Vasbir lihukmi rabbike fe-inneke bi-a'yuninâ(s) ve sebbih bihamdi rabbike hîne tekûm(u)
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et.
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.
Bu ayet, sabır, ilahi gözetim ve tesbih kavramları etrafında şekillenmektedir. Kelimelerin kök anlamları, ayetin temel mesajı olan Allah'a tevekkül ve O'nu anmanın derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır (صبر), nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak ve tahammül etmektir. Ayetteki 'vasbir' emri, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Rabbinin hükmüne rıza göstererek, zorluklara karşı metanetini korumasını ifade eder. Bu, sadece beklemek değil, aynı zamanda ilahi takdire teslimiyetle birlikte gelen bir dayanıklılıktır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sabır, nefsin arzu ve isteklerini kontrol altında tutarak, musibetlere karşı direnç göstermesidir. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in tebliğ sürecinde karşılaştığı zorluklara karşı Allah'ın emriyle sebat etmesini ve ilahi takdirin gerçekleşmesini beklemesini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hüküm (حكم), Allah'ın emri, kazası ve takdiridir. Ayetteki 'lihukmi Rabbike' ifadesi, Allah'ın peygamberine yönelik takdir ettiği her türlü durumu, özellikle de tebliğ sürecindeki zorlukları ve nihai zaferi kapsar. Peygamberin bu ilahi takdire sabretmesi emredilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hüküm, bir şeyi sağlamlaştırmak, kesinleştirmek ve onu uygulamaktır. Allah'ın hükmü, O'nun iradesinin tecellisi olup, ayetteki bağlamda, Hz. Peygamber'in tebliğ görevi ve bu görevin sonuçlarına dair ilahi planı ifade eder. Bu hükme sabırla teslimiyet istenir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): 'Bi-a'yuninâ' (بأعيننا) ifadesi, mecazi olarak Allah'ın gözetimi ve koruması altında olmayı ifade eder. Göz (عين), Arapçada koruma ve dikkatle bakma anlamlarına gelir. Ayetteki kullanımı, Hz. Peygamber'in Allah tarafından özel olarak korunduğunu ve O'nun himayesinde olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ayn' (göz) kelimesi, Allah'a atfedildiğinde, O'nun her şeyi kuşatan bilgisi ve koruyucu gözetimi anlamını taşır. 'Bi-a'yuninâ' ifadesi, Allah'ın Peygamber'e olan özel ilgisini, O'nu düşmanlarından ve zorluklardan koruduğunu sembolize eder, bu da Peygamber'e güven ve teselli verir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tesbih (تسبيح), Allah'ı her türlü noksanlıktan uzak tutmak, O'nu yüceltmek ve O'na hamd etmektir. Ayetteki 've sebbih' emri, Hz. Peygamber'in Allah'ın lütuf ve korumasına karşılık O'nu övgüyle anmasını, O'nun kudretini ve azametini dile getirmesini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tesbih kelimesi, Allah'ı kemal sıfatlarıyla anmak ve noksan sıfatlardan tenzih etmek anlamını taşır. Ayetteki 'kalkarken Rabbini överek tesbih et' ifadesi, günlük hayatın her anında, özellikle de önemli anlarda Allah'ı anmanın ve O'na şükretmenin önemini vurgular. Bu, aynı zamanda bir şükran ifadesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hamd (حمد), birinin güzel vasıflarını ve iyiliklerini övgüyle anmaktır. Ayetteki 'bihamdi Rabbike' ifadesi, tesbihin hamd ile birlikte yapılmasını emreder. Bu, Allah'ı sadece noksanlıklardan tenzih etmekle kalmayıp, aynı zamanda O'nun mükemmel sıfatlarını ve ihsanlarını da dile getirerek yüceltmek anlamına gelir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hamd, minnet ve şükran duygusuyla birlikte yapılan övgüdür. Ayetteki 'bihamdi Rabbike' ifadesi, Allah'a yapılan tesbihin, O'nun nimetlerine ve lütuflarına karşı duyulan şükranla birleşmesini ifade eder. Bu, kulluğun en yüce mertebelerinden biridir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kıyam (قيام), bir yerden kalkmak veya bir işe başlamak anlamlarına gelir. Ayetteki 'hîne tekûmu' ifadesi, uykudan kalkma anını veya herhangi bir işe başlama anını ifade eder. Bu, günün başlangıcında veya önemli bir eyleme girişirken Allah'ı anmanın önemini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kıyam, mecazi olarak bir duruma veya eyleme geçmeyi ifade eder. 'Hîne tekûmu' ifadesi, sadece fiziksel olarak kalkmayı değil, aynı zamanda bir göreve veya sorumluluğa başlarken de Allah'ı anmanın gerekliliğini işaret eder. Bu, her başlangıcın Allah'ın adıyla olması gerektiği mesajını taşır.
Tûr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~ ~ ~
52.48 - Vasbir lihukmi rabbike feinneke biağyuninâ ve sebbıh bihamdi rabbike hîne tekûm.
52.48 – “Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin, kalktığında Rabbini hamd ile tespih et.”
Aklı cüz’ün ile düşündüğün kararlar verdiğin bazı tasarıların olmaz ise, “Rabbinin hükmüne sabret.” Bütün âlemi kendi varlığı içinde, ihata etmiş olan Cenâb-ı Hakk, “Çünkü sen gözlerimizin önündesin,” hükmü ile açık olarak yalnız başına olmadığını bildirmektedir. O halde, “kalktığında” yani gaflet uykusundan veya beden uykusundan kalktığında, “Rabbini hamd ile tespih et.” Yani, Rabb’ı nın hamdıyla hamdet, Rabb’ı nın hamdıyle hamdetmek ise, bütün varlığın Rahmaniyyet mertebesin-den zuhur etmesiyle, her mahalde Rububiyyet esma mertebesinden zuhura geldiklerinde, kendi özellik ve hakikatlerini ortaya getirmeleri, onların hamdıdır, bu hakikat-i idrak edebilen sâlik-yolcu da Rabb’ı nın hamdı ile hamdetmiş olmaktadır.
---- 18 - Kehf Suresi - Ayet 28
~~18.28~
وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذٖينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدٰوةِ وَالْعَشِىِّ يُرٖيدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرٖيدُ زٖينَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰیهُ وَكَانَ اَمْرُهُ فُرُطًا
~ ~ ~
18.28 - Vasbir nefseke meallezîne yed'ûne rabbehum bil ğadâti vel aşiyyi yurîdûne vechehû ve lâ tağdu aynâke anhum, turîdu zînetel hayâtid dunyâ ve lâ tutığ men
ağfelnâ kalbehû an zikrinâ vettebea hevâhu ve kâne emruhû furutâ.
18.28 - Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
İki âyet-i kerîme de “Vasbir-sabret” diye başlamakta-dır, bu sebebten, faydalı olur düşüncesi ile, (31) sıra nolu kitabımızdan. (18 – Kehf suresi 28 Ayet)ini de buraya ilâve etmeyi uygun buldum.
Bu Ayeti Kerim’e çok dikkatimi çeken bir Ayeti Kerim’e idi, bu Ayeti Kerime’nin yaşantısını kendime düstur edindim ve halâ da devam ediyor.
Nefsinle sabret, nefsinle sabretmesini öğren, sabrın nefsle yapılmasını tavsiye ediyor Cenâb-ı Hakk, o nefsinle sabreden kimselerle birlikte, demek ki sabretmenin özelliklerinden birisi sabredenleri bulup onlarla ünsiyet edip birlikte sabretme yolunu seçmek ve onlardan dayanak almak, insan kolay kolay yalnız başına yapamaz, yapsa da çok ileri götüremez. O kimselerle ki onlar Rablarını davet ediyorlar, sabah ve akşam ve Rab’larının vechini talep ediyorlar, bakın cenneti değil ve sakın onlardan gözlerini ayırma. Sıkıntılı zamanlarda okunduğunda hemen faaliyete geçen bir Âyettir, herkesin ezberleyip okumasını tavsiye ederim, çünkü ne cennet, ne mal ne mülk var, sadece Rabbının vechi var ve nefsi, yani kişinin bütün varlığını devreye sokuyor. Dünyayı talep eden ve kalbi gaflette olan kimselere uyma, zikrimizden gaflette olanlara uyma, onlar hevasına tabi olan kimselerdir, o zaman işinde aşırı gitmiş olursun, yani İlâh-î hükümlerin dışına çıkmış olursun. Nefis mertebesinde, nefis eğitiminde bu Âyeti Kerime çok büyük yol göstericidir.