Em lehum sullemun yestemi'ûne fîh(i)(s) felye/ti mustemi'uhum bisultânin mubîn(in)
Yoksa onların, kendisi vasıtasıyla (ilahi vahyi) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? (Eğer varsa) dinleyenleri, açık bir delil getirsin!
Yoksa kendilerine mahsus (üzerine çıkıp sırları) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsin.
Tûr Suresi 38. ayet, müşriklerin vahiy iddiasını çürütmek için kullanılan retorik bir soruyu ve meydan okumayı içermektedir. Ayet, 'süllem' (merdiven) ve 'sultân' (delil) gibi anahtar kavramlar üzerinden ilahi bilginin kaynağına ve ispatına vurgu yapmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Süllem kelimesi, yükselmeye yarayan, basamakları olan şeye denir. Ayetteki kullanımı, müşriklerin ilahi bilgiye ulaşma iddialarının imkansızlığını vurgulamak için mecazi bir anlam taşır; sanki göğe çıkıp vahiy dinleyebilecekleri bir araçları varmış gibi bir varsayım sunulur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Süllem, burada 'merdiven' anlamındadır ve müşriklerin gökten haber alma iddialarını çürütmek için kullanılmıştır. Onların böyle bir araca sahip olmadıkları, dolayısıyla iddialarının temelsiz olduğu ima edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'süllem' kelimesi, nadiren geçse de, genellikle ilahi bilgiye veya göğe ulaşma imkansızlığını vurgulayan bir metafor olarak kullanılır. Bu ayette, peygamberin vahiy kaynağını sorgulayanların, kendilerinin de benzer bir kaynağa sahip olup olmadığını sorgulayan retorik bir araçtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İstima' fiili, dikkatle dinlemek, kulak vermek anlamına gelir. Ayetteki bağlamda, müşriklerin peygamberin vahiy iddiasına karşılık, kendilerinin de gökten haber dinleyip dinlemedikleri sorulur; bu da onların böyle bir yeteneğe sahip olmadıklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sem' kökünden türeyen istima', bir şeyi işitmek ve anlamak için çaba sarf etmek demektir. Ayette, ilahi vahyi dinleme eylemi üzerinden, bu bilginin kaynağının ve doğruluğunun sorgulanması söz konusudur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İstima' fiili, Kur'an'da genellikle vahyin alınması, dinlenmesi ve ona kulak verilmesi bağlamında kullanılır. Bu ayette, müşriklerin vahiy dinleme iddialarının temelsizliğini ortaya koymak için bir meydan okuma olarak yer almaktadır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ety kökünden türeyen 'ye'ti' fiili, gelmek, getirmek anlamlarına gelir. Ayetteki emir kipiyle kullanımı, müşriklerden iddialarını destekleyecek somut bir delil getirmelerinin talep edildiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Fiilin bu formu, bir şeyi hazır etme, sunma veya ortaya koyma anlamını taşır. Ayette, 'dinleyenleri açık bir delil getirsin' ifadesiyle, iddiaların boşluğunu ortaya koymak için bir meydan okuma sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Müstemî', istima' fiilinden türeyen ism-i faildir ve 'dinleyen' anlamına gelir. Ayette, müşriklerden, eğer gerçekten gökten haber dinleyenleri varsa, onların bu iddialarını ispatlamaları istenir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Müstemî', bir şeyi dikkatle dinleyen, kulak veren kişidir. Ayetteki kullanımı, müşriklerin iddialarının temelsizliğini vurgulamak için, varsayımsal olarak var olan 'dinleyicilerinin' bir delil getirmesi talep edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sultân kelimesi, güç, otorite ve delil anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, bir iddianın doğruluğunu ispatlayan, karşı konulamaz, açık ve ikna edici bir kanıtı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sultân, bir şeyi ispatlayan, onu güçlendiren ve başkalarını susturan delildir. Bu ayette, müşriklerin vahiy dinleme iddialarının geçersizliğini ortaya koymak için, onlardan böyle bir 'sultân' getirmeleri talep edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'sultân' kavramı, genellikle ilahi otoriteyi, peygamberlerin mucizelerini veya bir iddianın doğruluğunu kanıtlayan açık delilleri ifade eder. Bu ayette, müşriklerin iddialarına karşı bir meydan okuma olarak, onların da ilahi bir 'sultân'a sahip olup olmadıkları sorgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mübîn, beyan eden, açıklayan, apaçık olan demektir. Ayetteki 'sultânın' niteliğini belirterek, istenen delilin herhangi bir şüpheye mahal vermeyecek kadar net ve anlaşılır olması gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beyn kökünden türeyen mübîn, bir şeyi açıklayan, ortaya koyan ve netleştiren anlamına gelir. Ayette, getirilecek delilin sadece bir delil olmakla kalmayıp, aynı zamanda açık ve anlaşılır olması gerektiği belirtilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mübîn kelimesi Kur'an'da sıkça geçer ve genellikle 'açık, net, apaçık' anlamlarını taşır. Bu ayette, 'sultân' kelimesini niteleyerek, istenen delilin herkes tarafından anlaşılabilecek ve kabul edilebilecek nitelikte olması gerektiğini vurgular.
Tûr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
~ ~ ~
52.38 - Em lehum sullemuy yestemiûne fîh, felyeé'ti mustemiuhum bisultânim mubîn.
52.38 – “Yoksa onların, kendisi vasıtasıyla (ilâhî vahyi) dinleyecekleri bir merdivenleri mi var? (Eğer varsa) dinleyenleri, açık bir delil getirsin!”
Onlardan birinin yaptıkları bir Mi’raçları varsa anlatsın-lar ve açık delil getirsinler.