

Bende evet doğru tahmin etmişsiniz haklısınız dedim ve divân-ın durumunun ne halde olduğunu öğrenip oradan ayrıldım. O divândan şu anda sadece bir adet kalmış durumdadır. Bu hatırayı da böylece yadettikten sonra tekrar yolumuza devam etmeye çalışalım.

Âyette geçen ikinci (fethi karib) “yakın feth” de özetle anlatılanlardır, yani bu feth-açılımın ardından diğer bir sonraki feth-in yaklaşması فَتْحًا قَرِيبًا (feth-i karib) tir. Bu yüzden iki def’a belirtilmiştir, biri zâtından ef’âl-i ne, diğeri ise ef’âl-in’den zâtına olan “nüzül ve uruc” fetihleridir.

Üçüncüsü, yani (fethi karib) in ikincisi Allah-ın yardımına bağlanmıştır ki, kâmil bir Ârifin nezaretinde oluşması mümkündür, başka yolu yoktur. (61/13)


وَأُخْرَى تُحِبُّونَها نَصْرٌ مِنَ اللَّهِ وَفَتْحٌ قَرِيبٌ

وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

( ve uhra tühibbunehe nasrunminallah ve fethun karib’un ve beşşiril mü’minîn)

61/13. “ Ve kendisini sevdiğiniz bir başka -nîmet de- vardır ki: O da Allah'tan bir zaferdir ve yakîn bir fetihtir ve mü'minleri müjdele.”


Âyet-i Kerîme’lere ibretle ve irfaniyyetle baktığımız zaman bizlere ne kadar çok şeyler söylediğini görmememiz ve duymamamız mümkün olamayacaktır.

Yukarıda Âyet-i Keriymenin sonundaki ifade de çok ma-nidardır. Bu hususta gerçek mü’minler müjdelenmiştir. Böylece feth’in oluşması ve şartı mü’min’liğe bağlanmıştır, gerçek mü’min ise (ikân) “yakıyn” ehlidir, idraklerinize sunuyorum.


Görüldüğü gibi bu fetihlerin oluşumunda Allah’ın Nusreti, yardımı ve müjdesi, bizlere Nusret Babam tarfından gelmiş ve ilgili olan kimselere de gelmesi devam

etmektedir. Allah (c.c.) razı olsun, Batıni himmeti ve nusreti daim olsun.


Dördüncü (feth) ise Nasr Sûresi: (110/1-2-3) Âyetlerinde belirtilen hususlardır.


إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ

( İzâ câe nasrullahi vel feth)

110/1. “Allah'ın nusreti ve fethi geldiği zaman.”


Yine burada dikkat çeken husus (feth) in “Allah-ın Nusret-i, yardımıyla mümkün olabileceği gerçeğidir ki, eğitimini mutlaka ehlinden almak gerekir.


Bunlardan biri de Nusret babamızdı.


Burada gayemiz Sûrenin tefsirini yapmak olmadığından bu kadarla yani, fetih ile ilgili bölümüne dikkat çekmeye çalıştık. Dileyenler tefsirlere müracaat ederek daha geniş bilgilere ulaşabilirler. (İnnâ.......)


إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُبِينًا

48/1. İnnâ fetehnâ leke fethan mübinâ.

48/1. “Muhakkak biz sana bir apaçık bir fetih ihsân ettik.”


Cenâb-ı Hakk cümlemize akıl, fikir, gönül genişliği versin de bunları anlamaya çalışalım. Biz yine yolumuza devam edelim………………………………………………………………………


Konuyla ilgisi bakımından (19-Sure-i Feth-sayfa-18-22) kitabımızdan küçük bir aktarmadır.

Dileyen bahsi geçen kitabın tamamını okuyabilir.


Aynı kitabımızın (19-Sure-i Feth-sayfa-97-98) den de küçük bir aktarma yapalım.


……………………Bu dünya âlemini, kişinin bireysel nefsiyle olup, Hakk’tan ayrı olarak gafletle geçirmesi, uykuda kalması. Gerçek manâ da Hakk ile yaşaması ise uykudan uyanması demektir.

İşte bu hakikat-i âlemde Peygamberler arasında ilk def’a Hz. Muhamed (s.a.v.) Efendimiz anlayıp ifşa etmiş ve Cenâb-ı Hakk’ta Ona hitaben.

Allah Teâlâ Peygamberine rü’yâsını hakkiyle doğru kılmıştır.” (48/27) Buyurulmuştur.

Burada ki, rû’ya bilindiği gibi, Mekke’nin fethi hususunda’dır ki; Fethin kemalidir.

“Fethi karib” (yakın feth) bir bakıma kişinin kendi nefsini, gerçek kişiliğini bilip fethetmesi, yani vehim ve hayalden beden mülkünü kurtarması ve bu gayede çalışması neticesinde oluşan başarısı ilk fetih olduğundan bu “yakın” fetih’tir. Aslında bu fetih oluşturulmayınca diğer fetihlere de yol yoktur.

“Fethi mübin” (açık feth) ise zâten açık olan bütün âlemlerde ki, Allah’ın zâtî tecellilerini görüp, farkedip, ona göre idrak ederek irfaniyyetinin artması, genişlemesidir. Bu da kişinin Hakk ile doğrulanmasıdır.

110/1. “Allah'ın nusreti ve fethi geldiği zaman.” Burada ise dikkat çeken husus (feth) in Allah-ın yardımıyla mümkün olabileceği gerçeğidir ki, eğitiminin mutlaka ehlinden alınması gerekir. Sâlik yakın feth’e ulaştığı vakitten sonra da bu fetihlerin devamı zât-î feth’ler

için mutlaka Allah’ın (c.c.) lühü yardımı,Nusret-i gerekmektedir. Ondan sonra.

110/2. “Ve Allah'ın dinine insanların nasıl fevc fevc girdiğini görürsün.” Allah’ın dîni demek, gerçek manâ da hakikat-i Muham mediyyeyi idrak etmektir, bu ise Cenâb-ı Hakk’ın bütün âlamlerinde ki zuhurunu müşahede etmektir. Bu anlayış ise “insanların” yani, diğer ismi (İnsan-ı kâmil) olan bu âlemlerin hakikatinin anlaşılmasıyla her mertebesi itibariyle idrak edilmesi “insanların bölük, bölük kişinin kendi din halkasına girmesi, yani tevhid bilgisinin artmasına sesbeb olmasıdır ki, görürsün” demek olur. Çünkü bizlerden ilk şart olarak (eşhedü) “müşahede-görüş” istenmiştir.

110/3. “Artık Rab'binin hamdıyla, hamdederek tesbihte bulun.” Bütün bu hakikatleri idrak ettikten sonra zaten kişinin nefs-î ve beşer-î kimliği kalmadığından yaptığı tesbihat-ı “Rabbı’nın hamd-ı” ile olacağından onun hakikati de (Elhamdülillâhi) olduğundan o tesbih ve hamdı ancak, kul ismi altın da rabb’ın yaptığı açık olarak ifade edilmiş olmaktadır. İşte bütün bu hakikatleri kendine yani ”beşeri ve nefsi kimliğine” bağlayıpta benliğe düşersen,

110/3. “ ondan mağfiret dile, şüphe yok ki: O tevbeleri çok kabul edici olmuştur.” Bütün bu hususlar idraklerinize sunulur. Yukarıda da fetihler’den basedilmişti bu kadarla bırakıp biz yine yolumuza devam edelim.

Kişilerin gece içinde uykuya yattıklarında gördükleri rû’ya-lar, rû’ya içinde rû’ya dır. Fiziken uyandıklarını zannedenler, aslında hiç bir zaman uyanmamışlar, Hakk ve irfaniyyetten uzak, uzun bir ilmi gaflet uykusunda bulunmaktadırlar.

Kişilerin gezmeleri, hareket etmeleri, gerçek manâ da yaşam değil, aynı uyur gezer kimseler gibidir ki, uykuda gezdiğinin farkında değildir. Gerçek bir irfan ehlinden uykudan uyanma eğitimi alınmasa, kişi bu uyku dünyasından ahiret âlemine yine uykulu ve rû’ya âleminden geçer gider haberi bile olmaz. Orada da hayatı oranın şartlarına göre olan, yine rû’ya âleminde yaşamını sürdürür.

Bunun çaresi bu gün bu âlemde uykudan uyanmaktır.

İşte bu dünya uykusundan nusret/yardım ederek uyandıranlardan biri de Nusret Babamız idi. Bu yardım ve gaflet uykusunda uyandırmaları kitapları ve evlâtları ile halen devam etmektedir. Allah Nusret Babamız ve Rahmiye Annemizden sonsuz razı olsun. Amîn.


Nusret mayın gemisi.

Söz buraya gelmiş iken Nusret mayın gemisinden bahsetmeden geçmek olmazdı. Bu yüzden bende gemi hakkında internetten derlediğim bilgiyi de ilâve etmeyi uygun buldum. Bilindiği gibi Nusret Babamda aynı zamanda gemici idi, bu yüzden bu gemi ile hem ismen hemde mesleken batıni bağlantısı vardır.

O’da nice nice benlik, nefis gemilerini, nefsin hayal deryalarında, batırmış kimselerdendir.


Nusret Mayın Gemisi Hakkında Bilgi

İnternetten alınan bilgidir.

http://www.nusratmayingemisi.com/nusratkunye.php

Bu Yazıda Okuyacaklarınız:

Nusret Mayın Gemisi

Nusret Mayın Gemisi’nin Künyesi

Nusrat Mayın Gemisi Mürettebatı

Karanlık Liman ve Nusret Mayın Gemisi

Karanlık Liman Harekatı

Harekatın Etkileri ve Hakkında Söylenenler

Nusret Mayın Gemisi

Çanakkale savaşları deyince akla ilk gelen ve bu savaşların simgesi olan kahraman Nusret Mayın gemisidir. 18 Mart Deniz Savaşı’nda Müttefik Donanmasını dağıtan, Müttefik Komutanlarını şaşkınlığa uğratan, Türk askerine moral, Türk Milleti’ne sevinç kaynağı olan 26 mayınla bir yazgının değişmesine sebep olan bir kahramanlık hikayesidir Nusret Mayın Gemisi.

Nusret Mayın Gemisi’nin başarısı o kadar büyümüştür ki destansı özellikler katılarak menkıbe kitaplarında baş köşeyi almıştır. Çoğu kaynakta “17 Mart’ı, 18 Mart’a bağlayan gece” diye başlar Nusret’in serüveni. Bu verilen tarih doğru olmamakla birlikte, olayın dramatik yanını artırması açısından kullanılmıştır. Nusret’in kahramanlık hikayesi çok önceden başlar; Nusret Mayın Gemisi Boğaz sularına 3 Eylül 1914’te geldi.


Almanya’da özel olarak inşa edilmiş bu tekne, dar alanlarda kolayca manevra yapabiliyor ve az su çektiğinden mayın alanları üzerinde güvenle dolaşabili-yordu.

Nusret Mayın Gemisi’nin Künyesi

Adı ye Tipi

NUSRAT – Mayın Gemisi

İnşaa Tarihi ve Yeri

1911-Kiel Almanya

Tonajı

365 Ton

Askerî Hizmete Girişi

Boyu ve Eni

40m.-7.5m.

Derinliği

3,4 m.

Çektiği Sn

2 m.

Silahları

1 Adet 7,5/40 Top 2 Adet

4,7 top, 2 mk. 5b.

Mayın Kapasitesi

40 Adet

Sürati

15 mil

Terhis Târihi

Gemi Komutanı

Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey

Mayın Grup Komutanı

Yüzbaşı Hâfiz Nazmi Bey

Mürettebat Sayısı

61 kiş

Nusrat Mayın Gemisi Mürettebatı

Hafız Nazmi Bey: Balkan Savaşı’ ndan sonra Çanakkale Boğazı Mayın Grup Komutanlığı’ na ve Kılavuzluğa atanmıştır. Balkan Savaşı’nda bir iki düşman gemisini batırmıştır. 18 Mart 1915’te kazanılan başarıda büyük pay sahibi olan Hafız Nazmi Bey binbaşılıktan emekli olmuştur. Binbaşı Nazmi (Akpınar) 65 yaşında iken 5 Mayıs 1940’ da vefat etmiştir.

Tophaneli Hakkı: Nusrat Mayın Gemisi komutanıdır. Bu görevden iki gün önce kalp krizi geçirmiştir. Tüm ikazlara rağmen bu göreve katılmak istemiştir. Mayınların döşenmesinden sonra, geminin düşman projektörlerine yakalanıp, görev başarısızlığa uğrayacak korkusuyla ikinci bir krizle, Çanakkale’ ye dönemeden vefat etmiştir. Şahadet şerbetini içmiştir.

Diğer Personel: Güverte Yüzbaşısı Hüseyin, Onyüzbaşı Çarkçı Ali, İkinci Çarkçı Ahmet, Üçüncü Çarkçı Yüzbaşı Hasan, Elektrik Zabiti Mülazım Hasan, Top Zabiti Mülazım Kadri Bey ve elli dört nefer.

Gösterdiği Yararlılıklar

18 mart 1915’de, Çanakkale Deniz Harbinde düşman gemilerinden, İngiliz donanmasına ait IRRESISTTBLE ve OCEAN gemileriyle, Fransız donanmasına ait BOUVET zırhlı gemilerinin boğazın karanlık sularına gömülmesini sağlayan mayınları döşemiştir.

Makus Talihi

1955 yılında “terhis edildikten” sonra, 1962 yılında satılarak şekli değiştirildi ve çeşitli deniz nakliyat şirketlerince “kuru yük gemisi” olarak kullanıldı. “Ekonomik ömrünü tamamladı” gerekçesiyle terk edildi ve 1990 yılı Nisan ayında Mersin Limanında battı. 1999 yılında Gönüllü kişilerce tekrar yüzdürüldü, “müze”olarak kullanılması için düzenlenen kampanyalara kimse ilgi göstermeyince “jilet” yapılmaya mahkûm edilmişti.

116

Sonuç

2003 yılında, “Nusrat, Mersin Limanında jilet olacağı günü beklerken biz burada rahat uyuyamazdık” diyen ve kadirşinas Türk Milletinin hislerine tercüman olan Tarsus Belediyesi’nce, Tarsustaki Çanakkale Parkında Müze olarak sergilenmeye başlamıştır. Şimdi huzur içinde… Seni unutacağımızı Sandın güzel nusrat?

Karanlık Liman ve Nusret Mayın Gemisi

Müttefik donanmasının boğazlardaki tabyaları bombalamaya başlamaları (Şubat 1915) ile birlikte Mart ayına kadar geçen süre içinde, dünyanın en büyük donanması boğaz önünde toplanıyor, keşif uçuşlarıyla mayın alanları belirleniyor, mayın araştırma ve keşif gemileri boğazın içlerine kadar girip mayınları temizliyorlardı. Nusret’in mayınlarını döktüğü Karanlık Liman önündeki mayın hatları ise tamamen temizlenmişti.

Uzun süreli bu temizlik çalışmalarının ardından Müttefik donanmasının boğazı geçme girişiminde bulunacağı kesinde. Bunun üzerine Müstahkem Mevkii komutanlığı daha önceden düşündüğü gibi, bir Alman subayının da teklifiyle elde kalan son 26 Mayını Karanlık Liman’a dökme kararı aldı.

Bu olayın içinde yaşayan Müstahkem Mevkii Kurmay Başkanı Selahattin Adil anılarında şöyle yazmaktadır :
“Düşman kesin saldırısının birkaç gün içinde yapılacağı belli oluyordu. Deniz işlerine bakan ve izleyen tecrübeli, sevimli, uysal bir ihtiyar olan Alman Amirali Menter Paşa’nın teklifine uyularak, geride kalan yedek mayınların atılmasına karar verilmiş ve 30 kadar mayın Nusret gemisinde hazırlanmıştı.” Böylece Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa’nın da görevlendirilmesiyle, Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey komutasındaki Nusret Mayın gemisi 7/8 Mart gece

yarısından az sonra göreve çıkıyordu. Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar) Bey’de Nusret Mayın Gemisi’ndeydi.

7/8 Mart gece yarısından az sonra sisli bir havada Çanakkale’den ayrılan Nusret Mayın Gemisi bütün ışıklarını söndürmüş, kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmışlardır. Daha önceden dökülmüş olan mayınların arasından, Nazmi Bey’in kılavuzluğunda geçerek karanlık Liman’a doğru ilerlemeyi sürdürürler. Kıyıya paralel olarak 100’er metre aralıklarla ve suyun 4,5 metre altında 26 mayın da sessizlik içinde dökülür. Görev tamamlandığında yine aynı sessizlik ve dikkatle geriye dönen Nusret Mayın Gemisi, bir savaşın kaderini değiştirecek 26 Mayınlık imzasını bırakmıştır geride.

Ertesi günlerde, Müttefikler tarafından yeni keşif uçuşları ve mayın taramaları yapılmıştır. Her nasılsa bu 26 sürpriz mayın kendilerini saklamayı başarmıştır. Hatta Karanlık Koy’da mayın bulunmadığına dair rapor veren İngiliz Pilot, bu sürpriz mayınların başarısından bir gün sonra kurşuna dizilmiştir.

18 Mart günü yaşananlar Türk tarihinde gerçek bir zaferdir. Bu zaferde Nusret Mayın Gemisi’nin başarısı tartışılmazdır. Winston Churchill 1930’da “”Revue de Paris” dergisinde bu olayı şöyle yorumluyordu.
“Birinci Dünya Harbi’nde bu kadar insanın ölmesine harbin ağır masraflara mal olmasına, denizlerde 5,000 tane ticaret ve savaş gemisinin batmasına başlıca neden, Türkler tarafından bir gece önce atılan ve incecik bir çelik halat ucunda sallanan 26 adet mayındır.” Görüldüğü gibi Nusret Mayın Gemisi ve 18 Mart Zaferi bütünleşmiş ve bu zaferle birlikte anılan bir destana dönüşmüştür.

Nusret Mayın Gemisi 2000 yılı itibariyle hala Mersin’de bulunmakta, batmaması için vakıflar ve gönüllüler yardımı ile içindeki su boşaltılmaktadır. Belki Yavuz ve

Midilli gibi jilet olmayacaktır, ama bu kaderi paylaşma-mak için yardıma ihtiyacı vardır.

Karanlık Liman Harekatı

17 Mart’ı 18 Mart’a bağlayan gece (zira 7-8 mart arasındakiler bulunmuştur) Nusrat mayın gemisi Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey(operasyon esnasında projektörlerin Nusret’i ele vereceği esnada Türk tarafından da projektörlerin açılması ve Nusret’in o esnada görünmez hale gelmesi esnasında kalp krizinden şehit düştü. Zira daha önce de bir kalp krizi geçirmişti fakat bu göreve gitmek istedi.) ve Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar) Bey komutasında düşman gemilerinin projektörlerine aldırmadan Anadolu yakasındaki Akyarlar’a mayınlarını bıraktı.Geminin çarkçı başısı ön yüzbaşı Çarkçı Ali ( Denizalp) efendidir


Böylece bu vesile ile Çanakkale savaşlarının hatıralarınıda yadetmiş olduk. O savaşlarda şehit olanlara Cenâb-ı Hakk ahrette hak ettikleri makamları nasib eder İnşeallah ruhları şad olsun.

Gerek nusret Babamın gerek Nusret mayın gemisinin kaderleri bir imiş, Nusret Babam nefs deryasında hayal ve vehmin gemilerini mayınlayıp batırıyor idi.

Nusret mayın gemisi de vatan topraklarını korumak için boğazda düşmanlarımızın demir gemilerini batırmakla her ikiside görevlerine yerine getirmiş ve hayatlarının sonuna kadar bu halleri ile mücadele edip kendi hallerinde şehit şahit olmuşlardır. Böyle aralarında isim benzerliğinden yaşam ve hâl benzerliğide bulunmuştur.


Böylece Nusret Babamızın da hatırasını yadederek bu kitabımızı da bitirmiş olduk, Rabb’ımıza şükrederiz.

Gayret bizde muvaffakiyet Hakk’tandır. T.B.

Terzi Baba Baskısı olan kitaplar.

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca”

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye:

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

16. Divân (3)

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.)

35. Fâtiha Sûresi:

39. Terzi Baba: (2)

41. İnci tezgâhı:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi:

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.)

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

67. 067-Mülk Sûresi:

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

91-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

95- Terzi Baba-(8) (19/53)

96- 41-Fussilet Sûresi.


(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız:


6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve hakikatleri:

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri.

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem-safiyeti. Safiyyullah. (a.s.)

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.


Terzi Baba kitapları sıra listesi

KAYNAKÇA

1. KÛR’ÂN VE HADîS :

2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

(Gönülden Esintiler)

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca”

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)